Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Açılıma iki katkı

SON iki günde iki temel kurum adına ifade edilen iki görüş umarız geminin rotadan çıkmasını önleyecek kadar etkili olur. Geminin rotasıyla bir süredir devam eden “demokratik açılım” isimli süreci kastediyoruz. Sözünü ettiğimiz iki temel kurumdan biri CHP, öteki de Genelkurmay Başkanlığı.

Bir de David Phillips imzalı rapor hikâyesi var ama ona ancak fırsat doğarsa değineceğiz.

Bilindiği gibi hükümet -İçişleri Bakanı Atalay’ın ifadesiyle- bir “devlet politikası” üretmeye ve son 25 yıldır başımızı ağrıtan problemi çözmeye çalışıyor.

Biz de bu çabanın Türkiye Cumhuriyeti’ni Türkiye Cumhuriyeti yapan temel değerleri koruyarak başarıya ulaşması dileğiyle ona destek veriyoruz.

Ama sözünü ettiğimiz temel değerlere karşı olanlar daha ilk günden dayatmalara başladılar. İmralı’daki mahkûm -Deniz Baykal’ın CHP Grubu’ndaki konuşmasında vurguladığı gibi- PKK’nın iddia ve taleplerinin hiç değişmediğini ortaya koyan laflar etti.

Kendisini “taraf” sayan Demokratik Toplum Partisi (DTP) sözcüleri “Demokrasiden başka bir şey istemiyoruz” görüntüsü altında Türkiye’yi parçalanmaya götürecek her isteği dile getirdiler.

Siyasi iktidar tüm bunlara karşı hâlâ “tek bayrak, tek devlet, tek millet” sloganıyla idare edebileceğini sanıyor.

Oysa taleplerden anlaşılıyor ki o slogan korunuyormuş gibi yapılarak (gösterilerek) içine ülkeyi ve ulusu bölecek her tertibi yerleştirebilirsiniz. Örneğin siz “Herkes kendi dilini, kültürünü korusun, herkes kendi dilini öğrensin, öğretsin” diyerek bir demokratik hakkı içtenlikle savunurken karşınızdaki o hakkı, ulusu ve ülkeyi bölecek formüllere dönüştürebilir.

O nedenle önceki gün Deniz Baykal’ın:

“İmralı ile DTP ve Kandil’in farklı olmadığı”na ilişkin sözleriyle; “Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese Türk denir” diyen Anayasa hükmünü değiştirmeye çalışanların aslında önce “kendi etnik kimliklerini siyasileştirmeyi” amaçladıkları, ardından da “o etnik kimliği milli kimlik haline dönüştürmeye” kalkacakları yolundaki sözleri yüzde yüz doğruydu.

Baykal’ın dediği gibi, bu süreç böyle giderse yapılan, “Türkiye’yi ayrıştırma projesi” olur, başka bir şey değil.

Daha da önemlisi Baykal “içinde bulunduğumuz noktada durumun kontrolden çıkmaya başladığını” ifade ederken çok ciddi bir gerçeği dile getiriyordu.

Sanıyoruz ki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da aynı “kaygıları” duydu. Büyük Zafer’in 87’nci yıldönümü gerekçesiyle dün yayımladığı mesajda bu konulara o yüzden ağırlık verdi:

“Ulus-devlet ve üniter devlet yapısına hiçbir gerekçe ile zarar verilmesi kabul edilemez” diyerek ve “Türk Silahlı Kuvvetleri kültürel farklılıklara saygılıdır. Ancak kültürel farklılıkların siyasallaştırılmasını, başka bir ifadeyle siyasal temsil aracı olmasını, toplumsal siyasal kimlik unsuru haline getirilmesini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde mümkün göremez” uyarısını yaparak “demokratik açılım” denen sürece kendi kurumunun katkısını yapmış oldu. 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI