"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

‘Abi, senin bir hayatın yok!’

AKŞAM Gazetesi Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya, İlber Ortaylı’yla birlikte bir kitap çıkardı: 1923-2023 Cumhuriyetin İlk Yüzyılı. Beni de aradı, “İlk röportaj senden çıksın isterim, yapar mısın?” dedi. Bir kere bu kadar açık, dürüst, net ol, canımı ye!

Kitabı hızla okudum. İçindeki bir sürü şey beni çarptı. Çok güncel tartışmalar. Hayati tartışmalar. Üstelik anlaşılır bir dille yazılmış. Küçükkaya, İlber Hoca’ya sorular sormuş ve Hoca da döktürmüş. Dün röportaja gittim. Gazetecilik dışında hayatı olmayan bir adam o. Adam gazetede yaşıyormuş, pazarları bile. “Doğrusu bu mu? İnsan hayatının yüzde 97’si iş mi olmalı mı?” gibi şeyler geçti aklımdan ama o hiç süsleyip, püslemeden anlattı hayatını. Sonra Cumhuriyet kitabına dair sorular sordum. Buraya sığmadı. Hiçbir yere sığamıyorum artık! Cumartesi ilavesinde okuyabilirsiniz o röportajı. Bu aslında bir risk gazetecilik açısından. Çünkü gazeteciler sözlerinde durmazlar. Ama Küçükkaya söz verdi, “O zamana kadar hiçbir yerde çıkmayacak” dedi. Bakalım. Ona inanıyorum. İnanmak istiyorum. Gidiyorum, cumartesi görüşürüz...

Ankara gazetecisiyim ama yaptığım gazete Ankara gazetesi değil/images/100/0x0/55eadbd4f018fbb8f89b39aa

Bir Ankara gazetecisisiniz. Nedir Ankara gazetecisinin ayırt edici özelliği?

Hayatının en önemli gerçeğinin siyaset olması... Siyasi gelişmeleri takip etmek onu heyecanlandırır. Öngörülerde bulunmak adrenalinini yükseltir. Siyasiler, kulis yapmak onun için keyiften öte hazdır...

Niye böyle?

Böyle. Genlerinde var...

Siz de öyle misiniz?

Ben kendim Ankara gazetecisiyim ama yaptığım gazete Ankara gazetesi değil. Enis Berberoğlu’ndan duymuştum, “En sıkıcı şey Ankara gazetesi yapmaktır”. Bunu söylediğinde ben yeni yayın yönetmeni olmuştum, o da Ankara temsilcisiydi, kulağıma küpe oldu. Ben siyaseti gazetede hep belli bir ölçüde tutmaya çalışıyorum.

HAYATIMIN YÜZDE 97’Sİ GAZETECİLİK

Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz? Ve size ne ifade ediyor?

Kız kardeşim geçenlerde benim için üzüldüğünü söyledi, “Abi” dedi, “Hayatının kaçta kaçı gazetecilik?” Birden ağzımdan “Yüzde 97’si” diye çıktı. Acıyarak şöyle bir baktı, “Abi senin bir hayatın yok!” dedi. Yok gerçekten de...

Geri kalan yüzde 3’de ne var?

Haftada 5 gün spor yapıyorum. Sabah 7 ile 8 arası. Yüzde 1’i bu. Diğer yüzde 2, maça gitmek, konserler, sergiler...

Arkadaşlarınız gazeteci mi?

Benim gazeteci arkadaşım yok!

Niye?

- Konuşacak başka bir şeyim de olsun diye. İşadamları arkadaşlarım var, sanatçılar, yazarlar.

Yüzde 3’ün içinde hiç kadın yok mu?

Çok eski bir tarihte evlenip boşandım. Çocuğum yok. 10 yıldır bekâr yaşıyorum. Özel hayatı ortada olan biri değilim.

10 yıldır bekâr olan bir adamın adı hiç dedikoduya karışmaz mı?

Karışmaz çünkü çıkmam ortaya. Ben şuna inanıyorum, sen bir yerlerde adının çıkmasını istiyorsan, adın çıkar. Yoksa çıkmaz.

Sokakta sevgilinizle dolaşmaz mısınız?

(Sessizlik.) Kimsenin benim özel hayatımı bilmesini istemem.

4. yılınızı doldurdunuz yayın yönetmenliğinde...

Evet. 5. yıla girdim. Daha gazeteye gelmediğim ya da gelip de akşam 7’ye 8’e kadar burada kalmadığım hiç olmadı. Her pazar geldim. 7 gün çalışıyorum, hiç izin yapmam.

Bayağı acıklı bir hayat!

Bu benim tutkum. Ama kışın iki kere, yazın da iki kere, üç gün kaçıyorum.

Nedir bu? Kimselere güvenememek mi?

Hayır, gazete yapmayı seviyorum. Burada olmayı seviyorum. 

Bir yayın yönetmeni, gazetedeki çalışanlar maaş alamazsa ne hisseder?

Uyuyamaz. Özellikle maaşla ilgili takvim uzadıysa ve sıkıştıysa. Moral motivasyonunu önemli ölçüde kaybeder. Özellikle habere âşık ve bütün konsantrasyonunu oraya vermek isteyen biriyse, bu konuda elinden gelen her şeyi yapmış olmasına rağmen çare bulamıyorsa ciddi mutsuzluk yaşar. Dünya ona gerçekten simsiyah gözükür. Ben 4 yıldır bunu çok sık yaşadım. Maalesef mesaimin yüzde 30’unu bu maaş meselesini çözmek üzere ayırmak zorunda kalıyorum.

Diğer yayın yönetmelerinden farkınız?

Ben çok gazetenin içindeyim. Başka yayın yönetmenleri bu kadar içine girmez. Çünkü herkesin bir özel hayatı da var, çoluğu çocuğu da var. Enis, Fatih, en azından onlarla haftada bir gün vakit geçiriyorlardır. Benim öyle bir şeyim yok. Hep buradayım. Buradaki herkesin hikâyesini bilirim. Fransızların bir lafı var, “comme il faut”, düzgün, efendi... Siz öyle bir adam mısınız, öyle duruyorsunuz çünkü...
Valla ben kendi kendime, “İyi adamım” derim sık sık. Öyleyim çünkü. Ama aynı zamanda “tough guy”ım. Rekabet koşullarında çok sağlamımdır. Çünkü bütün hayatım mücadele içinde geçti benim.

ATTIĞIM DEĞİL ATAMADIĞIM MANŞETLERE ÜZÜLDÜM

Hiç kontrolünüzü kaybettiğiniz olmaz mı?

İşimle ilgili kontrolümü kaybettiği olmadı. Ama işi bırakmayı düşündüğüm oldu...

Gazetecilik dışında kontrolünüzü kaybettiğiniz olmaz mı?

Hayır.

Hiç sarhoş filan olmaz mısınız?

Hayır. Sebebi, çok küçükken şahit olduğum bazı olaylar. Sarhoş olacak kadar asla içmem.

Pişman olduğunuz bir manşet var mı?

Attıklarıma değil de atamadıklarıma üzülmüşümdür...

O lafı atlamışım özür dilerim

Öldürülen genç kız hakkında bir mail yayınladınız. Sanırım olayın vehametiyle gözünüzden kaçtı. Oysa ben o maili okurken, altta Ayşe Arman cevabını verir diye düşünmüştüm. Ama yazmamışsınız. Adam yazısında, “Üstelik tesettürlü bir kız!” demiş. Bu ne demek pek anlamdım. Kızın, başı açık olsa öldürülmesi ve tecavüz edilmesi normal mi olacaktı? “Bu ülkede, tesettürlülere tecavüz edilmez, sadece başı açıklara tecavüz edilir?” diye bir kural mı var. Bu kadar beyinsiz insanların yaşadığı bir ülkede olmaktan çok korkuyorum.
(Osman T. E.)

- Çok haklısınız. Hatta yüzde 100 haklısınız. Benim de hıyarlığıma gelmiş. O cümle kaçmış gözümden. Kendime çok kızdım niye o lafı yediremedim diye. Olacak bir şey değil. İnsan hayatı söz konusu olduğunda başı açık, tesettürlü diye bir ayrım yapılamaz, insan haklarına aykırı.

Ben de mağdurum

TÜRK Telekom yazınızı okuyunca anladım ki, tek mağdur ben değilmişim! Beni de gün içinde defalarca arıyorlar. Durmadan, bıkmadan! Bir keresinde 9 kere aradılar, hem de pazar günü. Müşteri hizmetleri değil, insanı çileden çıkarma hizmetleri resmen. Normal şartlarda Twitter‘dan herhangi kurumsal bir firmayla ilgili şikâyet yazsan, hemen geri dönüş yapıp ilgilenirler. Ama Türk Telekom öyle bir zahmete dahi girmiyor. Sizin anlayacağınız ben de mağdurum, benim de sapığım 444 1 444!  İyi ki yazmışsınız, belki biraz olsun kafalarına dank eder! (Berna N.)

- Bernacım. Pek çok mail aldım böyle. Demek ki şikâyetçi olan pek çok insan var. Tabii ki kimsenin lastiğini patlatmak ya da camını kırmak gibi bir niyetim yok. Ama bir çare bulurlarsa sevinirim. Seviniriz. Onlardan bir yetkili aradı, röportaja giriyordum, konuşamadım. Bekliyorum telefonlarını...

(Devamı Hürriyet Cumartesi'de)

 

X