Gündem Haberleri

GÜNDEM

    ABD Ortadoğu'da barış için daha fazla bastırmalı

    Planet
    23.11.2009 - 00:00 | Son Güncelleme: 23.11.2009 - 15:16

    ABD, Ortadoğu barış sürecinden çekilmek yerine daha güçlü bir şekilde bastırmalı. Filistin devletinin altyapısını hazırlamak için Başbakan Fayyad’ın önerdiği türden kapsamlı, ayrıntılı ve sabırlı bir plan yapmaktan daha iyi bir seçenek yok.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE WASHINGTON POST                         <ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    David Ignatius: ABD, Ortadoğu barış sürecinden çekilmek yerine daha güçlü bir şekilde bastırmalı. Filistin devletinin altyapısını hazırlamak için Başbakan Fayyad’ın önerdiği türden kapsamlı, ayrıntılı ve sabırlı bir plan yapmaktan daha iyi bir seçenek yok. Bu planın meşruiyet kazanması için de siyasi sürecin işlemesi lazım.

                       

    Charles Krauthammer: 11 Eylül’ün planlayıcısı Halid Şeyh Muhammed’i New York’ta yargılamak güvenlik problemleri yaratır, teröriste propaganda fırsatı verir ve ona “suç mahallinde dans etme fırsatı verir”, onu şehit gibi gösterebilir, hakim, savcı ve jürinin hayatını riske atar. Karar ne olursa olsun serbest bırakılmayacağı için dava ikiyüzlü bir gösteri mahkemesi olarak görülecektir. Savcıların hata yapması, jürinin karar verememesi gibi riskler de var. Bütün bu risklere değer mi?                    

                           

    Teröristlere şu mesaj verilmiş oluyor: Eğer ABD topraklarında yeterince sayıda Amerikalı öldürürsen sana televizyon kamerası ve avukat vereceğiz. Bunun yüzyılın davası olacağı söyleniyor. Bu sıfata layık görülen son davanın O.J. Simpson’ınki olduğunu hatırlatırım.                 

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">                       

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE CARNEGIE ENDOWMENT FOR INTERNATIONAL PEACE<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Uri Dadush ve Bennett Stacil: Çin 2032’de dünyanın en büyük ekonomisi olacak, 2050’den ABD’den yüzde 20 daha büyümüş olacak. Önümüzdeki 40 yılda G20 ülkelerindeki toplam büyümenin yüzde 60’ı Brezilya, Çin, Hindistan ve Meksika’dan gelecek. Ama yine de bu ülkeler hala kişi başına en zengin ülkeler listesine giremeyecekler, ortalama gelir G7 ülkelerinin bugünkü zenginliğinin yüzde 40’ı kadar olacak. Ekonomik büyüklük ile kişi başına düşen gelir on yıllardır aynı ellerdeydi. Bu durumun değişmesinin küresel ekonomik yönetişim anlamında önemli sonuçları olacak.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE ECONOMIST<ı style="mso-bidi-font-style: normal">  

    Başyazı: ABD açıklarını hemen kısmaya çalışmamalı ama ileride nasıl yapacağına şimdiden karar verip bunu açıklamalı. Yaşlanan nüfus ve sağlık maliyetleri enflasyonunun ABD’nin başına bela olacağı belliydi. Ama sanki kriz daha onlarca yıl ötede diye düşünüldüğünden ciddi bir tartışma yaşanmadı ve önlem alınmadı. Şimdi ABD bütçesinde canlandırma paketleri, kurtarma paketleri ve ekonomik durgunluk sonucu vergi gelirlerindeki düşüşle beraber dev bir delik oluştu.

     

    Ani bir kriz beklenmiyor. Borç oranları daha yüksek olan Japonya ve İtalya gibi ülkeler yıllardır bu durumla yaşıyorlar. Siyaset istikrarlı, yasalar şeffaf ve ekonomik hakimiyet ABD’ye borç verenler nezdinde ciddi bir kredibilite sağlıyor.

    Ama yine de geleceği göz ardı etmek riskli olur. Sorun hemen önümüzdeki bir iki yıl değil sonrası. Açığı kapatmak için vergilerin nasıl aratabileceği konusunda belirsizlik var. Enflasyon ve iflâs anlaşması ihtimali faizler, yükseltebilir. Bu da zamanla sermayenin yatırıma değil özel devlete yüksek faizle borç vermeye yönelmesi sonucunu verebilir.

    Obama ve Kongre şimdiden bir plan açıklayarak bu endişeleri dağıtabilir. Canlandırma paketinden hemen değil ama zamanla nasıl düzenli bir çıkış olacağının belli olması piyasaları rahatlatır. 

    Amerika’nın açık problemi aslında bir harcama problemidir. Harcamalar bütün cephelerde azaltılmalı. Emekli maaşları, fakirler ve yaşlılara yönelik sağlık harcamaları konusunda kesinti ve tasarrufa ihtiyaç var. Emeklilik yaşı yükselmeli, eyaletler harcamalar konusunda daha çok sorumluluk almalı, gereksiz karayollarına yapılan gereksiz harcamaların önüne geçilmeli, tarım sübvansiyonlarına son verilmeli.  

    Bazı kesintilerin etkisini göstermesi zaman alır. Amerika daha fazla devlet rolüne doğru bir geçiş yapar gibi görünürken hala bunu ödemeye hazır görünmüyor. Obama’nın halkın 95’ine yeni vergi gelmeyeceği sözü de manevra alanını kısıtlıyor. The Economist genelde küçük devlet ve düşük vergi yanlısıdır. Ama eğer Amerikalılar devletin rolünün artmasını istiyorlarsa bunun bedelini daha yüksek vergiler vererek ödemeye de hazır olmalılar. 

    Diğer ülkelere kıyasla ABD tüketimi çok düşük ama geliri çok yüksek oranda vergilendiriyor.Muafiyetler azaltılarak vergi temeli genişletilmeli (bu arada belki oranlar düşürülebilir), karbon salınımına karşı vergi konmalı, katma değer vergisi gibi geniş boyutlu bir tüketim vergisi konmalı.

    Bu yeni vergilerin mantığı kolay ama siyasi olarak satılması öyle değil. Obama borcun ekonomiye oranını önümüzdeki on yılda azaltacak adımlara bütçeyle başlamalı.Sorun Kongre’nin gerekli yasaları çıkarmaya ikna edilmesi. Demokratlar kazanılmış haklar, Cumhuriyetçiler ise vergiler konusunda ödün vermemeye kararlı. Seçimler de yaklaşırken bu daha da zor.

    İki partiden üyelerden oluşan bir komisyon oluşturmak ve Kongre’ye bu komisyonun önerileri ya kabul ya da reddetme hakkı vermek ama değiştirmesine izin vermemek bir çare olabilir.

    Bu büyülü bir çözüm değil ve geçmişte ticaret anlaşmaları konusunda denendiğinde başarısız olduğu da oldu. Komisyon tıkanabilir, önerileri reddedilebilir ve piyasa bundan çok kötü etkilenebilir. Ama belki bu yolla siyasetçiler durumun vehametini anlarlar. Krize karşı en iyi savunma bir krizle karşı karşıya olduğunu idrak etmektir.

    Charlemagne: Rusya’nın ihracatının yarısı AB’ye gidiyor, Rusya’ya yönelik dış yatırımların üçte ikisi AB’den geliyor. Ama son Rus-AB zirvesinde sadece bir kaç teknik anlaşma imzalanabildi. Moskova, ABD ile ilişkileri “resetledikten” sonra AB’ye olan ilgisini bir parça kaybetti. AB ve NATO genişlemesi yavaşlarken AB, ABD ve Rusya arasında yeni bir denge oluşuyor. Rusya bir süredir “yeni bir Avrupa güvenlik mimarisinden” bahsediyordu.

     

    Bu günlerde Washington bu söylemi ciddiye alıyor gibi. Ama bu mimarinin pratikte ne anlama geldiği daha pek açık değil. Ruslar ülkeleri için hukuki olarak bağlayıcı güvenlik garantilerinden ve BM Güvenlik Konseyi gibi bir şeyin sadece Avrupa için kurulmasından bahsediyorlar. Rusya Batı’nın kendisine saldırmayacağına dair garantiler istiyorsa bu sorun olmaz. Ama eğer Moskova Doğu Avrupa’ya Amerikan füzelerinin veya savunma sistemlerinin konuşlanması gibi savunma meseleleri konusunda veto hakkı istiyorsa bu kabul edilemez.

     

    Aslında her şeyden önce Avrupa’nın Rusya ile ilgili bölünmüşlüğünü çözmesi lazım. Ruslar NATO genişlemesini ve füze savunma sisteminin konuşlanmasını durdurmayı amaçlıyorlardı ve bu amaçlarına ulaştılar. Moskova AB’nin Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile yaptığı “Doğu ortaklığı”ndan rahatsız. Halbuki bu ortaklık AB’nin üyelik vermeyi düşünmediği ülkelere verdiği bir rüşvet olmakla sınırlı. 

    Soğuk Savaş’ın bitiminden 20 yıl sonra ABD’nin tek kutuplu anı sona ererken artık ABD, Avrupa ve Rusya’nın dost oldukları ve ortak değerleri paylaştığı iddia bile edilemiyor.Ama bu aktörler düşman olmak zorunda da değil. Rusya’nın beraber yaşamak için yeni kurallar koyma önerisi mantıklı. Ama AB ve Amerika’nın da Rusya’dan daha önce verilen sözleri tutmasını istemeleri hakkı. Rusya Avrupa’da güvenlik garantörü olamaz, şimdilik bu rolü sadece ABD oynayabilir.

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE DAILY STAR <ı style="mso-bidi-font-style: normal">   

    Dani Rodrik: IMF hala finans fetişizminden muzdarip. Etkisiz ve amaçsız bir kurum olmanın eşiğine gelmiş iken örgüt krizden beri hep doğru şeyleri söylüyor ve yapıyor. Sorunlu yükselen piyasalara hızla kredi açtı. Canlandırma paketleri konusunda her kafadan bir ses çıkarken örgüt aklıselim sahibiydi. Ama şimdi bir sosyalist olarak finansa şüpheyle yaklaşması beklenebilecek IMF Başkanı Strauss-Kahn uluslararası sıcak para hareketlerini vergilendirme önerilerine “maliyetli ve etkisiz” diyerek soğuk yaklaştı. Halbuki bu öneri mantıklıydı.

     

    Kısa dönemli sermaye akımları hem ülkelere makroekonomik anlamda zarar veriyor hem de uluslararası kur istikrarı oluşmasını engelliyor. IMF’nin öneriye verdiği bu tepki finans fetişizminin kurumda ne kadar köklü olduğunu ortaya koyuyor. Sorun sadece piyasa köktencileriyle sınırlı değil. Böyle bir krizden sonra bile ve ılımlılar arasında bile ciddi bir hayal gücü eksikliği var.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FINANCIAL TIMES<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Martin Wolf: Bankacıların abartılı ikramiyelerine karşı vergiler koymak lazım. Popülistler bu kez haklı.     

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">INTERNATIONAL HERALD TRIBUNE<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Maxim Trudolyubov: Rusya’yı kim yönetiyor, Putin mi Medvedev mi? Aslında ikisi de. Sadece farklı tabanlara ve tribünlere hitap ediyorlar.

     

    Viktor Erofeyev: Rusya’da Stalin’in hayaleti tekrar gözüktü ama önünü Medvedev kesiyor. 

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE GUARDIAN<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Başyazı: Avrupa Birliği ile konuşmak istediğinizde kime telefon edersiniz? Kissinger’ın bu sorusuna cevap vermek için beş yıldır süren çabalar yine tatmin edici bir sonuca ulaşmadı. Almanlar ve Fransızlar yine kimsenin tanımadığı bir Belçikalı üzerinde anlaştılar. Sanki İsveçliler, Polonyalılar ve diğerleri hiç üye değilmişler gibi. Kararın alınması süreci Vatikan’ı bir şeffaflık modeli olduğunu düşündürecek kadar gizli kapaklı gerçekleşti. Blair’in Irak geçmişi ve İngiltere’nin euro ve Schengen’in dışında olması zaten eski İngiliz Başbakanının şansını yok ediyordu. Felipe Gonzalez iyi bir isim olabilirdi ama o da mevcut hakim unsur olan merkez sağdan değildi.

     

    Avrupa dün dünyanın ABD-Çin G2’sine kayışını durdurma konusunda önemli bir fırsatı heba etti. Ama öte yandan da artık Avrupa’da federalist fanteziler rafa kaldırılır ve ulus devletlerin başatlığı kabul edilirken İngiltere’nin geleneksel olarak Avrupa’ya mesafeli Muhafazakar Parti’nin de iktidar gelmesi halinde böyle olmaya devam etme bahanesi kalmayacak.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">DER SPIEGEL

    Gerald Traufetter: Küresel ısınmadaki iklim uzmanlarını şaşırtan duraklama muhtemelen uzun dönemli ısınma trendini kıracak değil ama yine de iklim modellerinin geleceği tahmin etme güçleri hakkında şüpheler yaratıyor.  

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">WASHINGTON INDEPENDENT

    Spencer Ackerman: Eğer Obama Afganistan’a 30-40 bin ilave asker gönderirse ABD’nin elinde acil durumlara müdahale etmek için başka asker kalmamış olacak.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">FOREIGN POLICY<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Arif Rafiq: Pakistan lideri Zardari ülkede kontrolü kaybeder ve sahip olduğu halk desteği zayıflarken kendisinin ve partisinin kaderi bıçak sırtında. 

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">ASIA TIMES<ı style="mso-bidi-font-style: normal">

    Syed Saleem Shahzad: ABD’nin Pakistan’ın nükleer silahlarının güvenliği konusunda aktif rol oynarken Zardari askerler tarafından kenara itiliyor. Eski Başkan Müşerref de tekrar gündemde. Pakistan Talibanı’nın da saldırıya geçmeyi planladığı önümüzdeki ay kritik olacak.

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">GULF ANALYSIS

    Reidar Visser: ABD Irak’ta seçim takviminin aynen işlemesini istiyor ama Iraklılar bu problemi aralarında çözerken sürece çok karışmamalı.  

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NATIONAL

    Michael Young: Hesaplara göre Afganistan’da bir askerin yıllık maliyeti 1 milyon dolar. Ülkeye 40 bin asker gönderilmesi Irak’tan asker çekmenin sağlayacağı 26 milyar dolarlık tasarrufu götürecek. Önümüzdeki yıl savunma bütçesi Bush dönemindekini yüzde 10 aşarak 734 milyar dolara ulaşacak.

     

    Irak’tan çekilme bu ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyebilir. Suriye’ye açılımdan somut bir sonuç çıkmadı. Barış süreci tıkandı şimdi ABD Hamas’la diyaloga yönelirse bu Filistin Yönetimi’nin itibarına çakılan son çivi olur. Afganistan ve Irak’la ilgili endişeler İran’a yönelik seçenekleri sınırlıyor. Obama Ortadoğu’da yaşadığı başarısızlıklardan sonra bölgeye sırtını dönecek mi?

     

    <ı style="mso-bidi-font-style: normal">THE NEW LEDGER

    Pejman Yousefzadeh: Çin’in gücünü abartmayın. Eğer ABD yüzde 2.5 büyürse Çin’in aradaki farkı koruyabilmesi için yüzde 82 büyümesi lazım. ABD hala Çin ve Japonya’nın toplamından fazla mamul üretiyor.  Çin’deki 1.3 milyar insanın 600 milyonu yılda bin dolardan azla, diğer 440 milyon bin dolarla iki bin dolar arasında parayla geçiniyor. Geliri 20 bin doların üzerinde olanlar 60 milyon kişi.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı