"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Abdülhamid ve Roma hukuku

İSLAMCI Abdülhamid, hukuk öğrencilerine Roma hukukunu zorunlu ders olarak okutturmuş olabilir mi?

Dünkü yazım üzerine böyle sorular aldım. Bazı okurlarım ise Abdülhamid’i ”gerici” gördükleri için bunu yadırgıyor, bazıları da İslamcı bir hükümdarın Roma hukukuna niye önem verdiğini merak ediyordu.
Evet, Osmanlı üniversitesi olan Darülfünun’da 1869 tarihli nizamname ile fıkıh derslerinin yanında Roma hukuku ve Fransız Medeni Kanunu zorunlu ders olarak konuldu. Bunu sağlayan, medreseli büyük âlim Mecelle yazarı Cevdet Paşa’dır.
Darülfünun Abdülhamid zamanında 1878’de tekrar faaliyete geçtiğinde yine Hukuk Mektebi’ndeki (fakülte) zorunlu derslerden biri Roma hukukudur. 1880 yılında Hukuk Mektebi reforme edildiğinde yine Roma hukuku zorunlu ders olarak devam etti.

İMPARATORLUK VE HUKUK

Cevdet Paşa ve Abdülhamid buna niye gerek görmüştü?! Günümüz için daha önemli olan temel soru budur.
Hatta “Roma müesseseleri tarihi, Roma idare hukuku, Fransız Ticaret Kanunu” gibi dersler de yine İslam hukukuyla ve Osmanlı kanunlarıyla birlikte okutulmuştu. Neden?...
Evvela “imparatorluk” yapısındaki benzerlikler... Nitekim, Roma’da ve Osmanlı’da felsefe değil, hukuk gelişmişti. Çünkü “imparatorluk” demek teşkilat ve idare demektir, hukuk gerektirir.
Osmanlı’da da hem İslam hukukuna hem seküler Kanunname geleneğine dayalı hukuk en gelişmiş bilim dallarından biri, hatta birincisiydi. “Yükselme devri” denilen dönemde, Osmanlı hukukunun o zamanki Avrupa hukukundan ileri olduğunu, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu gibi sert-laik bir hukukçu da belirtmiştir.

MECELLE VE MEDENİ KANUN

Avrupa’nın sanayi çağına girmesiyle her şey tersine döndü. Gerileyen Osmanlı da gayet tabii modernleşme ihtiyacı duydu. Batı hukukuna, Batı hukukunun Roma geleneğine ilginin sebebi buydu.
Osmanlı toplumunun karşılaştığı yeni sorunlara medrese ve fıkıh cevap üretemediği için, zamanla hukuk düşüncemizde Batı anlayışı daha da ağır bastı.
Bunun tipik örneği, bir hukuk şaheseri olan Mecelle’nin elli yılda yetersiz hale gelmesidir. Cevdet Paşa, Mecelle’yi yazarken dünyada telefon yoktu, 1900’lerin başında “telefonla yapılan sözleşmeler” hukuki bir sorun haline gelmişti.
1925 yılına kadar on yıl süreyle Mecelle’yi yenileme çalışmaları yapıldı. Mustafa Kemal de o aşamada bunu destekledi. Fakat ortaya bir eser konulamadı. İsviçre Medeni Kanunu’nun kabulünün sebeplerinden biri budur. Bu konuda “Atatürk’ün İhtilal Hukuku” adlı kitabımda ayrıntılı bilgi vardır.

TARİHİN DEĞERİ

Osmanlı, hukukun modernleşmesinde her dönemde en ileri İslam ülkesi oldu. Bunun sebebi devletin güçlü bir fıkıh ve kanunname geleneğine sahip olmasıydı; bunu modernleştirmek zor olmadı. Böyle bir devlet-hukuk geleneğinin bulunmadığı İran’da ve Arap ülkelerinde hukukun modernleşmesinde hâlâ sorunlar vardır.
Bunları hukuk bilincinin oluşmasında “hukuk tarihi”nin önemini belirtmek için yazıyorum. Fakültede öğrenciyken hukuk tarihi ve Roma hukuku derslerini angarya sanırdım; hayatta ne işime yarayacaktı!
Bir hukuk öğrencisi sadece “kanuncu” olacaksa, tamam... Fakat “hukukçu” olmak için hukuk tarihi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi konularında hiç olmazsa ruhunu özümseyecek düzeyde bilgi sahibi olmak şarttır.
Kaynak soran okurlarıma iki eser: Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Darülfünun Tarihçesine Giriş” çalışmalarıdır. Diğeri Prof. Emre Dölen’in “Türkiye Üniversite Tarihi” adlı 5 ciltlik eserinin Osmanlı dönemini inceleyen 1. cildidir.
Hukuk fakültesinde okuyan kardeşlerimin dikkatine sunarım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI