Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Abdullah Bey türban şovunda

Emin ÇÖLAŞAN

Önceki gün öğle saatlerinde, Ankara'daki bütün yazılı basın ve televizyon kuruluşlarına telefon açılıyor:

‘‘Sayın Abdullah Gül, karısıyla birlikte bir saat sonra Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ne gidecek ve onun kaydını yaptırmaya çalışacak. Bir muhabir ve kamera gönderirseniz, herhalde ilginç şeyler olacak...’’

Bu haber bürolara Fazilet Partisi yetkilileri ve Gül'ün danışmanları tarafından bildirildiğine göre, ilginç bir şeyler olabilir.

Medya ordusu fakülteye doğru yola çıkıyor.

Muhabirler, foto muhabirleri ve kameramanlar yerlerini alıp Abdullah Gül ve karısının gelmesini beklemeye başlıyorlar.

İkili birazdan geliyor.

Yanlarına bir de avukat almışlar.

Gül'ün karısı bu yıl DTCF sınavını kazanmış, oraya kayıt yaptıracakmış. Başı örtülü. Bildiğimiz, üniforma olan türbanla örtülü.

Bu kıyafetle kayıt yapılmayacağını biliyorlar. Kayıt masasına yaklaşıyorlar. Hanımefendi türbanlı fotoğrafını veriyor ve kaydının yapılmasını istiyor.

Görevliler kibarca reddediyorlar. Kurallar ve kendilerine verilen talimat doğrultusunda, başı açık olmayan fotoğrafla kayıt yapılamayacağını belirtiyorlar.

Şov başlıyor!

Abdullah Bey medyaya bir nutuk atıyor:

‘‘Eğer Amerika'da ve Rusya'da yaşıyor olsaydık, başı örtülü birinin üniversiteye kaydı yapılırdı.’’

Doğrudur, oralarda yapılırdı... Çünkü Amerika ve Rusya'da, devlet düzenini yıkıp yerine şeriat hükümlerini getirmek için çaba harcayan, türbanı bir üniforma ve Cumhuriyet düşmanlığının simgesi olarak kullanmaya kalkışan, genç kızları sömüren din tüccarı kesimler yok.

***

Ama Abdullah Bey karısını İran'da ya da Suudi Arabistan'da bir üniversiteye o kılığı ile götürseydi, türbanlı olduğu halde kaydını yine yapmazlardı...

Çünkü siyah çarşafa ve siyah örtüye bürünmesini isterlerdi.

Eğer Afganistan'da bir üniversiteye götürseydi, kaydını yapmak bir yana, Abdullah Gül'ün karısını ‘‘gâvur-dinsiz’’ diye oracıkta linç ederler, Gül'ü de hapse atarlardı...

Çünkü orada kadınların bırakın okumaları, sokağa çıkmaları bile yasak.

Evlerde televizyon seyretmek, müzik dinlemek nasıl yasaksa, aynen öyle yasak!

***

İran, Suudi Arabistan, Afganistan gibi İslam ülkelerinde kadın, tümüyle ikinci sınıf yaratık. Bir köle... Erkeklerin esiri.

Atatürk Devrimleri sayesinde bizim kadınlarımız bu vartayı atlatmışlar, erkekle her yönden eşit olmuşlar. Şimdi birileri bu çarkı yeniden ters yöne döndürmeye kalkışıyor ve bu amaçla kadınlarımızı ve genç kızlarımızı kullanıyor...

Ve ne acıdır ki, bazı kadınlarımız ve genç kızlarımız da, kendilerinin sırtından oynanan bu oyuna boyun eğiyor!

Evet!.. İran, Suudi Arabistan, Afganistan gibi ülkelerde bir genç kızın örtüsüz ve çarşafsız dolaşması kesinlikle yasaktır.

Abdullah Gül ve benzerleri, örneğin İran'da başı açık bir kızın üniversiteye kayıt yaptırmasını düşünebilirler mi?

Geçenlerde Devlet Bakanı Hikmet Sami Türk, İran sınırına yarım saatlik bir protokol ziyareti yapmıştı. Karısı da yanındaydı. Devlet yetkilisi olduğu halde, İranlı yetkililer, sınır kapısında Türk'ün karısını örtmeye kalkıştılar. O da reddetti ve İran'a alınmadı.

Yarım saatlik bir protokol ziyaretinde bile, bir bakanın normal giysili karısına izin vermiyorlardı.

***

Fazilet Partisi ve ona bizim medyada arka çıkan şeriatçı-entel-liboş kesim, işine geldiği sürece ‘‘demokratlık’’ taslıyor. Habire demokrasiden ve insan haklarından söz ediyor. Ama bugüne kadar bunlardan birinin ortaya çıkıp da İran'ı falan kınadığını, eleştirdiğini ben duymadım.

Aranızda duyan var mı?

Abdullah Gül'ün önceki gün karısıyla birlikte yaptığı türban şov, doğrusunu isterseniz hiç yakışık almadı... Çünkü onun amacı, karısının üniversiteye kaydını yaptırmak değil, üniversite içinde siyasal şov yapmaktı.

Bir kere, siyasetçilerin karılarını ve çocuklarını bu gibi işlere karıştırmaları çok ayıp. Türkçe'de bunun adına ‘‘duygu sömürüsü’’ diyoruz.

İşe genç kızlarımızla başlıyorlar, onları amaçları doğrultusunda sömürüyorlar ve olmayınca kendi karılarını devreye sokuyorlar.

Örneğin Faziletli, anlı şanlı bir belediye başkanı var, kendisi hakkında belgeli yazılar yazan gazetecileri artık karısına aratıyor! Karısı telefonda ağlıyor.

Kim olduğunu anladınız bile!

***

Türkiye'de herkes, özel yaşamında istediği gibi örtünür. Ona kimse bir şey diyemez, yan gözle bakamaz. Ama hiç kimse, özel yaşamını kamu kuruluşlarına taşıma hakkına sahip değildir. Türbanı adeta bir üniforma olarak kullanıp siyasal amaçla sömürme hakkına hiç sahip değildir.

Kendileri sırça köşklerinde krallar gibi yaşarlar, fakir fukara çocuklarını kandırıp fedai gibi öne sürerler... Ve onların geleceği ile oynarlar.

Ama oyun bu yıl galiba bitiyor... Çünkü üniversite öğrencisi olan genç kızlarımız ve aileleri, bu oyunun içyüzünü artık gördüler. Fazilet Partisi ve DYP toplumda oy avcılığı yapacak, birkaç milletvekili fazla çıkaracak diye, kendi geleceklerini söndürmeyecekler.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI