Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Acının tarifsiz ezgisi etrafında birleşmek

Müzik anlatır… Müzik bağlar…

Duyguları bazen sözlerle ifade etmek çok zordur, özellikle de kalabalık kitleler için. O yüzden ezelden beri kutlamaları, doğumları, ölümleri birlik içinde müzikle paylaşır insanlar. Tabi bu duyguları ezgiye dökmek de sanatçının gücüdür ve bu konuda en güçlü sanatçılardan biri de tartışmasız Sezen Aksu. Hüznü, kederi, insanların dile getiremedikleri acılarını iliklerine kadar hissettirir.
Üç gün önce de alışılmışın aksine konserini iptal etmeyerek müziğin birleştirici gücünü kullandı hepimizin üzerinde. Her ne kadar yüzeysel, sert eleştirilere maruz kalsa da amacı çok netti:
“Artık birlik olmalıyız!! Neden sevincimizi hep birlikte göğsümüzü gere gere yaşıyoruz da acımızı yaşamaktan kaçıyoruz?? Konserler sadece eğlenmek için değil paylaşmak için de vardır!”
Herkesi silkeledi Sezen Aksu son konserinde; düşündü, düşündürdü, ağladı, ağlattı…

Yediğim lokma boğazımdan geçmiyor!
 
Söyledikleriyle tamamen benim duygularıma da tercüman olmuş…
Hani diyor ya: “30 yıldır çocuklarımızın ölümüne göz yumuyoruz hep birlikte. Ben kendimi suçlu hissediyorum çok. Öyle ya da böyle bu suç hepimize bulaştı. İnanıyorum ki ölümden başka bir sürü çözüm var. Biz bu çözüm için diretmedikçe bu kan durmayacak...”

Öyle mi gerçekten? Biz de mi suçluyuz?
 
Bu sözleri duyduğumdan beri kendime bu soruyu soruyorum durmadan. Akşam ölüm haberlerini seyredip “ah, vah, ne yazık, ocaklara ateş düştü, anaların yüreği yandı” dedikten hemen sonra hepimiz kendi günlük koşturmalarımızın içinde olanları unutuveriyoruz. Artık devletin kararıyla bu tip haberlere gazetelerde de çok yer verilmiyor. Bir sonraki olay patlayana kadar hiçbir şey olmamış gibi hayatlarımız akıp gidiyor. Biz böylesine bir vurdumduymazlık içinde oldukça da olan gencecik yaşta yıkılan fidanlara oluyor, yapanlarınsa yanına kar kalıyor.

Benim de iki oğlum var. Düşündükçe kanım donuyor.
 
Afyonkarahisar’daki patlamayı düşünüyorum, kaza olduğu söyleniyor, çok anladığım bir konu değil ama azıcık akıl fikir sahibi bir vatandaş olarak gece gece o karanlıkta ne sayımı yapıldığını anlamadım. Gündüzler torbaya mı girdi? Neydi aceleniz? Bir savaş durumundayız da haberimiz mi yok? Zifiri karanlıkta el feneriyle nereye yetiştirmeye çalışıyordunuz o mühimmatı? Tüm bunları düşündükçe olayın kaza olduğuna inanmak da çok zorlaşıyor. Yazık değil mi o gençlere? Analarına, babalarına? Niye bu yanlış sistemi düzeltmiyorsunuz hala? Eğer söylendiği gibi kazaysa da, kısa dönem askerlik yapan ve ömründe silahı, el bombasını, fünyeyi ilk defa olaydan 2-3 hafta önce görmüş bir gence nasıl olur da gece yarısı bu tehlikeli malzeme taşıtılır?
 
Öte yandan çoğu kadın ve çocuk 61 mülteci bindikleri 15 metrelik tekneyle İzmir Seferihisar açıklarında Ege denizinin derinliklerine gömüldüler. Kaptan, Ege turuna çıktıklarını söyledi. İnanılır gibi değil! Bir taraftan da İzmir’in Basmane semtinden limana gelen 107 kişinin üç ayrı jandarma ve polis kontrol noktasından nasıl geçebildiklerini hala anlayabilmiş değilim!

Değersiziz…
 
Dönüp dolaşıp sürekli insana verilen değeri sorguluyorum. Halkına sonsuz değer veren, engellilerin medenice yaşayabilmesi ve çalışabilmesi için ortalığı birbirine katan, insanı geleceğe umutla baktıran ülkeler görüyorum. Bir yandan da kendi ülkeme bakıyorum; en değerli varlıklarımız, geleceğimiz olan gençlerimize bırakın gereken değeri vermeyi, onları korumayı beceremiyoruz. Tüm bu ihmallere, olanların göz ardı edilmesine, unutulmasına ve sonuçta bunu yapanların cezasız kalmasına dayanamıyorum. Artık el ele tutuşmanın vakti geldi, geçiyor! Sezen Aksu’yu yaptığından dolayı tebrik ediyorum. Yediklerimiz boğazımızdan geçmeye, yaşadıklarımız unutulmaya devam etmesin artık..!

X