Hürriyet Cumartesi Haberleri

    Açılışlara ‘Sevin Okyay’ın ablasıyım’ deyip giriyorum

    Fotoğraf: Levent Kulu
    15.09.2017 - 15:09 | Son Güncelleme:

    Türkiye’nin önde gelen sinema eleştirmenlerinden biri. Müzikte, özellikle caz alanında en bilgili isimlerden... Sporun her dalıyla ilgili. Çeşitli gazete ve dergi yazılarının yanı sıra en bilineni ‘Harry Potter’ olmak üzere onlarca çeviriye imza attı. Dört kitap yazdı. Sevin Okyay kültür-sanat faaliyetleriyle dolup taşan yaşamını iletişimci Pınar İlkiz’e anlattı. İkiliyle buluştuk, nehir söyleşi formatında hazırlanan ‘Hakikaten’i konuştuk.

    Açılışlara ‘Sevin Okyay’ın ablasıyım’ deyip giriyorum

    Elinizden onca kurgu metin geçti. Şimdi kendi yaşamöykünüzü bir kitap halinde elinizde tutuyorsunuz. Bir eleştirmen olarak ne düşünüyorsunuz; hayatınız roman ya da film olur muymuş?

    Sevin Okyay: Yok canım, deli misin!

    Pınar İlkiz: Sevin Hoca’nın inanılmaz yaşanmışlıkları var ama hiçbirini anlatmaya değer bulmuyor. Laf arasında “O açılışta Helen Mirren da vardı bizim masada, kocasıyla gelmişler” deyip asıl anlatacağı şeye devam edebiliyor!

    Sevin Okyay: Ben bu kitap nasıl yazıldı hiç anlamadım zaten. Pınar arkadaşımın (Fikret İlkiz) kızı, hep evimizde... Bir gün, “Böyle bir şey yapalım mı” dedi. Bir yandan arşivimi düzenliyordu, konuştuk biraz...

    Açılışlara ‘Sevin Okyay’ın ablasıyım’ deyip giriyorum

    Nasıl bir şey Sevin Okyay’ın arşivi?

    Pınar İlkiz: DVD’ler, Türk-yabancı caz CD’leri, eski-yeni polisiyeler... Polisiye dışındaki kitaplar... Çok ciddi bir alan kaplayacak kadar gazete kupürleri, festivallerin kitapçıkları, sinema dergileri...

    Sevin Okyay: ‘Premiere’ dergisi yoktu ama değil mi?

    Pınar İlkiz: Yoktu, bir sayı eksik diye vermiştiniz birine...

    Sevin Okyay: 10 yıllık ‘Premiere’ satın almıştım sahaftan. Bir sayısı kayboldu, ben de hepsini verdim. Mükemmeliyetçilik, Allah’ın belası bir şey. Düpedüz kendini beğenmişlik...

    Açılışlara ‘Sevin Okyay’ın ablasıyım’ deyip giriyorum

    ‘BEN DE ZORLAMADIM YA!’

     Siz bu arşivi düzenlemeye talip mi oldunuz?

    Pınar İlkiz: 2006’da Marmara Üniversitesi’nde İletişim Bilimleri’nde yüksek lisans yapıyordum. Sevin Hoca’nın asistanıyla ortak bir arkadaşımız var. O söyledi hocanın arşiv için birini aradığını. Benim de boş vaktim vardı, gönüllü oldum. Sevin Okyay ne okur, ne izler, ne dinler birinci elden görebilecektim...

    Kitap fikri nereden çıktı?

    Pınar İlkiz: Ayizi Yayınevi kadın hikâyelerini kitaplaştırıyor. O günlerde bana da “Bir kadınla nehir söyleşi yapar mısın” dediler. Ben de Sevin Hoca olabilir diye düşündüm. Çünkü bence onunki çok anlatılmaya değer bir hayat.

    Pekâlâ sizi onun kadar zorlamayacak birini de seçebilirdiniz...

    Sevin Okyay: Ben de zorlamadım ya!

    Her soruya yanıt vermemişsiniz ama. Mesela “Hiç âşık oldun mu” diye sormuş, “Kime ne” demişsiniz...

    Sevin Okyay: Tamam işte, cevapsız bırakmamışım ki (gülüyor). Dedikodu mahiyetinde bilgiler vermiyorum.

     Kitapta sık sık görünüşünüzle ilgili espriler yapıyorsunuz. “Orada erkekler vardı. Ben de biliyorsun, acaba sayılır mı durumundayım” diyorsunuz mesela...

    Sevin Okyay: Ben hep ‘erkek Fatma’ydım çünkü. Şimdi de insanların beni pespaye bulduklarından yana şüphem yok. Bir yere girememek mümkünse beni almazlar. Milliyet’te uzun süre çalışıp ayrıldıktan bir süre sonra Radikal için görüşmeye gittim, aynı binaya... Girişte duran, yıllarca birlikte çalıştığımız hanım kalkıp üstümü aradı abi! Yukarı çıkınca hemen Mehmet Yılmaz’a söyledim, “Ama şekerim sende de anarşist tipi var” dedi (gülüyor). Hiçbir zaman anarşist olmadım ama demek ki tip bozuk.

    Açılışlara ‘Sevin Okyay’ın ablasıyım’ deyip giriyorum

    DAVETİYELERİ DAİMA UNUTUYORUM

     Galalara, açılışlara girişte de sorun yaşarmışsınız hep...

    Sevin Okyay: Bende kabahat, o davetiyeleri daima unutuyorum. Kapıdaki insan da ya Sevin Okyay adını hiç duymamış oluyor ya da duymuş ve gıyaben saygısı var ama ben olduğuma inanmıyor. Herhalde yakıştıramıyorlar. Bir seferinde tanıdık birinin yardımıyla girdim, bir baktım içeride iki öğrencim. “Siz nasıl girdiniz kardeşim” dedim. “Sevin Okyay’ın öğrencisiyiz” demişler! Ben de ondan beri bu gibi durumlarda “Sevin Okyay’ın ablasıyım” diyorum.

    ADAM YERİNE KONMAK İSTERDİM AÇIKÇASI

    Nasıl Sevin Okyay olunur?

    Sevin Okyay: Ay hiç tavsiye etmem.

     Neden?

    Sevin Okyay: Uğraştığına değmiyor doğrusu.

     Nasıl bir hayat isterdiniz?

    Sevin Okyay: Adam yerine konmak isterdim açıkçası. Bu yaşa kadar pek konmadım. Böyle şeyleri ancak 70 yaşına geldiğinde söylemeye başlıyorlar. Tuğrul (Eryılmaz) benim için hazırlanan bir videoda, “Çalıştığım en iyi gazetecidir. İnsanı çok rahat ettirir” falan demiş. Yalana bak, kan kusturdu bana!

     Zor bir hayat mıydı sizinki?

    Sevin Okyay: Bu meslekte arkanda etkili biri yoksa ve kadınsan hayatın pek kolay olmuyor.

     Bu kadar çok alanda bunca yetkin olmanızı annenize borçluymuşsunuz...

    Sevin Okyay: Kardeşimle beni hep konsere, sinemaya, tiyatroya, baleye, operaya götürürdü. Ama maça da götürürdü. Her şeyi izleyerek öğrendik biz. Güzel şeyleri severdi annem. Çok okurdu. İyi yazarlar seçerdi.

    SÖZLEŞMELERİ OKUMADAN İMZALARIM

    Bu hayattan ne öğrendiniz?

    Sevin Okyay: Hiçbir şey öğrenmedim. Çünkü ders alamamak en büyük kusurlarımdan biri. Bir seferinde bir yayıneviyle sözleşme imzaladık. Okumadan imza attım. Hiç ilgim olmayan şeyler üstüme kaldı. “İmzalarken düşünecektiniz, bu da size ders olsun” dedi sorumlu şef. Ama ben hâlâ okumuyorum, “Kırk yılda bir oldu, her seferinde olacak değil ya” diyorum (gülüyor).

    ALLAH BİLİYOR YA, HARRY POTTER’I ‘ZÜMRÜDÜANKA YOLDAŞLIĞI’NDA KİTAPTAN ÇIKARABİLSEM DİZİME YATIRIP BİR TEMİZ DÖVERDİM!

    “Harry Potter sayesinde yalı aldı” iddialarıyla da dalga geçiyorsunuz kitapta...

    Sevin Okyay: Ev aldığımı inkâr etmiyorum. Ama yalı değil. 26 bin liraya bir ev aldım. Ucuza aldım ama. Çok tatlı bir emekli hanımdı satan. O da benim gibi hiç paradan anlamıyordu.

     Ne hissediyorsunuz bugün Harry Potter için? Elinizde büyüdü sayılır...

    Sevin Okyay: Fazla büyüdü bir parça. Büyük hali de dayaklık bana sorarsan... Ben Scorpius’u çok seviyorum. Sirius’u, Remus’u... Harry’yi de seviyorum canım ama Allah biliyor ya, ‘Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda kitaptan çıkarabilsem dizime yatırıp bir temiz döverdim! Kutlukhan da (Kutlu, çeviriyi birlikte yaptığı oğlu) bana diyor ki “Çocuk orada daha bilmem kaç yaşında, annesi-babası şöyle” falan... Ee? Ondan hiç böyle şey şımarıklıkları yoktu!

    BOŞ KALDIĞIM BİR ANI HATIRLIYORUM, BUNDAN 30 YIL ÖNCE...

    Her şeye nasıl yetişiyorsunuz?

    Sevin Okyay: Az uyuyorum. Dört-beş saat... Bir de eğlenmek için yaptığım şeyler zaten benim işim. Ama çevirileri geciktiriyorum açıkçası.

    Pınar İlkiz: Sevin Hoca’nın evinde sizi şöyle bir manzara karşılar; o bilgisayarın başında ya yazı yetiştiriyordur. Televizyonda basketbol maçı açıktır, bir gözü onda... Siz konsantre bir şekilde çalışıyor zannedersiniz ama o bir anda “Tüh be nasıl kaçırdı o basketi” der.

    Sevin Okyay: O esnada bir yandan da kediyle ilgileniyorum tabii mecburen. Bir de mesela yan odada olan birileri o an aleyhimde laf ederlerse onu da yanlarına bırakmam, diyeceğimi derim.

     Hâkim olduğunuz bu alanlarda bu kadar çok çalışırken hayatın ihmal ettiğiniz yönleri oldu mu? Yemek yapmayı, uçak bileti almasını, kart oyunlarını, çiçek bakmayı bilir misiniz mesela?

    Sevin Okyay: Kart oyunlarını oynuyorum ama yeterince dikkatim yok. Bir şeyleri saymak gerekiyorsa dördüncü oyundan sonra hepsini birbirine karıştırıyorum. Ütü yapmaktan ve cam silmekten nefret ederim. Yapmıyorum zaten. Çünkü çok titiz bir annem vardı. O camın üstünde küçücük bir şey görünce, memleket gibi camı tertemiz yapmış olsam bile, “O ne orada” derdi. Makul derecede yemek yaparım. Yün örerim ama nakışta çok kötüyüm. Uçak bileti alamam, daima kızım Elif ya da işyerinden birileri almışlardır.

     “Boş oturunca rahatsız oluyorum’ diyorsunuz. Hiç mi şöyle uzun uzun denize, boş duvara bakmazsınız?

    Sevin Okyay: Onu hiç anlamıyorum. Arkadaşlarım var, duvara bakarak 15 dakika geçiriyorlar. “N’apıyorsun” diyorum, “Düşünüyorum” diyor. Eşeğe bak, biz düşünmüyor muyuz! Boş kaldığım bir anı hatırlıyorum ama. Bundan 30 yıl önce. Antalya Film Festivali’ne gittim, daha insanları da tanımıyorum... Üç günde sadece bir yazı yazacaktım. Orada resmen iki gün dinlendim.

    Etiketler: keyif , Hakikaten
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı