Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Abdullah Öcalan’ın “yol haritası”na doğru…

Abdullah Öcalan ismi Kürt sorununa çözüm tartışmalarının merkezine oturdu. İmralı’da hapis yatan PKK lideri, 15 Ağustos’ta bir “yol haritası” açıklayacağını duyurunca, tartışma canlandı. Yakın gelecekte Türkiye’nin ferahlayacağı adımlar atılması umudu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yakın geçmişte “çözüm için tarihi fırsat” açıklamalarıyla birleşerek arttı.

Abdullah Öcalan ismi, tartışmaların merkezine yerleşince “itiraz sesleri” de haliyle işitiliyor. CHP, Abdullah Öcalan’ın “yol haritası”nı kabul etmeyeceğini açıkladı bile. “Yol haritası”nın ne olduğu bilinmez iken, böyle bir açıklama yapılması tuhaf ama CHP’den gelmiş olduğuna bakılırsa, bir bakıma da doğal.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Türkiye kendi iradesiyle çözümler üretir. Bunun meşru zeminleri bellidir. Bunların dışında zemin aramamak lazım” açıklaması üzerinde durulmayı daha fazla hak ediyor. Zira bu açıklama, “Abdullah Öcalan’ın ne açıklayacağı bizi ilgilendirmiyor” tavrından daha ziyade, sorunun çözümünde “devlet”in ön alacağını ve Abdullah Öcalan’ın “yol haritası”ndan daha önce bir şeyler açıklayacağının “ön habercisi”.

Davutoğlu’nun sözlerini böyle “deşifre” edersek, açıklaması anlam ve değer kazanıyor. Yani, çok yakında hükümetten Kürt sorununa ilişkin bir “çıkış” bekleyebiliriz.

***                ***           ***

Peki, Abdullah Öcalan’ın 15 Ağustos’ta açıklayacağı “yol haritası”nın hiç anlamı ve değeri yok mu?

Abdullah Öcalan’a İmralı’da dört duvar arasında bir tutukludan başka hiçbir şey ifade etmeyen biri olarak yaklaşmak doğru mu?

İlk sorunun cevabı kestirmeden ve kısaca tek kelime ile: Var.

İkinci sorunun cevabı da kestirmeden ve kısaca tek kelime ile: Değil.

Evet, Kürt sorunu ile PKK sorunu aynı şeyler değiller. Ama her ikisi arasında yakın ilişkiyi, kafamızı kuma gömmediğimiz ve bu ülkede kan dökülmesini içtenlikle arzu ettiğimiz takdirde, görmemek de mümkün değil

 Kürt sorunu, gerçi, PKK’dan önce vardı ve belki PKK olmasa da var olacak. Yani Kürt sorunu, PKK’nın ürünü ve sonucu değil; tersine PKK, Kürt sorununun bir sonucu ve yan ürünlerinden biri. Ancak, geldiğimiz noktada her ikisini birbirlerinden tümüyle ayırabilmek hem kolay değil, hem de gerçekçi değil.

PKK, Kürt sorununun şiddet boyutunu ifade ediyor. Dolayısıyla, şiddet boyutundan arındırılmadan sorunun çözüm çabaları da bir yerde, herhangi bir aşamada tıkanıyor. Sorunu öncelikle şiddet boyutundan arındırmak gerekiyor.

Abdullah Öcalan ismi, sorunun ta kendisi değilse bile “sorunun parçası” olarak algılandı. Ya Abdullah Öcalan’ı “sorunun parçası” olarak bırakacaksınız veya o ismi “çözümün bir parçası” haline dönüştüreceksiniz.

Bu bakımdan, Abdullah Öcalan’ın, şayet Kürt sorununun “şiddet boyutu”ndan arındırılmasına katkıda bulunacaksa ve o isim, “çözümün bir parçası” haline gelmeyi “yol haritası” üzerinden sağlayacaksa, buna karşı çıkmanın ne manası olabilir?

Beğenin beğenmeyin, ister kızın ister köpürün, Abdullah Öcalan’ın Türkiye Kürtlerinin ve hatta Kürt diasporasının hatırı sayılır bir bölümü üzerinde bir etkisi, bir ağırlığı var. Dolayısıyla, beğenin beğenmeyin, ister kızın ister köpürün, Abdullah Öcalan’ın bir “gücü” var.

Hiç unutulmaması gereken bir gerçek, Abdullah Öcalan’ın tartışmasız PKK’nın “bir numarası” olmasıdır.

Bir yandan PKK’nın nasıl dağdan indirileceğine, nasıl silahsızlandırılacağına, Kürt sorununun “şiddet boyutu”nun nasıl sona erdirileceğine kafa yoracaksınız, diğer yandan PKK’nın “bir numaralı karar mercii”ni yok sayacaksınız; böyle bir şeyin mantığı olabilir mi?

Abdullah Öcalan’ın “çözümün bir parçası” haline gelmesiyse, onun açıklayacağı “yol haritası”nın, sorunun “şiddet boyutu”ndan arındırılmasına ciddi, gerçek ve somut bir katkı sunması olur. Bu yönde bir “yol haritası” oluşturulması teşvik edilmelidir.

***                ***                  ***

Vardığımız noktada, Türkiye’nin karar vericisinin “PKK’nın DTP’lileştirilmesi” veya “DTP’nin PKK’lılaştırılması” kavşağına gelip dayandığını defalarca yazdık, çizdik, söyledik.

Kürt sorununun şiddetten arındırılması demek, kimisinin PKK’lıların silahsızlandırılması olarak ifade ettikleri amaç, PKK’nın bir “silahlı asi örgüt” olarak varlığını sürdürmesine gerek bırakmayacak, Türkiye’de Kürtlerin yasal zeminler üzerinde siyaset yapabilecekleri bir ortamı, hukuki yapısıyla oluşturmak demektir.

Bu yapılmadığı takdirde, DTP’nin altındaki ve çevresindeki toplumsal-siyasal dinamikler, DTP’ye “dağa çıkmak”tan başka yol bırakmazlar. “PKK’nın DTP’lileştirilmesi-DTP’nin PKK’lılaştırılması” sorunsalından kasıt da budur zaten.

Sırası gelmişken, son zamanlarda bazı köşelere DTP’ye “aba altından sopa göstermek” şeklinde baş gösteren İspanya örneğine değinmekte yarar var. İspanya’da ETA’nın siyasi kolu olarak bilinen Herri Batasuna adlı partinin kapatılmasına AİHM onayına ilişkin yazılar çıktı ve Herri Batasuna-ETA ilişkisine gönderme yapılarak, DTP’nin kapatılmasının pekala “Avrupa meşruiyeti”ne sahip olduğu ima edildi.

Herri Batasuna’nın “şiddet ile ilişkisini koparmadığı” gerekçesiyle yasa dışı sayıldığı doğru. Ne var ki, Herri Batasuna, kimlik haklarını sonuna dek uygulayan İspanya gibi bir ülkede şiddet boyutundan arınmadığı için kapatıldı.

İspanya’da Baskların “ayrılma hakkı”nı savunmak bile yasal. Yasak olan,, etnik kimlik haklarının elde edilmesi amacıyla şiddete başvurmak.Ayrılıkçı parti kurmak ve ayrılıkçılık için çalışmak ise yasal.

Şunu da unutmayalım, İspanya, Katalanların, Baskların ve Galicia’lıların kendi bölgelerinde son derece özerk yönetimlere sahip bulunduğu federal bir ülke ve bütün bu haklar anayasal güvence altında.

Türkiye’de İspanya anayasası ve yasalarında bu alanda yazılmış maddelerin onda birini savunmaya kalksanız, başınız “bölücülük”ten belaya girer.

O nedenle, DTP ile Herri Batasuna, PKK ile ETA arasında paralellik kurmak doğru değil. Zira, Türkiye, bu konularda İspanya ile paralellik kurulacak durumda değil.

Resmi Türkiye, 15 Ağustos’tan önce Kürt sorununa ilişkin kendi “yol haritası”nı açıklar ve bunun içeriği bir nebze İspanya’ya yaklaşırsa,Abdullah Öcalan’ın “yol haritası”nı da etkileyebilir.

Önümüzdeki günler, Kürt sorununun “şiddetten arındırılması” yönünde öylece, gerçekten bir “tarihi fırsat” sunabilir…

X