Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Açılım” ile “Kapanış” arasında…

Açılım süreci başladığında ¬–çeyrek yıl kadar oluyor- kolay yol alamayacağını bu konuyla ilgili, yıllarını bu konu üzerinde kafa yormaya, bir “barışçıl çözüm”e katkıda bulunmaya harcamış herkes farkındaydı.

Kimse pembe hayaller görmüyordu. Dikenli, mayınlı, gelgitli, altüst oluşlu, hatta geri dönüşlü bir yolda ilerleneceğini biliyorduk.
Bu anlamda MHP’nin ve hatta CHP’nin direnci dahi şaşırtıcı değildi. Sürecin ve üzerinde ilerleyeceği yolun gayet kırılgan olduğunu da görebiliyorduk. Birkaç yerde değişik vesilelerde, “Açılım Süreci”ni “ince buz üzerinde horon tepmeye” benzetmiştim.
Şu sıra “en kırılgan” noktaya hayli yaklaşmış durumdayız. Anayasa Mahkemesi DTP hakkındaki kapatma davasını esastan görüşmek için 8 Aralık Salı gününü ilân etti. Ne tesadüf, Obama-Erdoğan görüşmesinden tam bir gün sonra. Şart değil ama o gün karar da çıkabilir. 11 üyenin 7’si “kapansın” dediği takdirde DTP kapanacak. Tam şu sırada Anayasa Mahkemesi’nin “DTP’nin kapatılmasını esastan görüşme”ye karar vermesi, fısıltı gazetesine göre “kapanmasından yana” olanların baskısıyla söz konusu oldu
 Eğer DTP Anayasa Mahkemesi marifetiyle kapatılırsa, Obama-Erdoğan görüşmesinin –şayet olursa- üreteceği tüm olumlu sonuçlar da bir anda berhava olma tehlikesiyle karşı karşıya.
DTP’ye bakıldığında, kapatılmanın pek umurunda olmadığı garip bir hal söz konusu. Ne de olsa, onlar, ÖZDEP, DEP, HEP ve HADEP’in kapatıldığı, DEHAP’ın ise DTP uğruna kendi kendini kapattığı, “kapatılmaya alışık” bir geçmişten geliyorlar ve söz konusu partilerin kapatılmasının ne sorunu çözebildiğini ve ne de kendi tabanları üzerinde güçlerinin azalmasına yol açmadığını biliyorlar.
Bu yüzden sorumsuz beyanlarda bulunmak için de frene basma ihtiyacı duymuyorlar. Örnek, DTP’nin eş genel başkanı Emine Ayna’nın sözleri. Emine Ayna, kapatmayla fazla ilgili görünmüyor. Onun ilgisinin odaklandığı yer İmralı ve İmralı’dan gelen öfkeli protestolar üzerine, dün, “Açılım’ın bittiğini” ilân etti. Böylece, DTP’yi paradoksal biçimde MHP ve CHP ile aynı dalga boyuna getiriverdi.
MHP ve CHP sözcüleri de aylardır her fırsatta –özellikle Genelkurmay açıklamalarına bakarak- “Açılım’ın sona erdiğini” bildirmekte yarış halindeydiler. Bunlar şimdi DTP de katılmış oldu.
***               ***             ***
Emine Ayna “İmralı’ya yaklaşım Kürt sorununa yaklaşımdır. Hücredeki havalandırmaya kafes, halka kafestir. Açılım bitti. İmralı’ya yaklaşımla beraber bitti. İçişleri Bakanı ve Başbakan’ın DTP’yi İzmir’e sokmamasıyla beraber açılım bitti” diye konuşmuş. Şöyle devam etmiş: “Sorun 6 santimetre olayı değildir. Bu kadar basit olamaz. Muhatap diyoruz, Öcalan’ın oynayacağı rol diyoruz… Salı günü kapatılma ihtimali de vardır, kapatılmama ihtimali de. Ama partimiz kapatılırsa siyasetin kanalları da kapatılmış olur.”
Bir sürü yanlış bir arada. Bir kere “Açılım”ı DTP başlatmamış olduğu için, “Açılım bitti”yi DTP ilân ettiği takdirde “Açılım” bitmiş olmaz. İkincisi, İçişleri Bakanı ve Başbakan’ın DTP’yi İzmir’e sokmaması gibi bir şey yok. Böylesine kaba bir yanlış üzerine geçerli bir politika da inşa edilmez. Üçüncüsü, “Açılım”ın devamı İmralı’nın koşullarıyla birebir mi ilgilidir yoksa DTP’nin kapatılmasıyla mı? Siz, hem İmralı’dan yola çıkarak –ki o konudaki iddiaların doğruluğu ve haklılığı da hayli su götürür nitelikte- “Açılım bitti” diyeceksiniz; hem de “partinin kapatılması halinde siyasetin kanallarının kapatılmış olduğunu” ileri süreceksiniz.
“Açılım bitti” dediğiniz anda sizin için yani DTP için “siyasetin kanalları” zaten kapatılmış sayılacak. Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatması bu durumda sizin için ikincil önemde.
Esasen, baştan beri DTP’nin açmazı, “özerk biçimde” siyaset üretememesinde, taktik pozisyonu olmamasında. Şunun şurasında bir hafta önce Kandil (Murat Karayılan) DTP’nin muhatap olabileceğini söylerken, DTP’nin yöneticileri İmralı’ya bakarak “Hayır, biz olmayacağız” demiş oluyorlar.
Bu durumda “Açılım”daki tıkanıklığın vebalini de paylaşacaklar.
DTP (ve de PKK ekseni) açısından asıl büyük açmaz şu:  Açılım, Kürt sorununun çözümü için silah kullanarak ve şiddete başvurarak hak arama yolunun gereksiz ve geçersiz olduğunu her geçen gün ortaya koyuyor. “Kimlik hakları” yönünde atılan her adım, bu yönde tasarlanan ve kamuoyuna açıklanan her tasavvur, “dağda silahla dolaşma”nın “meşruiyet zemini”ni daraltıyor. Bu “daralma”, Abdullah Öcalan’ın hücresinin eskisine oranla –genel koşulların düzelmesinin yanında- Ayna’nın tanımıyla 6 santim daha “daralması”ndan çok daha önemli.
Yani, “Açılım” hükümet sebat ettiği ve gerçekten “kimlik hakları”nın tanınması doğrultusunda, provokasyonlardan tırsmadan, devam ettiği takdirde PKK-DTP ekseninin “meşruiyet” ve dolayısıyla kafalarını değiştirmezlerse “hareket zemini”ni daha da daraltabilir.
“Açılım” devam etmek zorundadır; çünkü geri dönüşü yoktur ve her şeyden ve herkesten önce Türkiye’nin Kürt halkının yararınadır.
***                   ***              ***
DTP’nin dar görüşlülüğü ve yapısal özelliklerinin ürünü olan “siyaset hataları”, Anayasa Mahkemesi’nin parti kapatmasını ise hiçbir şekilde meşru kılmaz.
Ahmet Türk’ün “Gündemimizde kapatma davası var. Arkadaşlarımız yasağın olduğu bir parlamentoda bulunmanın bir anlamı olmadığını düşünüyor” sözleriyle “sine-i millet”e dönme sinyali vermesi anlaşılabilir bir şey.
Peki, ama nasıl döneceksiniz? Dağların yolunu mu tutacaksınız?
Biliyoruz ki, böyle bir amacınız, böyle bir dürtünüz yok.
Ne yapacaksınız o takdirde? “Sivil itaatsizliğe” mi yöneleceksiniz; yoksa siyasetsizlik ve taktik manevra zaaflarınız İmralı gerekçeleriyle şiddet eylemlerinin şehirlere taşınmasını teşvik eder nitelikte mi olacak?
Kürt siyasetinin ciddi kararlar alması gerekiyor. Basmakalıp tepki cümleleriyle iş yürümüyor.
Bu arada, Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak bir “DTP’yi kapatma kararı”nın, Kürt temsilinin parlamento çatısı altına çekilmesi yönündeki “demokratik çözüm” girişimlerine darbe vuracak cinsten “Açılım”a karşı bir “provokasyon” olarak algılanacağını ve tarihe böyle kayıt düşüleceğini de şimdiden bilelim.
Açılım, her şeye ve herkese rağmen –icabında Anayasa Mahkemesi’ne rağmen- devam etmek zorundadır.
Çünkü hükümet bu “yol”a girdiği vakit, bunun geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu bilmek zorundaydı.
X