Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Adab-ı devlet...

BİZİM işimiz áleme üslup dersi vermek değil. Hoş görülsün... Ama her gün karşınızda her soruya yanıt veren, her söyleneni karşılıksız bırakmayan bir Başbakan varsa, onun dili, üslubu ve kullandığı deyimler, ister istemez herkes gibi sizin de dikkatinizi çeker, ilgi alanınıza girer.

Son günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan yine asabi bir üslupla konuşmaya başladı.

Asabiyeti anlarız da önceki gün Milliyet Gazetesi’nin yaptığı toparlamada görüldüğü gibi ‘insan’lardan söz ederken ‘eşya’ için kullanılan ‘bunlar’ kavramını kullanmasını, ‘yahu’lu, ‘ya!’lı konuşmanın bir Başbakan’a yakışmadığını bilmemesini anlayamayız.

Meslektaşımız Bülent Sarıoğlu güzel örnekler bulmuş ama nedense ‘Benim bakanım, benim müsteşarım’ türü sözlerin üzerinde durmamış. Oysa bunlar bize kalırsa daha önemli.

Önemli; çünkü ötekiler nihayet dil inceliğinin bazı muhitlerde itibar görmediğini gösteriyor. Oysa ‘Benim bakanım, benim müsteşarım’ türü sözler, bunu söyleyenin devlet (yahut kurum) ile kendisini karıştırdığını yahut da aynileştirdiğini ortaya koyuyor. Eğer öyle bir durum olmasa, ‘Benim bakanım’ yerine örneğin Sayın Başbakan pekálá ‘hükümet üyesi arkadaşım, bakan arkadaşım’ gibi ilgilinin görevine ve kişiliğine daha saygılı bir üslup kullanır.

Aynı şekilde ne demek ‘Benim müsteşarım?’

Sayın Başbakan’dan öğrenmiş olmalı ki Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de geçen gün ‘Kendisi benim üniversiteden hocamdır’ diyerek atıfta bulunduğu Bakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Necati Birinci’den ‘Benim müsteşarım’ diye söz ediyordu.

Aynı şekilde ‘Benim genel müdürüm’ demekten pek haz duyan bakanlar da var. Sanki devletin önemli bir makamını işgal eden o üst düzey bürokratın maaşını cebinden ödüyormuş gibi...

Aslında bu ‘benim’li üslubu icat eden Sayın Süleyman Demirel’dir. Ama onun ‘benim’ dedikleri devlet görevlileri değil, oy istediği seçmen kitlesiydi. Maksadı da ‘O bana bağlı biridir’ mesajını verip ilgiliyi küçültmek değil, muhabbet gösterip oy almaktı. Nitekim Demirel yeri gelince ‘Gardaşım’ der, ‘O goley!’ (kolay) gibi telaffuz hatalarından da kaçınmazdı ama hiçbir zaman devlet terbiyesinin gerektirdiği üsluptan ayrılmazdı.

Gerçekten devlet de, vatandaş da kendi yöneticilerinde ‘devlet adamı’ tavrı ve üslubu arar. Örneğin dikkatsiz biri iseniz, bir konuyu ‘Cumhurbaşkanına söylediğinizi’ ifade edebilirsiniz. Nitekim merhum Turgut Özal başbakanlığı döneminde ikide bir, ‘Cumhurbaşkanına söylediğini’ veya ‘ilettiğini’ söylerdi.

Oysa Cumhurbaşkanına bir şey ‘söylenemez’ veya ‘iletilemez’ ancak ‘arz edilebilir’ veya ‘sunulabilir’.

Neyse ki, kendi mektebinden yetişenlerden bazıları da sonra Özal’a ‘arz’ etmediler, ‘sunmayı’ da öğrenemediler. Onun yerine ya ‘söylediler’ yahut da ‘ilettiler’ de, denge sağlandı.

Tabii o arada devletin üst kademelerinde, devlet adabı yerine hálá sürüp gelen özensizlik egemen oldu.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI