"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

‘Acaba abarttık mı sayın bakanım’

MÜTEAHHİTLER Birliği Başkanı Erdal Eren, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’a diyor ki:<br><br>“Acaba fazla mı abartıyoruz sayın bakanım?”

Libya’dan vatandaşlarımızın, “tahliye kampanyası” sürerken oluyor bu konuşma...

Neden mi?

Çünkü bir terslik var. Kaddafi hâlâ yönetimde.

Çünkü, bütün çatışma Bingazi’de..

Çünkü Libya’nın diğer şehirlerindeki Türk şantiyelerinde hiçbir sorun yok.

Çünkü, Türk müteahhitlerinin 15 milyar dolarlık işi orada...

Çünkü, yılda 2 milyar dolarlık mobilya ve malzeme ihracatı var.

Çünkü Kaddafi, “Şu Türklere bak, Kıbrıs harbinde dünya onlara ambargo koyarken tek yardım eden bendim. Ama şimdi ilk kaçan onlar” diye konuşmaya başlarken...

Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren Bakan Çağlayan’a “Dikkatli olalım. Sonuçta biz orada iş yapıyoruz” diyor..

Zafer Çağlayan da haklı buluyor bu endişeyi.

Yetmiyor.

Libya’da iş yapan çok tanınmış bir firma tersine bir karar alıyor.

Türkler tahliye edilirken; o firma özel bir uçak tutup, şantiyesindeki işçilerine “Siz kalın” diyerek maaş ve gıda yardımı götürüyor.

İş dünyasındaki cepheyi terk etmek istemiyor.

Çünkü biliyor ki, rakipleri hâlâ orada. Ve yarın rüzgâr tersine dönerse, 15 milyar dolarlık iş gemiyi terk etmeyen firmalara kalacak.

Ama öylesine bir kampanya var ki...

Öylesine bir panik havası estiriliyor ki.

Kimse önleyemiyor. Orada iş yapan firmalar da ilk gün “Bir dakika” diyemiyor.

Libya’da büyük iş yapan firmalardan Summa temsilcisi Selim Bora, dün bakanlıktaki toplantıda, “Efendim biraz dikkatli olsak. Orada büyük işlerimiz var. Mesela oraya bir heyet göndersek. Hatta bizim otelimizde kalsalar bir basın toplantısı yapılsa” diyor.

Ve konu gelip “tahliye” kelimesine dayanıyor.

Ne demek “tahliye”?

Bir ülkeye karşı kullanılabilecek en ağır ifade...

Yani “Sen battın. Ben de kaçıyorum” demek gibi.

Bir de 25 bin işçi sözü var.

25 bin işçi öyle vasıfsız insanlardan oluşmuyor. Çoğu mühendis, operatör, puantör, teknik adam.

Türkiye’de nerede iş bulacaklar?

Daha da önemlisi; bir daha oraya nasıl gidecekler?

Öyle ya; Kaddafi kalırsa, kendisine karşı yapılan bu “tahliye” kampanyasını unutur mu?

Elbette diktatörlüklere karşıyız. Elbette “demokrasi” diyoruz.

Ama kimse çıkıp da “Peki o zaman Irak’ta, Suriye’de, Arabistan’da neden iş yapıyorsunuz?” diye sormuyor.

Çünkü yapıyoruz.

Dün bir daha baktım. Sanki Libya’dan işçilerimizin getirilişi, bir iç siyaset malzemesi gibi algılandı.

Yani muhalefet bastırınca, iktidar, “Vatandaşlarımı riske atmam” gibi bir psikolojiye kapıldı.

Ve acele edildi.

Oysa sorun, yalnızca Bingazi’deki şantiyelerdeydi.

Ama öyle bir panik patladı ki; mesela Libya’ya “cehennem” dendi.

Ama kimse, “Bir dakika burada sorun yok” diyemedi.

Bu açıdan bakınca Türk firmaları için çok büyük sıkıntı var.

Bu sıkıntıyı görünce, Erbakan’ın başbakanlığında yaptığımız Libya ziyareti aklıma geldi.

Kaddafi’nin çadırda bizi aşağıladığı gezi.

O zaman da müteahhitlerimizin alacakları için gitmişti başbakan.

Şimdi daha keskin bir durum yaşanıyor.

Türk müteahhitlik sektörü için Libya defterinin kapanması çok ağır bir darbedir.

Televizyonlarda, “Gemilerle, uçaklarla işçilerimizi getirdik. Kimseye yem etmedik” gibi bir hava yaratılması üç-beş gün sonra geçer.

Geriye; “Nerede çalışacaktık biz?” gibi bir soru kalır ki; çok ağır bir sorudur bu.

X