Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Açılım yılım: 2010!

KARAR verdim, mesleğimde yükselmek, zirveye oturmak için 2010 yılında bazı açılımlar yapacağım. Ancak, aldığım açılım kararlarını sizinle paylaşmadan önce hakkımda ufak bir tarihçe vermek zorundayım.

Ertuğrul Özkök’ün beni köşe yazarı olarak çalışmak üzere Hürriyet’e davet ettiği 1998 yılının son ayında aklıma gelen ilk soru: “Ne zaman Özkök’ü yıkıp yerine geçebilirim?” oldu. Malum, sana iyilik yapanın gözünü çıkarmaya çalışmak bu köyün eski adetidir.

“Benim Ertuğrul Özkök’ten ne eksiğim var!” şiarı ile başladığım yeni kariyerimde ilk önce Bilderberg’e sığındım. Bilirsiniz, Bilderberg istediğini genel yayın yönetmeni yapar, istediğini padişah! (Bkz: Taha Kıvanç). Ancak olmadı, ben Bilderberg kayıtlarında ancak “O kadar uğraştık ama bir herze olamadılar” listesinde yer alabildim.

İkinci girişimim çok ince bir hesaba dayanıyordu. Fehmi Koru, Aydın Doğan’a, davet ettiği fasıllarda “Sen bu dağların çocuğusun, Özkök ile ne işin var” şarkısını çaldıracak, Aydın Doğan’ın bu veciz söze aklı yattığı anda makamı Fehmi’ye de kaptırmayacak, ani bir hareketle koltuğa ben oturacaktım. Ama ne var ki bu plan da tutmadı.

Son olarak, açık bir mektupla (Bkz: 28.12.2008 tarihli: “Yeni Yıl Dileklerim” başlıklı yazım) Ertuğrul Özkök’e genel yayın yönetmenliğini paylaşmayı teklif ettim. Özetle, makamın sorumluluğu ve gerektirdiği emeği yine o yerine getirecekti, ben yetki ve geliri yüklenecektim. Özkök teklifime cevap verme nezaketini bile göstermedi.

* * *

Bu yılın ortasında ortaya “açılım” fikri atılınca, ben ilk kez acaba nerelerde hata yapıyorum diye düşünmeye başladım. Tamam, Hürriyet’in genel yayın yönetmeni olamıyordum ama bazı arkadaşlar gibi çeşitli televizyonlarda programlar yaparak hiç seyredilmeden bol akçeli gelirler elde edebilirdim. İş bağlayabilir, ihale çözebilir, yakınlarım üzerinden ballı işler alarak da zirveye çıkabilirdim. Bazı etütler yaptım ve ortaya 2010 yılı için şöyle bir yol haritası çıktı.

1) Hukukun üstünlüğüne değil, iktidarın üstünlüğüne inanacağım.

2) Mağdurun yanında değil, mağrurun yanında yer alacağım.

3) Aydın kişi olmanın yolunun çok okumak, çok tartışmaktan değil, her zaman ve her ortamda güçlü olana biat etmekten geçtiğini kavrayacağım.

4) Uçak davetlerini nazikçe reddetmeyecek, büyüklerimin bütün uçaklarına binmek için elimden gelen her türlü katakulliyi çevireceğim.

5) Sadece yerel iktidar ile değil, global iktidar ile de iyi geçineceğim. Obama için ilk fırsatta şöyle yazacağım: “Bu dönemi başlatan Amerikan Başkanı’nın bir ‘ilk’ olan ‘tarihi’ Türkiye ziyaretinin verdiği izlenimi üç sözcükle ifade et deseniz, Obama için şu ‘3 D’yi söylerdim: Dürüst, duyarlı, dost...”

 6) Ergenekon’a sahip çıkma uğruna şöyle yazmaktan da kendimi katiyen men etmeyeceğim: “Kimse Ergenekon iddianamelerinin dikensiz gül bahçesi olduğunu iddia etmiyor. Binlerce sayfa içinde mesnetsiz pek çok iddia ve yüzlerce şüpheli arasında mağdur edilmiş pek çok kişi olduğu açık. Ama Türkiye şartlarında ve Türkiye adliye kültürü içinde yürütülmeye çalışılan böylesine bir soruşturmanın sorunlu alanlarına yoğunlaşıp büyük iddiaların karambole getirilmesi pek iyi niyetli bir değerlendirme biçimi değil.”

7) Güzel bir hanımefendiye boynuma tasma taktırarak “sirk maymunu” kıvamında pozlar verecek, yapacağı röportajda söylediklerim zırva olsa da afurup köpürerek zirveye adım adım ulaşmayı deneyeceğim.

8) Her fırsatta “ben!” diyeceğim. Kendimi Osmanlı döneminde eziyet çekmiş gazetecilerle karşılaştıracak, yazarken kafa bulup, iktidarın sevmediklerine küfretme sanatının şahikalarına ulaşacağım.

9) Açılmamış gibi yapan açılımların esasında açıldığını tüm münafıkların gözüne sokacağım.

X