"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Aç beyinler kendini yer

Besin bulamayan beyin hücreleri, açlık adını verdiğimiz bir içgüdüyü harekete geçirir. Önlenmesi nerdeyse olanaksız bu içgüdü, bireyi besin bulmaya ve bulduğu besine saldırarak onları yiyebildiği kadar çok yemeye sevk eder. Bu içgüdü diyetle zayıflamaya çalışan insanların ortak problemidir.

ÇOK ağır diyetler veya açlık oruçları ile yapılan hızlandırılmış kilo verme çabalarından hiç hoşlanmadım. Sık sık yazdığım gibi “Şok diyetler”e daha en baştan kuşkuyla baktım ve bu konuda çok net bir tavır alıp “ŞOK DİYET” kavramının kliniklerimin kapısından girmesini bile yasakladım.
Direncimin nedeni çok basitti. Şok diyetler başlangıçta hızlı bir kilo kaybı yapsalar da, bedeni ve ruhu yoruyor, metabolizmayı alt üst ediyordu. Bu diyetleri yapanlarda elini kolunu kıpırdatacak enerji kalmıyordu. Ciddi bir kas kaybı, metabolik ve psikolojik sorunlar nedeniyle diyetlerini tamamlayıp normal yaşamlarına döndüklerinde yiyeceklere “aç kurtlar” gibi saldırıp kısa bir sürede verdiklerinin üç beş katını geri alıyor, hasta, yorgun, keyifsiz, morali bozuk ‘DİYET GAZİLERİ’ haline geliyorlardı. Yeni bir çalışmanın sonuçları bu konuda ne kadar haklı olduğumuzu teyit ediyor, “aç beyin” kendini yiyor ve o kişiyi saldırgan bir gıda tüketicisi haline getirebiliyor.

OKUYUNCA ŞAŞIRMAYIN

Yaşasın Hayat Beslenme Enstitüsü Bilim Kurulu üyesi Dr. Nezih Hekim “şok diyet”lerin yol açtıkları bu çok ciddi sorunu net ve açık bir şekilde ortaya koyan bu yeni bilgiyi sizinle de paylaşmamı istedi. Araştırmanın sonuçları gerçekten ürkütücü, bir o kadar da düşündürücü. Dr. Nezih Hekim’in yazdıklarını okuyunca lütfen şaşırmayın!

AÇ BEYİN= AÇ İNSAN

Besin bulamayan beyin hücreleri, açlık adını verdiğimiz bir içgüdüyü harekete geçirir. Önlenmesi nerdeyse olanaksız bu içgüdü, bireyi besin bulmaya ve bulduğu besine saldırarak onları yiyebildiği kadar çok yemeye sevk eder. Bu içgüdü diyetle zayıflamaya çalışan insanların ortak problemidir.
Şimdi aşağıda açıklayacağımız bu biyolojik mekanizmalar olmasa idi, herkes birer  diyet uzmanı olabilirdi. Sabah bir elma ve bir bardak şekersiz çay, öğlen bir soda, bir dilim soğuk et, akşam bir kase yağ eklenmemiş haşlanmış lahana çorbası. Bunun gibi çok düşük enerjili bir diyetle, şişman birine bir ayda 7-8 kg verdirebileceğinizi düşünebilirsiniz. İlk bir hafta kilo da verir. Ancak ay sonuna doğru yemeğe karşı inanılmaz bir istek ve saldırı başlar, ay sonuna doğru eski kilosunun üstüne yeni kilolar eklersiniz.

GÖREV: HAYATTA TUT

İnsan biyolojisi bize neler söylüyor?
1- Bireyin aç kaldığını saptayan nöronlar (sinir hücreleri) beynin hipotalamus adı verilen bölgesindedir. Bu nöronların görevi bizi hayatta tutmaktır. Böyle bir sistem olmasa idi, besin eksikliğine duyarsız kalır ve bugün ‘Param yok yemek masrafı yapmayayım’, yarın ‘Bu paraya kitap alırım’, öbür gün ‘Vaktim yok’ der ve dördüncü günde de açlıktan hayata gözlerimizi yumardık.
2- Açlığı algılayan bu nöronlar, derhal besin bulma ve yeme davranışı ile ilgili nöronlara tehlike işaretlerini vermeye başlar.
3- Birey besin bulur, yiyebildiği kadar yer, haz nöronları uyarılır, ta ki doymaya ilişkin nöronlar bireyin fazlası ile yediğini algılayıncaya kadar.
4- Birey artık doymuştur ve nöronlar yeni bir açlık hamlesini bekliyordur.

KENDİNİ YİYEN HÜCRELER

New York Bronx’da, Albert Einstein Tıp Fakültesi’nden moleküler biyolog Susmita Kaushik ve çalışma arkadaşları, uzun yıllardan bu yana bilinen ve açlığı algılayan agouti ile ilintili peptit nöronlarının (AgRP), açlıkta otofaji adı verilen bir sürece girdiğini ve bu süreçte yaşamak için kendi organellerini yediğini göstermiştir.  Kendini yemeye başlayan sinir hücreleri organellerinde ve sitoplazmasında biriktirdiği yağ damlacıklarını dışarıya vermektedir. Bu yağlar serbest yağ asidi adı verilen daha küçük parçalara bölünmekte ve gidip açlığı hissetiren agouti-peptit ile ilgili ne kadar nöron varsa hepsini daha fazla uyarmakta ve bireyin yemeğe saldırmasına yol açmaktadır.

DOÇ. DR. NEZİH HEKİM

Haftanın önerileri

ET
Yemeden olmuyor: Kırmızı et, B12 vitamininin en güçlü kaynağıdır. Demir eksikliği sorununu önlemede de önemlidir. İçindeki hayvansal proteinler ise çok değerli ve faydalıdır. İşte bu nedenle (yaşınıza, sağlık sorunlarınıza ve genetik risklerinize de dikkat ederek) mutlaka düzenli olarak kırmızı et yemeniz gerekiyor. Önemli olan yediğiniz kırmızı etin güvenli olup olmadığı, hangi hayvandan elde edildiği, miktarı, yeme sıklığının ve hangi yöntemle pişirdiğinizdir.

KAHVALTI
Sakın atlamayın: Kahvaltıyı geçiştirmek özellikle şehirde yaşayan ve çalışanların sık yaptığı bir hata. Ayrıca okul çocukları için de kahvaltı öğününün ciddiye alınmadığı anlaşılıyor. Oysa sıkı bir kahvaltı sağlığımızı koruma ve geliştirmemizde olsun, okul ve iş hayatı başarısında olsun çok ama çok önemli. İyi bir kahvaltı iyi bir günün ilk adımıdır. Sabah kahvaltınızı sadece “simit, poğaça, çay” ile geçiştirmeyin. Zeytin, peynir, yumurta, süt, yoğurt, tam tahıllar gibi kaliteli kahvaltılıklardan da faydalanın.

TANSİYONLARIMIZ
Hızla yükseliyor: Son günlerde oldukça gergin bir süreçten geçtiğimiz, toplum olarak stresimizin tavan yaptığı kesin. Benim vurgulamak istediğim ise “toplumsal tansiyon” değil, sıklığı hızla artan “hipertansiyon” sorunu. Mevcut veriler hipertansiyonlu hasta sayısının on yılda ikiye katlandığını gösteriyor. Bu kötü gidişin en önemli nedenlerinin ise aşırı tuz tüketimi, hareketsizlik ve kilo sorunu olduğu biliniyor.

P VİTAMİNİ
Ne kadar önemli?: Vitamin satıcılarının yöntemlerinden biri de bildik bir vitaminin yeniden öne çıkarılması ve pek çok derdin devasının o vitamini yutmaktan geçtiği şeklinde yeni bir algı yaratılmasıdır. Zaman zaman “eski sandıklar” açılır, işe yaramadığı için unutulup giden “eskiler” insanlara yeniden giydirilmeye çalışılır. Gündeme getirilmeye çalışılan P vitamini de bunlardan biridir. Bu bioflovonoid yapısındaki maddenin aslında gerçek bir vitamin olup olmadığı bile tartışmalıdır. P vitamini eskiden “rutin” adıyla bilinirdi ve “rutin hapları” varisten lenf ödeme, cilt ve diş kanamalarından yorgunluğa kadar pek çok alanda sık sık kullanılırdı.

C VİTAMİNİ YETER
Ciddi bir işe yaramadığı anlaşılınca yaklaşık 20 yıl kadar önce kullanımdan kaldırıldı. Eğer dişinizi fırçaladığınızda diş etleriniz çok sık kanıyor veya vücudunuzda tekrarlayan çürük ve morarmalar oluyorsa ya da menopoza bağlı sıcak basmalarını bir türlü önleyemiyorsanız “rutin” haplarından faydalanabilirsiniz. P vitaminini tek başına almanıza da gerek yok. Çoğu C vitamininden zengin yiyecek-içecekte ve C vitamini haplarının içinde zaten var. Kısacası P vitamini her derde deva değil, ciddi bir işe yaradığı da söylenemez.

KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ
Diyabetlilerde daha da önemli: Eğer şeker hastasıysanız hele bir de “göbekli” bir şeker hastası iseniz ve de HDL –iyi- kolesterolü düşük biriyseniz, kolesterol yüksekliği sorununa daha da önem veriniz. Çünkü böyle bir metabolik yapılanmaya sahip olanlarda koroner kalp hastalığı riski ve kalp krizi geçirme olasılığı ciddi oranda yükseliyor.

NARGİLE
Zararsız değil!: Nargile içmek, özellikle sigara yasağından sonra neredeyse moda haline geldi. Çoğu “aklı başında” insan bile (!) nargileyi zararsız kabul ederek sık ve ölçüsüz tüketilen bir alışkanlık haline getirmiş durumda. Oysa nargile de sigara gibi solunum yollarının canına okuyup öksürük, nefes darlığı ve tıkayıcı akciğer hastalığına yol açabilen kötü bir alışkanlık. Sigara yasağını başarıyla uygulayan ve son günlerdeki gevşeme halini dikkate alarak restoran ve kafeleri GPS ile izlemeye alan Sağlık Bakanlığımızın bu konuya da el atması gerekiyor.

X