"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Açlık ve öfke

ORDU’da önceki günkü fındık mitinginde yaşananlar tek bir sözcükle ifade edilebilir:<br><br>"Öfke..."

Geçen cuma günü ‘fındık patlıyor’ demiştik, patladı.

Türkiye’de sadece bir ürüne dönük tepki üzerine ilk kez bu kadar büyük bir miting yapılmış oldu; geçen yıl Manisa’daki ‘tarım mitingi’ gibi...

Dünya üretiminin yüzde 95’ine hakim olduğumuz, yılda 2 milyar dolar döviz girdisi sağlanan ‘milli ürün’ üzerine oynanan oyunlara karşı en büyük tepkisini gösterdi Karadenizli üretici... Bu miting, ‘Başdanışmanı’nın ‘Bu fiyatlar iyidir’ demesine bağlı olarak Başbakan'ın ‘Fındık pahalı’ sözleri ile kendileriyle alay edildiğinin dışa vurumu oldu.

“Terör bölücülük de, insanı aç bırakmak bölücülük değil mi?” pankartı her şeyi ifade ediyordu.

Üreticinin kızgınlığının bir başka kaynağı da ne biliyor musunuz? TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun, pazar günkü mitingden önce bölgeye gelerek Bakanlar Kurulu’nun pazartesi günü (dün) fındık konusunu gündemine aldığını söylemesi... Bu konudaki haberlerin mitingin yapıldığı gün gazetelerde yer alması tepkiyi engelleyemedi.

Bizler her konuda çözümü son anda düşünüyoruz.

Giresun’dan Fiskobirlik üyesi bir üretici bize şunları söyledi:

“Bakanlar Kurulu fındığı masaya yatırdığını son gün Hisarcıklıoğlu tarafından açıklatıyor. Hükümetin sözcüsü yok mu, bölge milletvekilleri adam yerine konmuyor mu? Yoksa, TOBB Ziraat Odaları Birliği mitingden rahatsız mı oldu? Görüldüğü gibi hiçbir güç mitingi sabote edemedi, üretici özgür iradesiyle hükümete ders verdi.”

Üretici okurumuz, “Fındık fiyatı yükselirse, komşularımız uyanıp fındık ekmeye başlarmış... Buyurun eksinler, fındık altı ayda hasat edilecek bir ürün değil. Dikildikten sonra meyvesini 10 yıl sonra verdiği bilinmiyor mu?” diyor.

Öfke ile alay edilirse sonuç böyle olur.

 

İLGİNÇ DİYALOG

 

Gazetelere de yansıdı; AKP’li bir milletvekili, Ordu Emniyet Müdürü Enver Yılmaz’ı telefonla arayarak üreticilerin 9 saat süreyle kapattığı “Ordu-Samsun yolunu açması, kalabalığı dağıtması” gibi talimat veriyor. Aslında müdürün çabası bu yolda, uyarıya gerek yok. Ama, vekil olaya müdahil olmak istiyor; ‘fetva’ vermek istiyor.

Müdür ise ‘vekilim’ diyerek yanıtı oturtuyor.

”Ne yapacağım, ben bu insanları öldüreyim mi? Gel kendin konuş?” diyerek telefonu kapatıyor.

Telefonu yine çalınca, "Geleceğim buraya dediniz ya sayın vekilim. Açın diyorsunuz ama buna bizim gücümüz yetmez” diyor. Kısa süren bir suskunluktan sonra da, “En fazla yarın bavulumu toplayıp giderim” diyerek telefon kapatıyor.

Bu sırada bu konuşmayı dinleyen bazı üreticiler, Müdür Rıdvan Güler’i alkışlıyor.

Vekilin, -AKP Ordu Milletvekili Enver Yılmaz olduğu söyleniyor- bir hukukçu olarak Emniyet Müdürü’ne, amirinden başka kimsenin talimat veremeyeceğini herkesten iyi bilmesi gerekiyor. Demek ki, ilindeki Emniyet Müdürü'nün Diyarbakır’da 7 yıl nasıl görev yaptığını, meslekteki başarılarını hiç bilmiyor.

 

FINDIK, ZAPSU’NUN ÜRÜNÜ MÜ?

 

Fındığı biz üretiyor, pazarı biz yaratıyor ve fiyatı da biz tespit ediyoruz.

İşte sakatlık burada karşımıza çıkıyor. Cüneyd Zapsu (dolayısıyla iktidar) “Ayıp olur, fiyatı yüksek tutmayalım, ithalatçılar sonra bize kızarlar, onlara ayıp etmeyelim” diyor.

Fiskobirlik’e kredi açılmaz, geçen yılki 6-7 YTL’lik fiyat 2-2.5 YTL’ye düşerse, spekülatif oyunlar oynanmaya devam ederse, bu gelişmeler bazı şeylerin başlangıcı olabilir.

 

İktidar 'ah' aldı

 

DEMOKRAT Türkiye Partisi’nde bir dönem genel başkanlık yapan M. Ali Bayar şunları söylüyor: “Benim bölgem Sakarya da bir fındık üretim merkezi, ben de mitingi izledim. Milletin makus talihi Ordu meydanından döndü, kendi kaderini eline aldı. Millet, kendisinin alternatif olduğunu gösterdi. Halkın mağduriyetinin üzerine bu ah da alınarak ülke kolay kolay idare edilemez, iktidar kalınılamaz artık. 600 bin üretici, bu gelirden dolayı bir şekilde etkilenen 6 milyon insana karşı, iktidarı vicdanlı davranmaya davet ediyorum.”

 

Hükümet, oyunları bozdu

 

“GENELKURMAY Başkanlığı’na atama neden geciktiriliyor” (27.7.2006)yazımızda sözü edilen değerlendirmeler yerini buldu.

Cumhurbaşkanı Sezer, Bakanlar Kurulu’nun gönderdiği Orgeneral Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı'na atanmasıyla ilgili kararnameyi onayladı.

Hükümet, teamül dışında da olsa ilgili prosedürü yerine getirdi ve sonuçta Türkiye kazandı.

Hükümet doğru olanı yaptı.

Sınır ötesi harekâtın gündemde olduğu, İsrail’in Filistin’e saldırısı sırasında bu atamanın, Askeri Şûra toplantısından önce yapılması hükümet üzerindeki spekülasyonları geçersiz kıldı.

TSK üzerindeki oyunların oynanmasını engelledi.

Bu durumda komuta kademesindeki atama zinciri bozulmadı.

Orduda bu atamayla moral motivasyonu sağlandı.

 

Üç misyon ‘adamı’

 

ÖNCE Reha Mağden, sonra Halit Çapın ve şimdi de Duygu Asena’yı peş peşe kaybettik.

Türk medyasının ‘madeni’, ‘çapı’ ve ‘duygu’su idiler; dürüst ve cesur.

Reha gazeteciliği yanında müthiş duygulu bir kalem ustasıydı; Halit Ağabey de öyle ama daha keskin bir kalemdi; onunla mafya grupları bile baş edemedi. Çapın’ın eski baldızı Duygu ise kadınlara ‘hak’kı, ‘duygu’yu, ‘aşk’ı ve de ‘yaşamayı’ tattıran bir sevgi insanıydı.

50’li, 60’lı ve 70’li yaş gruplarının temsilcisi sayılırlardı.

Parlak gazetecilikleri, usta kalemleri ve en önemlisi taşıdıkları misyon, ortak temel özellikleriydi.

Gelecek kuşakların kendilerini örnek almaları olanaklı mı, bu manzara karşısında pek görülmüyor.

Ergil Tezerdi de, basının bir başka dünyasının önemli ve saygın bir ismiydi; dostu çoktu.

Hepsi de kansere boyun eğdiler.

Dostlukları ve candanlıkları ile kendilerini sevenlerin yüreklerini sızlattılar.

(Rahatsızlıkları öncesinde ve sonrasında onları yalnız bırakmayan, bizleri sık sık haberdar eden Nazım Alpman’a herkes adına teşekkürler.)

 

THY’nin özensizliği

 

THY ile 27 Haziran günü TK 336 İstanbul-İzmir 19.00 uçağı ile İzmir’e uçtum. Bu sırada başımıza gelen bir olayı anlatmak istiyorum:

Saat 18:30‘da 'salona gidiniz' (ekranlarda görünmeyen) anonsu yapıldı. Bende yurtdışında geldiğimden dolayı biraz acele ederekten hemen 405 numaralı kapıya gittim. Bizden bir önceki uçak için 45 dakika rötar gözüküyordu

Salonda kuyruklar oluşmaya başladı.Saat 18:45 civarı ekranlarda son çağrı (last call) notu gözüktü ve anons edilmeye başladı. Tabii ortada THY’den hiç kimseler yok Bu arada uçağa yetişmek için koşa koşa gelenler vardı. Bunun dışında yabancılarda olayı etraftakilere sorarak anlamaya çalışıyorlardı. Saat 19:00 da hala ekranlarda son çağrı yazmasına karşı hiçbir THY elemanı yoktu. 19.00'u biraz geçtikten sonra elemanlar gelmeye başladı.

Doğal olarak şikâyet edenler oldu. THY elemanları ekranı değiştirmek için çabaladılar ama ne yazık ki başaramadılar. Saat 19:15 civarı bir ara 30 dakika gecikme ekranlarda gözüktü. Ama sonra tekrardan son çağrıya döndü. Tam tamam boarding başlayacak diyorduk ki Ankara uçağının kapı numarası bizimle aynı olan, 405 olarak değiştirildi. Ve Ankara yolcularını, uçağa önce alacaklarını şöyledirler. Bu arada gelen Ankara yolcuları kapıdaki ekranda İzmir 19:00 uçağı için son çağrı yazdığından dolayı bir çoğu bekleme salonuna geçmeye başladı. Çünkü onlar önce İzmir uçağının yolcularının alındığını zannediyorlardı.

Bu durum karşısında THY personeli, İstanbul otogarında ki gibi Ankara yolcusu var mı diye bağıra bağıra yolcu aramaya başladı.

Tam bu sırada aynı kapıdan İzmir yolcularını da almaya başladılar. Bu sefer işler bayağı bir karıştı. Kim hangi otobüse binecek derken uçağa binmeyi başardık.

Tabii bu arada ne olur ne olmaz diye uçağa binince hostese İzmir uçağımı diye sorarak emin olmak istedim, ne olur ne olmaz THY İzmir yerine Ankara'ya da uçurabilirdi.

Keşke THY çalışanları biraz daha iyi çalışıp ekrana 1 saat gecikme yazmış olsaydı özellikle yurt dışı bağlantılı gelen yolcular koşa koşa gelmelerine, ne de diğer yolcuların ayakta bu kadar süre beklemelerine gerek kalmayacaktı.

Cenk YAVUZ (0532- 445 31 71)

 

Kaçak Kuran kursları himaye mi ediliyor

 

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT, okulların kapanmasıyla sayıları giderek artan kuran kurslarıyla ilgili olarak, İçişleri Bakanı ABdülkadir Aksu'ya soruyor:

Ülkemizin pek çok yerinde ve özellikle İstanbul’un Zeytinburnu, Bağcılar, Bahçelievler, Güngören ve Esenler ilçelerinde, okulların tatile girdiği yaz aylarında kaçak kuran kurslarının sayısının arttığı yönünde elinizde bilgi var mıdır?

Yıllardır varlığını koruyan ve son yıllarda giderek yaygın hale gelen kaçak kuran kurslarına karşı neden etkili bir mücadele yürütülemiyor?

Sokak aralarında, apartman katlarında, çeşitli derneklerin tabelası altında, hatta çay ocağı görünümünde faaliyet gösteren kaçak kuran kurslarının tespiti ve izlenmesi çok mu zordur? 

Bu kurslara karşı bir himaye söz konusu mudur? Aslında hukuku çiğneseler de -yaptıkları işin içeriği nedeniyle- bu kurslara göz mü yumuluyor?

Ailelerin iyi niyetini sömüren, çocuklarımızı zehirleyen, kurs açmanın hukuki prosedürüne uymayarak yasadışı gelir elde eden ve pek çok suçu aynı anda işleyen kaçak kuran kurslarının faaliyetlerinin durdurulması yönünde bakanlığınızın geniş çaplı bir çalışması var mıdır?

 

Sarıseki kim için ‘özelleştiriliyor’

 

GÜBRETAŞ, halka açık bir şirket. Sermayesinin %83.85'i Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği'ne (TTKK), diğer kalan %16.15'lik kısmı gerçek kişilere ait. Şirket hisseleri Borsa’da işlem görüyor.

Son 5 yılı karla kapatan ve minimum %40 kar dağıtan şirket, sahip olduğu İskenderun Sarıseki Tesisleri’ni yeniden yapılandırmayı (özelleştirmeyi) (satış dışında kiralama, işletme hakkı devri, Gübretaş ile ortak girişim kurma, gelir paylaşımı vb. yöntemler ile) ve bu amaçla yatırımcılar ile muhtemel işbirliklerine gitmek üzere ilana çıktı.

İlanda ‘’Gübretaş’ın teklif sahiplerinden hiçbirinin projesini uygun bulmaması halinde, Gübretaş teklife çağrı sürecini iptal edebileceği gibi, uygun bulunan tekliflerin sayısı ile bağlı olmaksızın gerekirse bir teklif sahibi ile dahi sürece devam edebilecektir’’ deniliyor.

Ankara’dan bir okurumuz “Bu sektörde ÖİB dahi açık ihaleler yaparken Gübretaş’ın birebir görüşmelerle, gizlilikle ve dilediğini uygun görme tekniği ile ihale yapmasıbir çok soruyu akla getirmektedir” diyor ve şu soruları yöneltiyor:

Gübretaş yönetimi ‘birebir görüşmelerle, gizlilikle ve dilediğini uygun görme tekniği ile ihale yapma’ yetkisine sahip midir? Bu sektöre ilgi duyan AKP’ye yakın hangi kişiler bu ihaleyi hazırlatmıştır? İhaledeki gizlilik taahhüdü ve 5 milyarlık yüksek başvuru bedeli ne içindir? Halka açık bir şirket, üstelik milyonlarca üyesi olan ve Türkiye’nin en büyük tarım kuruluşu olan TTKK’nin büyük hissedarı olduğu bir şirket yöneticilerine sağlanan güç acaba siyasi bir güç müdür, yoksa ekonomik çıkarlar mıdır? Şirketin İMKB’da koteli küçük hissedarlarının hakları nasıl korunacaktır? Gübretaş bu denemesinde tepki oluşmaz ise diğer tesislerini de daha cüretkar bir şekilde bizlerce malum hangi AKP yakını şirkete peşkeş çekecektir? Testi kırılmadan önce dur demek lazımdır. Yoksa AKP’nin diğer uygulamalarında olduğu gibi atını alan Üsküdar’ı geçer.”

X