"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Acılı Kuşak'tan bir dostun acısı

Doğan HIZLAN

Mehmed Kemal'i ilk önce ‘‘Çare’’ şiiriyle sevdim. Yalın ama direnci simgeleyen bir gücü vardı bu dörtlüğün:

‘‘Ankara nire

Zara nire;

Dayanmak marifet

Dayan bire.’’

Toplumcu gerçekçi kuşağın ortak acısını şiirine, gazeteciliğine yansıtmıştı.

Bir süre Cumhuriyet Gazetesi'nde aynı odayı paylaştık.

Odaya arada sırada uğrar, yoğun insan trafiği içinde yapılan söyleşilere cila katardı. Konuşulan her konu onda anılar zenginliğinin bir tahrik noktasıydı.

Şairlikle gazetecilik arasında gidip gelen, yaşayabilmek için mücadele veren, karanlık dönemlerini 1940 gerçekçi kuşağının bir ferdi olarak, şiiri ve düzyasısıyla aydınlatmaya çaba gösteren biriydi.

Anılarından ve romanlarından nice kuşak öğrenmiştir ki, darbelerin ve faşizmin acımasızlığı önce yazar ve şairleri vurmuştur. Bu, İkinci Dünya Savaşı'nın faşizme yatkın yıllarında da bu böyleydi, 12 Eylül'den sonra da.

Yazdığı bir fıkranın hesabını vermek için onu bir kaç gün özgürlüğü solumaktan men etmişlerdi.

Ankara'yı anlatmaya başladığı zaman, o günler, gazeteciler, şairler, politikacılar bana Kaf Dağı'nın ardındaki masal kahramanları gibi gelirdi. Yazılarını, şiirlerini okuduğum insanlar birden etlenir, canlanırdı.

Bir öğle rakısındaki söyleşiyi hala hatırlıyorum:

Dört kişiydik, sevgili dostumuz Çetin Özbayrak, Mehmed Kemal, Salim Şengil ve ben.

Taşlamalarla, ince iğnelemelerle, rakıların verdiği abartıyla edebiyat dünyasından, gazete dünyasından nice ad masamıza konuk olmuştu. Kimilerine fazla itibar ettik, kimilerinin de davetsiz misafir oluşlarına bayağı kızdık.

Elbette bu tavırlar hep gıyaplarındaydı, vicahiye çevrildiği anda, hepimiz bir Osmanlı inceliğinin yedeğine girerdik.

*Ê*Ê*

YAZILARININ, romanlarının itici gücü anılarıydı. Romanlarında, şiirlerinde, yaşantıdan gelen unsurlar ağır basardı.

‘‘Sürgün Alayı’’ ve ‘‘Pulsuz Tavla’’yı okuyanlar, gerçekten bu yargıya katılırlar.

Şiir için, yazı için tartışırdı, şiirde dövüşürdü ama dostlarına karşı çok sevecendi.

Gerçekten, kızgınlıklarında da, dostluklarında da ard niyet kavramına yabancıydı.

Şiiri yalın, hayatın içinden geçen, zorlukların, direncin göstermelik tavrından nefret eden isyanıydı.

Çok sevdiği ‘‘Öğle Rakıları’’ndan bir kaç dizeyle uğurlayalım onu:

‘‘Buyurun içelim birer kadeh/Güzeldir öğle rakıları efendim/Unutulmaz/ Bir kadından söz eder gibi/Utangaç, gizli yasak

Bilir misiniz efendim öğle rakıları/Yeni resimlere benzer gündüz gözüyle/Gündüz gözüyle bakılan/Yeni resimlere inanmazsınız/Bir Asmalımescit meyhanesinde,Pera'da/Biraz küf, mazi, mahrem kokan/Biraz Tünel, Sait Faik, Mösyö Rober.’’

*Ê*Ê*

MEHMED Kemal de artık kitaplarda ve anılarımızda yaşayacak.













X