"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Acaba o gizli insan kimdi

8 Haziran 1962 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde, gazetecilik deyimiyle "çift sütuna beş santim" bir ilan yayınlandı.<br><br>"Sakallı Celal" adında bir kişinin ölüm ilanıydı bu.

İlan özetle şuydu:

"Bahriye Nazırı Amiral Hüseyin Hüsnü Paşa’nın aziz oğlu, Galatasaray Lisesi 1907 mezunlarından 110 Celal Yalnız ’SAKALLI CELAL’ 6 Haziran Çarşamba günü ebediyete intikal etmiştir."

İlanın altında gazeteye kim tarafından verildiğini gösteren hiçbir isim yoktu.

Sadece "Reklamcılık" diye, ilanı gazeteye ileten reklam şirketinin adı yazılıydı.

* * *

Sakallı Celal, 20’nci yüzyıl başında İstanbul aydın çevrelerinde çok iyi tanınan bir aydındı.

Arkasında hiçbir eser bırakmamıştı.

Ama Cumhuriyet’in ilanından sonra reformlara sahip çıkan, şeriatçı akımlara direnen aydınlardan biriydi.

Babası bahriye nazırlığı yaptığı halde, kendisi münzevi bir hayat sürmüş ve kaybolup gitmişti.

Orhan Karaveli, 2004 yılında Sakallı Celal ile ilgili çok güzel bir kitap yayınladı.

Kitabın girişinde, Hürriyet’te yayınlanan bu ilandan söz ediyor.

Kitabı yazarken, bu ilanı kimin verdiğini çok araştırmış, ama bulamamış.

Ben kitabı geçen hafta okudum.

Merak edip Hürriyet’in ilan servisine sordum.

Arşivlere baktılar, onlar da bulamadılar.

Adının gizli kalmasını isteyen biri vermiş.

Belki "Reklamcılık Ajansı"nın arşivlerinde vardır.

Onlara soramadım.

* * *

Bu kitabı okurken, geçen yıl okuduğum başka bir kitap aklıma geldi.

Ünlü trompetçi Miles Davis’in oğlu, geçen yıl babasını anlatan bir kitap yayınladı.

Bu kitapta babasının müzisyenlik hayatının ilk yıllarına ait çok ilginç bir olayı anlatıyor.

Dün kitabı kütüphanede aradım, ama bulamadım.

O yüzden vereceğim bilgilerin bazısında yanılıyor olabilirim.

Miles Davis bir caz topluluğuna girdikten sonra ilk çalıştıkları yerlerden biri, Boston’daki bir kulüp olmuş.

O sıralarda Boston’daki kulüplerde siyahi müzisyenlerin çalmasına izin verilmiyormuş.

Kulüp ilk olarak Miles Davis’in de çaldığı orkestraya iş vermiş.

Orkestra baştan sonra siyahi müzisyenlerden kuruluymuş.

Bir de şefleri varmış.

Çalmaya başladıktan bir süre sonra, ön masada oturan beyazlardan birisinin karısı, şımarık ve aşağılayıcı bir tavırla orkestra şefine, "Şu zencilerin çok sevdiği şarkılardan birini çalsana" demiş.

Orkestra şefi dönüp kadına bakmış ve sonra yanındaki erkeğe seslenmiş:

"Şu çirkin kadını masanın altına sok da o şişko poposunu görmeyelim."

* * *

Tabii ortalık birbirine girmiş.

Şişeler havada uçuşmuş, garsonlar orkestra elemanlarını tartaklamaya başlamış.

Sonunda polis gelmiş ve bütün siyahi müzisyenleri toplayarak nezarethaneye atmış.

İki gün içeride kalmışlar.

Hákim serbest bırakılmaları için yüksekçe miktarda bir kefalet belirlemiş.

Ama müzisyenlerde bu para yokmuş.

O yüzden içeride kalmışlar.

Olayın üzerinden 48 saat geçtikten sonra, polis yetkilileri gelmiş ve "Kefalet paranız yatırıldı, çıkabilirsiniz" demiş.

Büyük bir sevinçle dışarı çıkıp kefaleti kimin yatırdığını aramaya başlamışlar.

Ancak hiçbiri kefaleti kimin yatırdığını bulamamış.

Aradan yıllar geçtikten ve çok ünlü bir müzisyen olduktan sonra, Miles Davis, o gün kefaleti yatıran gizli kişinin Frank Sinatra olduğunu öğrenmiş.

Teşekkür etmek için kendisine gitmiş.

Frank Sinatra, "Evet ben yatırdım" dememiş.

Sadece, "O gün o beyaz herifin poposuna çok iyi bir tekme vurdunuz. Çok hoşuma gitti" demekle yetinmiş.

* * *

Gizli dostlar, gizli hayranlar çok ilginç insanlardır.

Adlarının ön plana çıkmasını istemeyen bu insanları hep hayranlıkla izledim.

Bu yılbaşında işte böyle insanları hatırladım.

Hepinize, hepimize, bütün ülkemize iyi, mutlu ve başarılı yıllar diliyorum.
X