Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Acil tedavi ihtiyacı

<B>DIŞ</B> ilişkilerimizin, bu konuda hiç deneyimi olmayan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı elinde kalmasından duyduğumuz kuşku giderek <B>haklılık </B>kazanıyor.<br><br>Bu gerçeğin en somut örneğini, son zamanlarda daha yoğunlaşan bir şekilde <B>Türk-Amerikan ilişkilerinde </B>görmeye başladık.

Dikkat ederseniz, başka ülkelerdeki anti-Amerikan eylemler, yazılar, o ülkelerde ABD’nin ilişkilerini olumsuz yönde etkilemezken, Türkiye’de yükselen Amerikan aleyhtarlığı birden önemli bir sonuna dönüştü. Örneğin, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Türkiye’ye gelerek, ‘Sizinle stratejik ortağız’ demesi üzerinden birkaç gün geçmeden The Wall Street Journal’da, ABD resmi makamlarının gayri resmi sesi olduğu izlenimini veren ve Türkiye’ye ağır saldırılar içeren Robert L.Pollock imzalı bir yazı çıktı.

Pollock’un profesyonel bir gazeteciden çok bir tetikçi üslubuyla kaleme aldığı yazı içinde elbet doğrular var. ABD’in Türkiye’yi desteklediği birçok politikanın, örneğin Bakü-Ceyhan boru hattı projesinin; Türkiye’nin AB üyesi olabilmesi için Washington’un verdiği desteğin; Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesinde ABD’nin büyük yardımının Türkiye’de unutulduğunu söylüyor.

Pollock o dediği doğruları, ABD askerlerinin, sadece Süleymaniye’de 11 subay ve askerimizin kafasına çuval geçirip aşağılamalarının bile unutturabileceğini belli ki görmüyor.

Pollock ABD’nin, Türkiye’nin gözünün içine baka baka Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti oluşturma çabalarına destek vermesinin, yukarıdaki olumlu örnekleri unutturmaya yeteceğini belli ki aklına getirmiyor.

Pollock, Türkiye’nin ‘Irak’ konusunda ABD’nin bağımsız bir politika izlemeye hakkı olduğunu ve olabileceğini anlaşılan kabul edemiyor. İki yıl önce (6 Mayıs 2003’te) Paul Wolfowitz’in, bir gün sonra da Marc Grossman’ın yani Bush yönetiminin iki sözcüsünün Türkiye’yi bağımsız değil ‘bağımlı devlet’ olarak gördüklerini ortaya koyan sözlerini bilmezden geliyor. Örneğin, Wolfowitz’in, ‘Türkiye’nin İran ve Suriye ile yaptığı ya da girdiği ilişkiler tamamen bizim izlediğimiz politika ile (örneğin Kürt bağımsızlığını destekleme politikasıyla) uyumlu olmalı’ demeye hakkı olduğunu sanıyor.

Grossman’ın, ‘Türkiye bir adım atmalı, biz bir hata yaptık demeli ve artık Amerikalılara nasıl yardımcı olabiliriz gibi bir söylem benimsemeli’ diyecek kadar ölçüyü kaçırmasını hoş görüyor.

Pollock’un haklı olduğu halde değinmediğine de biz değinelim:

Örneğin, Başbakan Erdoğan’ın Irak’taki direnişçileri koruyan ve ABD’nin operasyonlarını kategorik olarak ‘zulüm’ diye niteleyen sözleri çok yanlıştır. Bir Türk Başbakanı’nın -ve iktidarın sorumlu ağızlarının- ABD düşmanlığını destekleyen sözler söylemelerinin Türkiye’ye hiç yararı yoktur; ama çok büyük zarara yol açacağı kesindir.

ABD yetkililerinin, örneğin Savunma Bakan Yardımcısı Douglas Feith’in ‘Ya Türk kamuoyundaki anti-Amerikan havayı değiştirin, yahut sizi düşman sayarız’ anlamındaki küstahlık kokan sözlerini onun suratına çarpsak bile, görünen o ki, ilişkilerimiz ağır bir hastalık geçirmektedir ve hızla tedavi gereklidir.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI