"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Açık teşekkür mektubu

<B>HÜRRİYET</B>'in dün yayınladığı <B>‘‘80'inci Yıl’’</B> gazetesini görünce <B>Hürriyet</B>'te çalışıyor olmaktan dolayı bir kere daha gurur duydum.

İnsan kendi yaptığı gazeteyle övünür mü diye düşünebilirsiniz.

Böyle düşünmeyin, çünkü benim genel yayın yönetmeni olarak bu gazetenin yapımına katkım olmadı.

O nedenle rahatlıkla bunları söyleyebiliyorum.

Dün gözlerimden yaşlar süzüle süzüle son kahramanların hikáyelerini okudum.

Kurtuluş Savaşı'nı kazanan ruhun ne olduğunu bir kere daha gördüm.

Hayır, daha ötesi, hissettim.

Gazeteyi hazırlayan arkadaşlar onlara ‘‘Mustafa Kemal Paşa'nın son askerleri’’ adını takmışlar.

Gerçekten öyle.

Kala kala 7 kişi kalmışlar.

Oysa aralarından biri, ‘‘Savaşta 90 bin kişiydik’’ diyor.

Hepsi gitmişler, yedisi kalmış.

En genci 105, en büyüğü 110 yaşında.

Hepsinin yüzünde aynı nur var.

Hepsi yıllar önce yaptıkları vatan görevinin huzuru ve gururu içinde.

5 BİN KM YOL

Ben kendi payıma bu gazeteyi ölünceye kadar saklayacağım.

Dün bütün gün boyunca okuyuculardan çok güzel mesajlar aldık.

Çok sıcak ve insana heyecan veren mesajlar.

Meğer hepimiz son kahramanlarımızı ne kadar çok beklermişiz.

Meğer onlara ne hasret kalmışız.

İşte bu yüzden genel yayın yönetmeni olarak bu gazeteyi hazırlayan bütün arkadaşlarıma, sizin huzurunuzda açık bir teşekkür mektubu yazmak istiyorum.

Önce bu ekibin başındaki Neyyire Özkan ve arkadaşlarına.

Bir de son yedi kahramanla görüşmeye giden ve fotoğraflarını çeken Ersin Kalkan ile Kutup Dalgakıran'a.

‘‘Son kahramanları’’ hepimizin Cumhuriyet Bayramı'na davet eden bu gazetenin hazırlanışında gerçekten büyük bir emek var.

Önce tek tek bu kahramanların adını buldular.

Genelkurmay ve çeşitli derneklerde titiz bir çalışma yaptılar.

Kahramanlarımız Anadolu'nun dört bir yanında yaşıyordu.

Sanki Misak-ı Milli coğrafyasına yayılmışlardı.

Arkadaşlarımız onları bulmak için 5 bin kilometre yol yaptılar.

Damat Tween'in hediye ettiği bayramlık takım elbiseleri yanlarında götürdüler.

Elbiseleri gazilere kendi elleriyle giydirdiler.

Kravatlarını kendi elleriyle bağladılar.

Paçalarını kendi elleriyle düzelttiler.

Gazi Veysel Turan yatağından kalkamıyordu.

Onu yatağında giydirdiler.

Hepsinin kravatları kırmızıydı. Ceket ceplerine kırmızı birer mendil koydular.

Ve bu bayramlık kostümün son aksesuvarı, o şerefli İstiklal Madalyası ceketin yakasına bir bayrak gibi asıldı.

AĞLATAN HABER

Bu arada onları ağlatan bir haberle sarsıldılar.

Görüşmeye gittikleri sekizinci kahraman, onlar yola çıkmaya hazırlanırken hayatını kaybetmişti.

Olsun, yine de gittiler.

Eşiyle konuştular.

Dün Hürriyet'in birinci sayfasında Atatürk'ün çok güzel bir fotoğrafı vardı.

Onun modernlik görüşünü yansıtan bir fotoğrafı.

Ve ‘‘80. Yıl’’ gazetesinin kapağında da ondan geriye kalan yedi silah arkadaşının fotoğrafı.

Ben bu gazeteyi hayatımın sonuna kadar saklayacağım.

Çünkü o yüzlerde bir milletin doğuşunu ve çağdaş Türkiye'nin tarihini görüyorum.

O zaman ‘‘cumhuriyet’’in sadece bir kelime olmadığını daha iyi anlıyorum.

Bayan Çölaşan ve eşi


DÜN öğleden sonra Hürriyet'in Ankara bürosundaydım.

Emin Çölaşan'la sohbet ederken, ‘‘29 Ekim davetiyesi eşli mi, eşsiz mi geldi’’ diye sordum.

Muzip bir ifadeyle yüzüme baktı ve şu cevabı verdi:

‘‘Ben eş durumundan davetliyim.’’

Emin
'in eşi Tansel Çölaşan, Danıştay Başkan Vekili. Aynı zamanda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu Başkanı.

Cumhurbaşkanı Emin'e değil, eşine davetiye göndermiş.

Tansel Çölaşan'a davetiye ‘‘eşli olarak’’ gelmiş. Yani eş için bir türban istihbaratına gerek kalmamış.

Ama yine de Emin'e takılmadan edemedim.

‘‘Emin ister misin sen de sakal yüzünden kapıdan çevrilesin...’’

O da, ‘‘Yok canım, beni bilirler’’ diye cevap verdi.
X