Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Acının bilgeleştirdiği insanlar

    CİHAN ERKEN
    04 Mayıs 2017 - 12:43Son Güncelleme : 04 Mayıs 2017 - 12:44

    Nobel ödüllü yazar Svetlana Aleksiyeviç, sorduğu soruları açık etmeyen gazeteci-edebiyatçı üslubuyla bu kez Çernobil nükleer felaketini ve mağdurlarını odağına alıyor. ‘Çernobil Duası’nda feryatlarının, homurdanmalarının, asabi kahkahalarının gürül gürül akan bir nehre dönüştüğü kolektif bir anlatı.

    ‘Ütopyadan Sesler’ beşlemesiyle Sovyet tarihine ilişkin edebi bir sözlü tarih çalışması kaleme alan Svetlana Aleksiyeviç, Türkçede Kafka Kitap etiketi ve Aslı Takanay çevirisiyle yayımlanan üçüncü kitabı ‘Çernobil Duası - Geleceğin Tarihi’nde, yine o hiç araya girmeyen, sorduğu soruları açık etmeyen gazeteci-edebiyatçı üslubunu kullanarak başka bir önemli olayı, bu sefer (bizim ülkemizi de etkilemiş olan) Çernobil Faciası’nı, bireysel tanıklıklar üzerinden etkileyici bir bütün halinde önümüze koyuyor.

    Çeşitli gazete haberleri ve kitap bölümlerinden bir araya getirilmiş bilgilerle başlayan kitap, sonrasında tamamen Aleksiyeviç’in o alışık olduğumuz (kendisine Nobel Edebiyat Ödülü’nü de getiren) polifonik üslubuna yaslanarak bireylerin seslerinin, feryatlarının, homurdanmalarının, asabi kahkahalarının gürül gürül akan bir nehre dönüştüğü kolektif bir anlatı halini alıyor. Bu anlatıda da elbette ‘Parti’ yetkililerinden kazaya hemen ilk saatlerinde müdahale eden itfaiye erlerine, o sırada devlet kurumlarında çalışmakta olan nükleer enerji uzmanlarından terk edilmiş köylerdeki ‘kontamine’ hayvanları (kedileri, köpekleri, tavukları) vurmakla görevlendirilmiş avcılara kadar felaketin tüm tarafları kendi deneyimlerini paylaşıyor.

    Tüm kitap boyunca aslında, insanın ancak büyük felaketler yaşayarak edinebileceği o hazin bilgeliğin sesi duyuluyor. Örneğin: “Dünya ikiye bölündü: Bir biz varız, Çernobilliler, bir de siz, bütün diğer insanlar. Fark ettiniz mi bunu? Biz burada şöyle vurgular kullanmayız: Ben Belarusluyum, ben Ukraynalıyım, ben Rusum... Herkes kendine Çernobilliyim der. ‘Biz Çernobil’deniz’, ‘Ben Çernobilliyim.’ Ayrı bir halkız sanki... Yeni bir ulus...” diyor Nikolay adında bir öğretmen. Ya da Hoyniki’den bir köylü kadın yaşadıkları felaket yetmezmiş gibi bir de ‘Çernobilli’ olarak taşıdıkları toplumsal damgayı şu sözle anlatıyor: “Bir muhabir benimle görüşmeye gelmişti... Görüyorum, susamış, belli. Bir bardak su getiriyorum ona, ama çantasından çıkarıp kendi suyunu içiyor. Mineralli su. Utanıyor sonra da... Bahaneler üretiyor... Sohbetimiz, elbette bir yere varmadı, içten bir şekilde konuşamadım onunla. Bir robot ya da bilgisayar değilim ki ben. Bir metal yığını değilim! Orada oturup kendi mineralli suyunu içecek, benim bardağıma elini dahi sürmekten korkacak ama ben kalbimi, ruhumu onun önüne sereceğim, öyle mi?.. Ona ruhumu teslim edeceğim?..”
    Kitabın okuru çeken tarafı tam da burası oluyor: Sesleri o çalkantılı nehirden taşan insanlar o kadar cesur, o kadar bilgece davranıyorlar ve hatta yöneticilerinin duyarsızlığı, Rus insanının vurdumduymazlığı karşısında kimi zaman o kadar acı bir mizah taşıyorlar ki: “Bir Amerikan robotu reaktörün çatısına gönderilmiş, beş dakika çalıştıktan sonra istop etmiş. Japon robotu dokuz dakika çalışıp istop etmiş. Rus robotu iki saat çalışmış. Telsizden duyulan emir: Er İvanov, aşağı inip bir sigara molası verebilirsin artık.”
    Toprağı toprağa gömen, “Evleri güvenliğiniz için geçici bir süreliğine boşaltıyoruz” denip bir daha köylerine dönemeyen, bu çapta bir nükleer felaketi tarihte ilk kez yaşayan bu talihsiz, ama acının bilgeleştirdiği insanlar, etkileri binlerce yıl sürecek bir nükleer felaketin tarihini, yani geleceğin tarihini ilk ağızdan yazarken aslında hepimize çok önemli şeyler söylüyor.

    Acının bilgeleştirdiği insanlar
    ÇERNOBİL DUASI
    GELECEĞİN TARİHİ
    Svetlana Aleksiyeviç
    Çeviren: Aslı Takanay
    Kafka Kitap, 2017
    460 sayfa, 25 TL.

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı