Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Açılmış numarası yapan alışveriş merkezi

Geçen yıl Kanyon’un açılışındaki rezaletten beri yeminliyim. İnşaatı tam olarak bitmeden halka açılma saygısızlığı yapan alışveriş merkezlerine inşaatları bitene kadar gitmiyorum.

İstinye Park da aynı Kanyon gibi inşaatı tamamlanmadan açılmış. Oray Eğin’in yazısıyla haberdar olup, Erkan Çelebi’den ayrıntılarını dinlediğim için çok merak etmeme rağmen gitmedim.

Erkan Çelebi, İstinye Park’ın kendi haline terk edilmiş, tamamlanmamış otoparkına korka korka bırakmış otomobilini. Korktuğu da başına gelmiş. Döndüğünde çarpık bulmuş arabasını. Tuvaletlerin yetersizliği de ayrı bir rezaletmiş. Hele kadınlar tuvaletinin önünde uzun kuyruklar oluşuyormuş.

İddialı bir alışveriş merkezini inşaatı bitmeden açmak, halka yapılmış büyük bir saygısızlık, tüketiciyi hiçe saymak. Biz sana ne verirsek verelim yersin, tüketirsin, sen böyle muameleye layıksın demekle eş anlamlı. Ve ne yazık ki İstanbul’da moda oldu. Önce geçen yıl Kanyon, sonra bu yıl İstinye Park müşteriye bakışlarını bu şekilde kanıtladılar.

Sonuç ortada. Kanyon açılışında kopan tüm o afra tafraya rağmen, Akmerkez’in tahtını sallayamadı. İnsanlar Kanyon’a alışverişten çok yemek yemek için gittiler. Açıldığı hafta, Kanyon alışveriş merkezi değil yiyecek içecek merkezi olur demiştim. Tahminin büyük oranda gerçekleşti.

İstinye Park’ın ne denli başarılı olacağını bilemem. Tamamlandığında eşi benzeri olmayan bir alışveriş merkezi olacakmış gibi duruyor. Ama müşteriye bakışlarını değiştirmezlerse, artlarından gelecek ilk yeni alışveriş merkezi onları da götürür. İlk yapmak her zaman önemlidir ama arkadan gelenin müşterisine olan saygısı her şeyi bir anda değiştirebilir.

Mantık dersini kaldırdılar böyle bir referandum geldi

Başbakan Erdoğan referandumda cumhurbaşkanının halkın seçmesi için evet oyu verme çağrısı yapmış. Bu çağrı Erdoğan’ın kendisini ve hükümetini de halkın seçmediğini düşündüğünün kanıtı.

Bilindiği gibi cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilmiyor. Halkın vekalet verdiği milletvekillerince seçiliyor.

Yine bilindiği gibi hükümet de, Başbakan da doğrudan halk tarafından seçilmiyor, halkın vekalet verdiği milletvekilleri tarafından seçiliyor.

Peki öyleyse, Erdoğan milletvekillerinin seçtiği cumhurbaşkanını milletin seçtiğini düşünmüyorsa, kendini de hükümeti de halkın seçmediğini kabul etmeli.

Daha da ötesi halkın doğrudan seçeceği bir cumhurbaşkanının, halkın doğrudan seçmediği Başbakan’dan çok daha yetkili olması gerekir. Ancak durum böyle değil, tam tersi...

Referandumda halka sorulan şu: "Halkın doğrudan seçmediği hükümetçe hazırlanan ve halkın doğrudan seçeceği bir cumhurbaşkanını yetkisiz kılan anayasa değişikliği mantıklı mıdır?"

Böyle saçma bir soruya cevap vermek zorunda bırakıldığımız için vatandaşlığımdan utanıyorum ama mecburen gidip "Saçmalamayın tabii ki hayır" diye oy vermek zorundayım. Oy vermemek de evet anlamına gelecek çünkü.

Liselerden mantık kaldırılıp, din dersi koyulursa olacağı budur.

İFTİHAR PARASI

Ahmet Hakan geçen günkü yazısında Nişantaşı’ndaki mahalle baskısından yakınıyordu.

Nişantaşı’ndaki House Cafe’ye giden oruçlu bir müşterinin, garsonu "Bir şey almayacağım, bugün niyetliyim de" diyerek geri çevirmesinin etraftaki diğer müşterilerin hırçın, küçümser ve pozitivist bakışlarılarına maruz kalacağını ve bunun da bir çeşit mahalle baskısı olduğunu yazıyordu.

Ahmet Hakan’a katılmam mümkün değil. Oruç tutan birinin Türkiye’nin herhangi yerinde hırçın, küçümser ve pozitivist bakışlara maruz kalması olanaksız. Garsonun ya da mekan sahibinin hırçın bakışlarından söz etse bir ölçüde anlayacağım. Hiçbir şey yemeyecek ve içmeyecek bir müşterinin yiyecek içecek mekanında ne işi var, öyle değil mi?

Öte yandan oruçlu biri bütün gün eve mi kapanacak, oruçluyum diye sosyalleşmeden de mi kaçacak?

Ara çözüm önerim, ramazanda oruçlu müşterilere bu gibi mekanlarda farklı bir tarife uygulanması.

İyi restoranlarda başvurulan bir uygulama vardır. Müşteri özel şarabını kendi yanında getirir. Restoran yemekte bu şarabı servis eder ve müşteriden "mantar parası" adı altında, çoğu zaman sembolik bir servis ücreti alır.

Türkiye’deki restoran ve kafeler de oruç tutan müşterilerine "İFtiHAR PARASI" adında bir ücret uygulayabilir. Neden olmasın?
X