Eğitim Haberleri

    Açık uçlu sorularda başarının anahtarı

    Sinan KOCA -  Uzman / Matematik Öğretmeni
    20.02.2017 - 09:13 | Son Güncelleme:

    2017 Lisans Yerleştirme Sınavları’nda (LYS) üniversite adaylarının karşısına açık uçlu sorular ilk defa çıkacak. Tıpkı habersiz gelen, yeni tanışacakları bir misafir gibi aniden.

    Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) açık uçlu sorulara yavaş yavaş geçileceğini söylediği şu günlerde aklımızı karıştıran bir gerçek var: Öğrencilerin geneli bir ya da iki kez üniversite sınavına girdiğine göre, yavaş yavaş bu sorulara geçmenin aday için bireysel bir artısı yok, eğer oluşacak artılar varsa bu sistemin yapısı için olabilir. Bunun yanında 12’nci sınıfa gelene kadar akademik anlamda test düzenine alışmış bir kitle ve bunların psikolojik durumu göz önünde bulundurulmadan sistemi değiştirmek, yeterli hazır bulunuşluğu olmayan bu öğrencilerin başarısını düşürebilir.

    “Maçın ortasında oyunun kuralları değişmez” sözünden yola çıkılarak, YÖK’ün bu yıl 9’uncu sınıfa başlayacaklar için bu soru sistemini uygulamaya koyacağını açıklamasının daha doğru olabileceğini söyleyebiliriz. Çünkü açık uçlu sorular öğrencinin özgün ve yaratıcı düşünme gücünü, yazılı anlatım yeteneğini, belli konularda öngörüsünü, analiz becerisini ölçmeye yöneliktir. Ancak üniversite sınavları bugüne kadar çoktan seçmeli sorulardan oluştuğundan, öğretim müfredatı ve ders kitapları test tekniğine yönelik ve öğretmenler derslerde, sınavda çıkacak bu tarz sorulara ağırlık veriyor. Yani gerek müfredatımız, gerekse bu müfredatın uygulayıcısı olan öğretmenlerimizin öğrencilerimize bilgiyi sunuş ve sorgulayış şekli onların açık uçlu soruları doğru yanıtlayabilmesi için gerekli olan eleştirel düşünme becerisini geliştirmekte yetersiz kalabilir.

    9’uncu sınıfa başlayan öğrencilerin açık uçlu sorularda başarılı olup, verimli sonuçlar alınabilmesi için lise müfredatının ve ders kitaplarının yeni soru sistemine göre daha önce kurgulanmış, öğretmenlere hizmet içi eğitimler verilmiş ve adaptasyonlarının sağlanmış olması gerekiyor. Açık uçlu sorular dünya çapında yapılan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), Uluslararası Fen ve Matematik Eğilimleri Araştırması (TIMSS) gibi birçok sınavda da soruluyor. Bunlarda formül ya da sonuç istenmiyor. Formül verilip kullandırılıyor ya da sonuç verilip, buna nasıl ulaşılacağı sorgulanıyor.

    Soruların çeşitliliği ve kalitesi arttırılmalı

    Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) yayınladığı örneklerde sayısal sorular genelde “kaçtır?”,  sözeller ise “nedir?” ile bitiyor. Bunlar öğrencilerin bilgiyi kullanmasına, akıl yürütmesine pek katkı sağlamaz gibi görünüyor. Sınava giren öğrenci sayısının fazla olduğu LYS’de sonuçların değerlendirilmesinin gerekli zamanda tamamlanabilmesi ve objektif olabilmesinin sağlanması açısından birer kelimelik ve sayılık cevapları olan sorulara yer verilmesinin ÖSYM’nin örnek aldığı uluslararası sınavlardaki sorulara göre çok kısır kaldığını söyleyebiliriz.

    Bu sınavlarda ölçme kriterleri çok yüksek olduğundan cevapların değerlendirilmesinde kısıtlama yok, yani çıkabilecek soru çeşitliliği fazla. Açık uçlu sorular sınava; üniversiteye sözel ve sayısal düşünme becerisi ve yorumu güçlü adayların daha doğru seçilebilmesi için eklenmek isteniyor. Bu da ancak soruların çeşitliliğinin ve kalitesinin arttırılması ile mümkün. Bu bağlamda soru sınırlılığını ortadan kaldırmak için öncelikle değerlendirme altyapısının; örnek alınan uluslararası sınav sistemlerindeki gibi teknolojik olarak en üst seviyeye getirilmesi gerekiyor.

    Uluslararası sınavlarda başarısızlıkta sistemin payı büyük

    PISA ve TIMSS sınavlarından örnek vermişken geçen haftalarda CollegeBoard’un (ABD) düzenlediği AP çalıştayı için bulunduğum; bu sınavların son yıllardaki başarı sıralamalarında hep en üst sıralarda yer alan Güney Kore’nin eğitim sistemi ile ilgili değerlendirmelerimi belirtmek isterim. Güney Kore’de eğitim politikaları ile sınav sistemi arasında kuvvetli bir ilişki var. Eğitimde ulusal müfredat uygulayarak fırsat eşitliği sağlanıyor, hayat boyu öğrenme anlayışını benimsemişler, eğitimde teknolojiyi çok etkin bir şekilde kullanıyorlar.

    Onlar için hesap makinesinde bir tuşa basarak bulunabilecek bir sonuç için satırlarca süren formüller kullanarak uğraşmak çok anlamsız. Bunun yanında çok çalışıyorlar, yeterince zeki olmanın çalışmakla mümkün olduğunu savunuyorlar. Üniversiteye girişte genel bilgi ve yetenek sınavlarının yanında öğrencilerin kişisel okul dosyaları da önemli. Bu yolla, lise eğitiminin, öğrencinin çok yönlü gelişimine katkı yapması yani eğitimin esas görevini yerine getirmesi sağlanmış oluyor. Dolayısıyla da öğrenciler eğitim hayatlarının en başından itibaren sistemli, kapsamlı çalışıp, teknolojiyi de en etkin şekilde kullanarak, okudukları okul derslerine gereken önemi gösterip, bilişsel düzeylerini geliştiriyor. Bunun sonucunda da hem ulusal, hem de uluslararası sınavlarda başarılı oluyorlar.  

    Türkiye ise PISA ve TIMSS sınavlarında başarı olarak ortalamanın altında yer alıyor. Bunda eğitim sistemimizin yeterince güncellenmemiş olmasının payı büyük. Ulusal eğitim politikamızda sıkıntılar var. Bazı okullarda sadece devletin kitapları ve imkânları ile öğrenciler eğitim alırken, sosyo-ekonomik düzeyi daha iyi olan okullara kayıtlı olanlar çok daha iyi olanaklarla karşılaşıyorlar. Bu yönden eğitimde fırsat eşitliği yok, bu gerçek gerek ulusal gerekse uluslararası sınav sonuçlarında açıkça ortaya çıkıyor. Eğitimin standartlaştırılıp kalitenin arttırılmasına yönelik ulusal çapta çalışmalar yapılması, sadece seçilmiş ya da gerekli ücreti verebilenlerin okuduğu okullar yerine, tüm eğitim kurumlarında dünya standartlarında öğretim yapılması gerekiyor. Bu yönde devletin gerekli adımları atması ulusal başarı için çok önemli bir faktör.

    Önemli olan “ideal öğrenci”yi yetiştirmek

    Gelişmiş ülkelerin en büyük zenginliği eğitilmiş insan kaynağıdır. Biz de gelişmekte olan bir ülke olarak, öncelikle geleceğimizi şekillendirecek olan öğrencilerimizi  iyi yetiştirmeli, onlara iyi eğitim vermeliyiz. Ulusal eğitim sistemlerini düzgün oluşturup, teknolojiyi en verimli şekilde kullanarak, öğrencileri gerekli donanımlarla, başarılı bir şekilde yetiştiren gelişmiş dünya ülkelerinin içinde biz de yer almalıyız. Bilimin ışığında; yeterli özgüvene sahip, akılcı düşünebilen, irdeleyebilen, öğrenmeyi öğrenmiş, bilgiyi kullanabilen öğrenciler için üniversite

    sınavında soruların çoktan seçmeli ya da açık uçlu olmasının pek farklı olmayacağına inanıyorum. Yeter ki biz, Türkiye’mize yakışan bu “ideal öğrenci”yi yetiştirebilelim.

    Etiketler: açık uçlu soru
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı