Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Açılım, “hücre”den “açık hava”ya çıkarken…

Demokratik yasal zeminden Anayasa Mahkemesi kararı ile uzaklaştırmak istenen “Kürt siyasi temsili” dün Ahmet Türk’ün açıklamasıyla çok doğru ve olumlu bir karar alarak, “TBMM çatısını terk etmeme” kararını bildirdiler.

Bir başka deyimle kapatılan DTP’nin milletvekilleri Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) mensupları olarak parlamentoda yerlerine alacaklar. Yani, TBMM’yi terk etme kararından vazgeçildi. İyi oldu.

Anayasa Mahkemesi kararını “Bu karar, statükoculuğun devamını isteyen, Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyen güçlerin kararıdır. Bu kadar inkâr ve asimilasyon politikalarının devamını isteyen bir anlayışın dayatmasıdır” sözleriyle doğru biçimde tanımlayan Türk, karardan “çağdaş demokratik değerlerin alt üst edildiği” bir karar olarak söz etti ki, bu da doğrudur.

Kim ne derse desin, ta 1973’e uzanan parlamenterlik geçmişi ve Diyarbakır hapishanesinde yaşadığı çok acı tecrübelerle “Kürt siyasetinin bilge kişisi” sıfatını hak eden Ahmet Türk, “HEP, DEP, ÖZDEP, HADEP, DEHAP ve DTP’nin kapatıldığını” hatırlattı. “Demokrasiye, barışa, kardeşliğe olan inançlarını büyütmek ve halkların kardeşliğini sağlamaya yönelik demokratik siyasetimizi, Barış ve Demokrasi Partisi’nde sürdürme kararı aldık… Dünyada hiçbir siyasi oluşum yok ki 6 kez kapatıldıktan sonra yedinci kez özgür bir Türkiye, demokratik bir Türkiye, halkların kardeşliğine katkı sunmak için buna rağmen devam kararı almıştır… Bu çabamız, bu ısrarımız demokrasiyi ne kadar önemsediğimizin açık göstergesidir. Şiddeti değil, barışı savunduğumuzun açık bir göstergesidir” diye konuştu.

Burada duralım:

1.    Şayet 6 kez kapatılan bir siyasi hareket, 7. kez parlamento zeminli bir parti faaliyetinde ısrarlıysa, Türkiye’de parti kapatmalarının saçmalığını ve işlevsizliğini bundan daha çarpıcı gösteren bir örnek olamaz. Buradan hareketle, vakit geçirmeden “parti kapatmaların zorlaştırılması” ve Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılacak yeni düzenlemelerle Türkiye’de demokratik zeminin sağlamlaştırılması sağlanmalıdır. Bu konuda iktidar partisine büyük görev düşüyor.

2.    Kürt siyasi hareketinin bu kez BDP ile “yasal-demokratik zemin”e, “TBMM çatısı altında siyasete devam” kararının “şiddet ortamını dağıtacak demokratik süreç” bakımından değeri idrak edilmeli ve bugüne dek DTP’ye yapılan muameleden kaçınılması gerekiyor.

***                        ***                 ***

DTP’yi Kürt sorununun çözümünde işlevsel kılmak yerine, dışlamak ve günah keçisi haline sokmak ve en sonunda Anayasa Mahkemesi’yle kapatmanın ne kadar tehlikeli bir güzergâha yolları açtığı anlaşılmalıdır. DTP türü bir parti –ki, BDP’nin bundan <ı style="mso-bidi-font-style: normal">temelde çok farklı olmayacağı şu andan itibaren kabul edilmelidir- her türlü eksikliği, zaafı hatta yanlışlığına rağmen, Kürt sorununun şiddetten arındırılarak barışçıl doğrultuda çözümü açısından bir “araç” olarak değerlendirilebilir ve işlevsel kılınabilir.

Türkiye’nin siyasi kültürü ve siyasi dengeleri İmralı’yı muhatap almadığına ve gözle görünür bir gelecekte alması beklenmediğine göre, DTP-BDP üzerinden hareket edilmesi zorunludur. Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi, ikilem (Açılım açısından da) şuradadır:

Ya PKK’yı DTP’lileştirmek (bugün itibarıyla BDP) veya DTP’yi PKK’lılaştırmak.

İlki öncelikle TBMM çatısını ve yasal-demokratik zemini işaret ediyor, ikincisi ise “dağları”.

Birincisi için “kulvarlar” açıldığı takdirde “dağdan inmek-indirmek” de mümkün olabilir. Anayasa Mahkemesi kararı ve ardından DTK kararıyla TBMM’den çekilme kararı, ikincisine kapıları açıyordu ve bu “tehlikeli istikamet”ten dönülmesi için Ahmet Türk’ün dün yaptığı açıklama ile yepyeni bir fırsat çıkmıştır.

Peki, doğru yöndeki bu karar değişikliğine Kürt siyasi hareketi nasıl vardı? Cevabı Ahmet Türk’ün şu sözlerinde:

"Bütün haksızlıklara rağmen halkımızla görüştük. Halkımız, parlamentoda mücadelemizi sürdürmemizi istedi. Bunu çok yüksek sesle ifade ettiler. Bütün sivil toplum örgütlerimiz bu mücadelede devam kararı aldılar, düşüncelerini bize ilettiler adeta rica ettiler ’bu zemini terk etmeyin’ dediler. Yine Türkiye’deki demokratik güçler, aydınlar, yazarlar, akademik çevreler bu süreçte parlamentoda bulunmanın önemini ortaya koydular. Çarşamba günü İmralı’da Sayın Öcalan ile avukatları bir görüşme yaptılar. Bu görüşme sonucunda, Sayın Öcalan da parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını ve bu mücadelenin devam edilmesi gerektiği şeklinde... Avukatlarıyla bunu paylaştı. Bu şekilde bize ilettiler."

“İkinci gerekçe” söz konusu olmasaydı, “birinci gerekçe” karar değişikliği için yeterli olur muydu?

Çok kuşkulu.

Ajanslara dün düşen Abdullah Öcalan’ın Çarşamba günü avukatlarıyla yaptığı görüşme notları, PKK liderinin, kapatılan DTP’li milletvekillerinin istifalarını değerlendirerek, "Ben farklı düşünüyorum. Çözüm demokratik mücadeledir. Bence henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirilebilinir" dediğini ortaya koyuyor.

Ve Perşembe günü “İstifalardan vazgeçme-TBMM’ye dönüş” kararı açıklanıyor.

Geçen haftaki avukatlarla görüşmesinde “DTP’nin kapatılıp kapatılmamasının belirleyici olmadığını” söyleyerek Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararına ters yönden “yeşil ışık” yakmış olan ve ardından ne yapılması gerektiği kararını Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yükleyen Öcalan, bir hafta sonra "Milletvekillerinin istifası konusunda ben farklı düşünüyorum. Çözüm demokratik mücadeledir… Bence henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Bizler henüz o aşamada değiliz. Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirilebilinir. Ufuk Uras’ın teklifi değerlendirilebilir. Milletvekilleri Meclisi iyi kullanmalıdırlar. Demokratik kanalları açamadılar. Meclis’te her şeyi tartışabilmeliler. Demokratik mücadele için demokratik siyaset gerekiyor. Bunun yapılabilmesi önemli…” diyor.

Sonuca bakın.

***                           ***                    ***

DTP’lilerin BDP olarak TBMM’ye geri dönmeleri demokratik süreç açısından iyi mi olmuştur, kötü mü?

Buna cevabınız “evet” ise, yukarıdaki sözlerin Abdullah Öcalan tarafından söylenmiş olması geri dönüş kararının “doğru” olduğunu ortadan kaldırmıyor. Hatta “doğru”ya Abdullah Öcalan’ın “belirleyici katkısı”nı yansıtıyor.

Bir başka şeyi daha ifade ediyor: İşlevsel bir BDP üzerinden Öcalan’ın “soruna taraf” olarak “olumsuz” rolünün “çözümün parçası” haline dönüştürülebilmesi şansını.

Ak Partili Anayasa Komisyonu Başkanı, "Kapatılan partinin, BDP’de devam etmeleri olumlu olmuştur. Normalleşme sürecine katkılı olmasını umarım. DTP’nin kapatılmasının terörle bağlantısını dikkate alarak, yeni partide dengeli olmalı, PKK ve İmralı’ya mesafe koymaları lazım" açıklamasını yaptı. CHP sözcüsü ise, TBMM’ye dönüş kararından memnuniyet belirttikten sonra"Yalnız, Ahmet Türk’ün açıklamasında Abdullah Öcalan’ın da isteğine uyarak bu istifadan vazgeçtiklerini söylemiş olması büyük bir talihsizliktir" dedi.

Buysa, ister ampul, ister altıok markalı olsun “devekuşunun kumdan kafasını çıkartamama hali”ne işaret ediyor. TBMM’deki BDP, seçim mücadelesi yapacak bir BDP, “dağlara” ve “çatışmalı sokaklara” bir demokratik alternatif. DTP’ye yaptığınızı BDP’ye yapmaya şimdiden kalkışırsanız, birinci kareye geri döneceksiniz demektir.

Zaman, BDP’nin kafasına kakma, çivi çakma zamanı değil, TBMM’deki varlığından yararlanma, onu İmralı’ya ilişkin “işlevselleştirme” zamanıdır. Sokaklara sükûnet ve dağları boşaltma yolu da oradan geçecek.

Ahmet Türk’ün dünkü açıklaması ile üzerine bir haftadır karabulutlar çöken “Açılım”ın yönü ve doğrultusu konusunda bugün daha iyimser bir noktadayız… 

X