Gündem Haberleri

    AB'ye tam üyelik Türkiye'nin zararına olur

    Efe Sıvış
    04.12.2009 - 00:19 | Son Güncelleme:

    Altiemo Spinelli Komisyonu Başkanı ve Roma Sapienza Üniversitesi Avrupa Birliği (AB) Çalışmaları Ana Bilimdalı Öğretim Üyesi Francesco Gui, Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’nin çıkarına, Türkiye’nin zararına olacağını savundu.

    Siz bugün AB’nin politik gücünü nasıl görüyorsunuz?             
    Şu anda birlik çok hassas ve zayıf. Ekonomiyi bir kenara koyduğunuz vakit, siyasal bir güç olarak bugün AB çok sınırlı bir yerde duruyor.                      

    Bunu bir problem olarak mı görüyorsunuz?     
    Kesinlikle, Türkiye büyük bir ülke ve bu karmaşık bir problem. Bence AB hali hazırda çok geniş ve Balkan’lardaki küçük devletlerden sonra daha da büyüdü. Benim görüşüm birliğin federal bir yapıya sahip olacağı. Genişlemeye karşı değilim fakat biz henüz devletlerin egemenlik probleminin üstesinden gelemedik.     

    AB’nin temsil konusundaki adaletsiz yapısı genişlemenin önündeki en büyük engellerden biri değil mi?
    Kesinlikle öyle. Her üye ülkenin Avrupa enstitülerinde veto yetkisine sahip bir görevlisi bulunuyor. Yani AİHM’de 27 hakim, Avrupa Komisyonu’nda 27 üye gibi. Bunlar halkın seçimiyle gelmiş kişiler değil ama koca bir devleti temsilen oralardalar.

    Yeni üye olan 12 devlet Avrupa nüfusunun yüzde 20’sine denk geliyor fakat bahsettiğim kurumlardaki güçleri yüzde 20’den çok daha fazla.  Hırvatistan ve Arnavutluk,  nüfusları çok az ama kurumlardaki etkileri büyük ülkelerle aynı oranda. Yani bu kurumlar Avrupa’nın gerçeğini temsil etmiyor.

     Malta, Kıbrıs ve İrlanda gibi küçük ülkeler bile şu sistemde birliğin kaderini değiştirebiliyor. Lizbon anlaşmasında gördük. Neredeyse 4 buçuk milyon insan 500 milyonu durduracaktı. Şu anki çarpık durum bu. Dolayısıyla sorunuzun cevabı “evet”. Genişledikçe tedirginlik artıyor.

    Siz Türkiye ve AB arasında nasıl bir ilişki öngörüyorsunuz?
    Türkiye aynı anda hem Avrupa’nın hem de Asya’nın büyük bir gücü. Bence imtiyazlı bir üyelik her iki taraf için daha yararlı. Türkiye ile beraber politik bir çerçeve oluşturmak çok zor. Rusya da aynı şekilde. AB ilerleyen zamanlarda bir ortak kurul oluşturacak ve çekirdek üyeler aralarında çok sıkı bir bağ oluşturacak. Bu çerçevede en doğru resim Rusya, Türkiye ve AB’nin çekirdek üyelerinin Avrupa Genel Birliği’nin üç sacayağını oluşturmasıdır.

    Özel olarak Türkiye’ye nasıl bir pozisyon biçiyorsunuz?
    Biz ortak bir politik çerçeve oluşturmak için Avrupa Konseyi’ni güçlendirmeliyiz. Ben her zaman söylüyorum, Türkiye’ye BM Güvenlik Konseyi’nde çok daha önemli bir rol verilmeli. Çünkü bu seviyede temsil edilen İslami bir ülke yok. Çin, Brezilya ve Japonya için bu şekilde istikrarlı bir pozisyon düşünülüyor. Aslında Türkiye bu konuma getirilmeli.

    Yani NATO’ya üye, AB’yle imtiyazlı bir ortaklığa sahip, Avrupa Konseyi’nde güçlü bir role sahip bir Türkiye düşünün. Sıradan bir AB üyesinden çok daha etkili olacaktır. 

    Evet, Türkiye büyük bir ülke fakat bu tek başına kimseye ikna edici gelmeyecektir. Neden ısrarla tam üyelik değil de imtiyazlı üyelik?
    Çünkü AB kurumlarının şu anki sistemiyle ve AB’nin gelecekteki yapısıyla beraber bu iş yürümez. Biliyorum, şu an benim durumum biraz tehlikeli çünkü oradan Türkiye düşmanı gibi görünebilirim fakat aslında Türkiye’ye çok fazla inanan bir insanım.

    Türkiye özel bir ilişkiyle, AB’ye girdiğinden çok daha güçlü bir konuma gelecektir.

    Tekrar vurguluyorum, ben Türkiye’nin tam entegrasyonuna karşı değilim fakat bunun Türkiye ve AB için en iyisi olduğunu düşünmüyorum.

    Tony Blair’ın başkan seçtirilmemesi konusunda Irak savaşına verdiği destek bahane edildi. Bu sizi tatmin etti mi?
    Kesinlikle etmedi. Şu an ortada güçlü bir karakter tarafından temsil edilebilecek bir AB politikası görünmüyor. Ayrıca bu son derece bürokratik ve etkisiz bir görev. Bu yüzden van Rompuy gibi yüksek standartlarda olmayan ve tanınmayan biri seçildi. Örneğin Irak konusunda AB ikiye hatta üçe bölünmüştü. Şimdi Avrupa’yı dünyada temsil edecek bir kişi var ve tek görüşün seslenmesi amaçlanıyor.

    Sizin de teziniz bu tek sesliliğin daha sonra tek devlet ve tek hükümete geçişi sağlayacağı değil mi?
    Bunu sadece ben söylemiyorum. Karlsruhe Mahkemesi AB’nin ortak bir politikası olmadığı konusunda bir karar verdi. Sarkozy ve Merkel de bunun farkında ve bu tek sesliliği yavaş yavaş oturtmak için van Rompuy’u seçtiler.

    Van Rompuy’un Türkiye hakkında söyledikleri? Türkiye’nin AB üyeliğinin birliğin Hristiyan değerlerini azaltacağı yönünde iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Van Rompuy’un Türkiye hakkında söylediği sözler beni dehşete düşürdü. Türkiye’nin üyeliğine körü körüne karşı çıkmak başka bir şey, düşünerek, çözüm üreterek konuşmak başka. Bu konuşmaları bir hezeyan olarak değerlendiriyorum.

    Van Rompuy’un Türkiye hakkındaki görüşleri, Sarkozy ve Merkel’in seçiminde etkili olmadı mı?
    Türkiye karşıtlığı konusunda kararlı biri olması van Rompuy’un seçiminde önemli bir etken. Sarkozy ve Merkel, “biz Türkiye ile müzakereleri yürütüyoruz fakat bu adam istemiyor” oyununu oynayacaklar. Fransa ve Almanya Türkiye’nin tam üyeliğine karşı. Aynı zamanda Ankara ve Washington ittifakından tedirginler çünkü bu ittifak Avrupa politikalarının etkisini azaltabiliyor.

    Sarkozy ve Merkel’in Hristiyanlık konusunda van Rompuy gibi düşünmediğini söyleyebilir miyiz?
    Evet bunu söyleyebiliriz. Yalnızca van Rompuy bu şekilde din eksenli düşünüyor. Sarkozy ve Merkel de bu durumu sadece kendi çıkarları için kullanıyorlar. Onların endişeleri sadece politikayla ilgili.

    ABD ve İngiltere hükümetleri sizin gördüklerinizi neden göremiyorlar? Onlar neden Türkiye’nin tam üyeliğini desteklesin?
    Çünkü orada Batı’nın bir menfaati söz konusu. Türkiye’nin hem Batı ittifakında hem NATO’da hem de AB’de bulunması onların istedikleri bir şey. Fakat İngiltere ve ABD, AB’nin federal bir sisteme geçeceği gerçeğiyle yüzleşmek istemiyorlar. Özellikle İngiltere hükümetler arası bir sistemi açık açık savunuyor. Fakat bunun sürdürülmesinin mümkün olmadığını yakında anlayacaklar. Schuman Bildirgesi’nde, Birleşik Avrupa Devletleri gibi bir sisteme geçileceğinin sinyali açık seçik verilmiştir.

    Türkiye neden federatif Avrupa’nın bir parçası olmak istemesin?
    Türkiye bu şekilde bir federatif sistemin bir parçası olamaz bence. Yapısına aykırı. Türkiye kendi yerine başkasının karar verdiği bir hükümetler üstü otoriteye uyacak mı? Örneğin dış politikada sizin yerinize karar verecek olan bir sisteme hazır mısınız? AB, Türkiye’nin dış politikası konusunda kendi çıkarlarını mı yoksa Türkiye’nin çıkarlarını mı düşünür. Bunlar sorulması gereken sorular.

    Teori bazında konuşuyoruz, her şeye rağmen diyelim Türkiye üye olmakta kararlı. O zaman?
    Türkiye tam üyeliğin kendisi için en iyisi olduğunu düşünüyorsa mesele yok. Fakat ben emin değilim. Türkiye çok büyük bir role sahip ve hem Avrupa’da hem Asya’da önemli görevleri var. Yani bana göre imtiyazlı üyelik Türkiye’nin ihtiyaçlarına en uygunudur.

    Türkiye zaten birçok konuda kendini AB’ye bağlamış durumda, AİHM, Avrupa Konseyi gibi kurumlarla direkt bir ilişkisi var. Bu kurumlar Türkiye’nin çıkarlarına AB ortak hükümetinden daha mı az zarar veriyor?
    AB’ye tam üyelik söz konusu olduğu zaman ve bahsettiğim federal sisteme geçişten sonra çok önemli kalemlerde ortak hükümetin dedikleri harfiyen uygulanacak. Bugün AİHM Türkiye’nin dış politikasında ya da özelleştirme konusunda yaptırım uygulatacak bir karar almaz ama “o” hükümet alır.

    İmtiyazlı üyeliği biraz daha açar mısınız?
    Türkiye’ye daha büyük olanaklar ve görevler üstlenecektir. Ortak bir ekonomik alan üzerine inşa edilmiş, insanların serbest dolaşım haklarına sahip olduğu bir sistem düşünün. Fakat federal yapıda Türkiye ile kan uyuşmazlığı olacaktır. Türkiye, AB otoritesinin her kararını uygulayacak bir ülke değil, çünkü bu kararlar her zaman Türkiye’nin çıkarına uymayacaktır.

    Bugün Türkiye tam üye olsaydı hangi icraatını gerçekleştiremezdi?
    Filistin’in işgal edilen toprakların geri verilmesi, İsrail’in güvenliğinin sağlanması açısından rol oynayamazdı. Suriye, İsrail arasında bir arabuluculuk rolü üstlenemezdi. AB üyesi bir Türkiye söz haklarını çekirdek ülkelere devretmiş olur ve sahada hep AB’nin esas üyeleri top koşturur. Bu her konuda böyledir.

    İtalya bugün bu durumda mı?
    Evet kısmen öyle, kendimizi sıkı bir politik çerçeveye bağladık ve gün gelecek ülkelerin hükümetlerinin ne dediğinin bir anlamı kalmayacak. Çünkü ileride İtalyan hükümeti ve diğer hükümetler yalnızca formalite icabı olacak.

    Almanya ve Fransa’nın federatif bir AB hedefinde olduklarını söyleyebilir miyiz?
    Alman Federal Mahkemesi yakın zaman içinde uzlaşma sağlanırsa federal bir devlet kurulabileceğini açıkladı. Fakat bunun için halkoyuna ve referanduma ihtiyaç olduğunu da belirtti. Öte yandan Schuman Bildirgesi de bu yönde.

    Fakat iki ülkede de hükümet düzeyinde bir açıklama yapılmaması sizin tezinizi çürütmez mi?
    Emin olun Almanya ve Fransa da bugünkü problemlerin farkında, AB tek bir ses olmaktan, bir politik güç olmaktan çok uzak. Onlar sadece şu an için bu konuyu kapalı kapılar ardında konuşuyorlar ve halka duyurmuyorlar.

    İtalya’da bu federatif konfederatif tartışmaları nasıl yaşanıyor?
    İtalya’daki durumu hiç sormayın. İtalya’nın Avrupa’yı anlayamama gibi bir sorunu var. Avrupa Zirvesi ile Avrupa Konseyi’ni aynı şey olduğunu zanneden birçok gazeteci sayabilirim. Burada kimse AB’nin genişlemesi gibi teknik konulara kafa yormaz.

    Berlusconi hükümetinin görüşü?
    Hükümet bu alanlarda ABD’ye göre adım atar. Bu da bilinçli bir hükümet politikasıdır. Avrupa odaklı değil Amerika odaklı bir yol izleniyor. Berlusconi’nin fikirleri sanayicilere, kapitalistlere ve ABD’ye göre değişir. Berlusconi bugün bir şey söyler yarın tam tersini. Yani sözlerini referans alarak almamalıyız. Zaten böyle konularda gelip geçici siyasetçilerin ne düşündüğü çok da önemli değildir.

    Federal bir yapıya gidilmediği takdirde Türkiye tam üye olmalı mıdır?
    Kesinlikle olmalıdır. O zaman işler tamamen değişir. Fakat bundan en ufak bir kuşkunuz olmasın. AB’nin kuruluş amacı federalist bir sisteme geçişi sağlamaktır.

    Siz bu geçişin kaç senede tamamlanacağını öngörüyorsunuz?
    Lizbon Anlaşması’nın maddelerinde bunun ciddi izleri görünüyor. Anlaşma üye ülkelerin birbirlerine daha sıkı bağlanmalarının altını çiziyor. Ortak bir ekonomi ve dış politika uygulamasının başlangıcını duyuruyor.

    Bu geçişin tahminen kaç yıl alacağını düşünüyorsunuz?
    Bugünden bakınca yaklaşık 15 yıl sonra AB’nin birleşik devletler düzeyinde yaşamına devam edeceğini düşünüyorum ve bunun kaçınılmaz olduğunu görüyorum.

    Devletlerin egemenliklerinden vazgeçmeyi kabul edeceklerinden nasıl bu kadar eminsiniz?
    Bu doğal bir süreçtir ve Jean Monnet tarafından resmi olarak başlatılmıştır. Siz tüm Avrupa’yı temsil eden bir parlamento yaratırsanız, onun kararlarına itaatsizlik yapamazsınız. Bu AB’nin normal yönüdür, yavaş da olsa sonuç değişmeyecektir.

    Son sözünüz?
    Avrupa’da bazı ülkeler ve ABD Türkiye’yi kendi çıkarlarına göre kullanmak ve hatta onu kontrol etmek niyetinde. Karşı olanlar ise ya benim gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşıyorlar ya da körü körüne bir Türk düşmanlığıyla. Bu noktada önemli olan mantıklı bir çerçevede her iki tarafın ihtiyaçlarını karşılayacak ve Dünya barışına hizmet edecek bir paydada buluşmaktır.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı