Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Açılım buharlaşmadan

TARTIŞMANIN yaygınlık durumunu tahmin etmek zor.

Kürt açılımı ile ilgili tartışmalar nerelere uzanıyor, o uzanan yerlerde herkes birbirini doğru anlıyor mu emin değilim.

Yine de olsun.

Gazeteciliğimin ilk yıllarında, diğer bir çoğunda olduğu gibi bu gazetede de Kürt sözcüğü kullanılmazdı.

Çünkü Türkiye’de sesini kesip oturanlar vardı, bir de ses çıkartanlar. Onlara da “bölücü”  denirdi. Almanya’dan Dış Haberler’e gelen bir olayı haberleştirirken duyduğum sıkıntıyı bugün de anımsıyorum.

Bir Kürt ailenin evinde yangın çıkmıştı. Ne demeliydim? Böyle yazsam ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehdit etmekten sadece benim değil gazetenin de başı derde girerdi. “Almanya’da çalışan bir bölücü ailenin evinde yangın çıktı” diye düzeltmedim haberi tabii. Geldiği gibi yazı işlerine yolladım. Ertesi günü Almanya’daki yangın haberi yoktu gazetede.

Yazıişleri de çözüm bulamamıştı anlaşılan.

Nereden nerelere geldik.

İşte o yüzden “yine de olsun” diyorum. Demokrasi çerçevesinde çözüme hazırlığın bile sürece katkısı olacak.

* * *

BUGÜN Kürt açılımıyla ilgili tartışmalar sınırlı bir çerçeve içinde kalsa da, kimin ne dediği tam olarak anlaşılamasa da bir tabu yıkılıyor.

Gelinen noktada Kürt açılımının, halklar arasında toplumsal uzlaşma arayışı olduğunu kabul etmeye yanaşmayanların, yani dünkü inkarcıların bugün Kürt meselesinin demokrasi çerçevesi içinde çözümlenmesine “biz de varız” demesi iyi bir şey.

Ama bu sadece bir başlangıç.

Günlerden beri süren tartışmalar, duygusal yorumlar, açılım çabaları sadece ama sadece bir başlangıç.

Kimin demokratik çözümden neyi kast ettiği anlaşıldığında, niyetler tariflerle, tarifler taleplerle somutlaştığında değişim süreci başlayacak.

İşte bu arayı çok uzatmamak, sadede gelmek çok önemli ve çok dikkat isteyen bir nokta.

Ama sadede gelmenin de bir sistemi olmalı.

Şimdiye kadar medya üzerinden yürütülen süreç böyle devam ederse bir yere varmaz.

* * *   

BU sürecin tek kanallı olmayacağı aşikar. Uluslararası ve ulusal boyutu var. İkisi de birbirini desteklemeli.

Ama temel ilkeleri belirleyecek çalışma çok önemli. Bu, tabii ki Meclis’in çatısı altında yürütülmeli.

AK Parti’nin, parti içinde kurduğu Demokratik Açılım Çalışma Grubu, kendi önerilerinin hazırlanması açısından doğru bir adım.

CHP ve MHP’nin de böyle bir sürece aynı ciddiyetle yanaşmalarını beklerdim. Keşke onlar da kendi çalışma gruplarını oluştursalar. Çözüm arayış sürecine kendi önerileri ile katılsalar.

Cumhuriyetten bu yana gerçekleşen kabuk yenileme sürecinin en önemlisi ve köklüsüne Türkiye’yi liderlerin iki dudağı arasından çıkacak hükümlerle hazırlamak mümkün değil.

DTP de çok yakında, parti içi demokrasinin daha iyi biçimde devreye girmesi gerektiğini fark edecek. Bu ihtiyacı hissedecek. Öcalan’ın talimatlarıyla hayatın gerçeklerinin etkili biçimde yönlendiremeyeceğini onlar da görecekler.

Açılım buharlaşmadan, siyaset kendi kanallarını en demokratik biçimde harekete geçirmeli. Parti içi çalışma grupları gibi Meclis çatısı altında ortak çalışma komisyonu da önümüzdeki dönemde gerekli. Eğer Hükümet, “Ben planı hazırlarım, isteyen peşimden gelir” zihniyetinde değilse tabii.

X