Gündem Haberleri

GÜNDEM

    ABD ER YA DA GEÇ SURİYE'Yİ VURACAK

    Hürriyet Haber
    08.09.2013 - 10:34 | Son Güncelleme: 08.09.2013 - 10:34

    “Sınır tanımayan Türk”, “Tehlikeli Suların Akıncısı” lakaplarıyla tanınan Mete Yarar, yaşamının büyük bölümünü risk içinde geçirmiş eski bir Bordo Bereli... Bugünlerde televizyonlarda sık sık kirli sakalı, sırtında yeleğiyle Arap Baharı, PKK sorunu gibi konuları yorumlayan Yarar, artık ulusal ve uluslararası kuruluşlara risk yönetim danışmanlığı yapıyor; Ortadoğu ve özellikle Irak’ta şirket kuracak olanlara bölgenin güvenliği, siyasi çalkantılar, savaş riskleri hakkında analizler sunuyor. Yarar; sohbetimiz sırasında eskiden mensubu olduğu Özel Kuvvetler hakkında adı üstünde çok özel bilgiler verdi. Bir Tom Clancy romanını anımsatan hayatını anlatırken zaman zaman nefesimi tutarak dinlediğim cümlelerini umarım siz de aynı heyecanla okursunuz...


    * Şöyle biraz uzağınıza oturayım, neme lazım yanlış bir soru sorarım, çat diye boynumu falan kırarsınız.
    - Kiminle konuşuyorsun? Arkamda biri mi var?
    * Özel Kuvvetler’de mi öğrendiniz hedef şaşırtmayı?
    - (Gülüyor) O konuda bir kurs aldığımı söyleyemem.
    * Birçok insan Özel Kuvvetler’in ne olduğunu tam olarak bilmiyor...
    - Bu tabir “special force”dan geliyor. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, oraya gidene kadar hiçbirimiz çok da özel değildik, bizleri orada özel yaptılar.
    * Kendi seçiminiz yani?
    - Özel Kuvvetler’i sen seçmezsin, onlar seni seçerler. Ekibin tamamı subay, astsubay ve uzmanlardan oluşur. Denizcisi, havacısı, karacısı hep birlikte çalışır.
    * Ordunun içinde özerk bir cumhuriyet diyebilir miyiz Bordo Bereliler’e?
    - Hayır, direkt Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı, Silahlı Kuvvetler’in içinde bir bünyedir.
    * Peki nasıl seçiliyor bu ekibin üyeleri?
    - Futbolcu transfer eder gibi aslında. Kıtada izlenirsin, performansına göre “Bu tam benim alacağım adam” denilir, sonra gelip sana teklifte bulunulur.
    * Teklifi kabul edince de bordo bere takılır, öyle mi?
    - O kadar kolay değil. Önce 6 aylık özel bir kursta harmanlarlar seni. Harmanlarlar dediysem, öyle böyle değil, duvardan duvara vururlar adamı, bazı şeyleri yapıp yapamayacağını görmek için her türlü psikolojik testten geçersin.
    * Ve sonunda transfer gerçekleşiyor.
    - Eğer bütün testlerden geçersen, “Seni Özel Kuvvetler’e almak istiyoruz, sen katılmak ister misin?” diye sorarlar. Ama “Evet” demen bile ekibe alınacağın anlamına gelmez. Şayet uygun görülüp seni çağırmak isterlerse, sana gizli bir zarf ulaştırılır.
    * Zarfı alana kadar garanti yok yani.
    - Zarfı aldıktan sonra dahi garantin olduğu söylenemez. Gittikten 24 saat sonra bile Özel Kuvvetler’de istenmiyorsan, hemen tayinin çıkarılır ve orayla hiçbir alakan kalmaz.
    * Kaç kişi var ekipte?
    - Özel Kuvvetler’in sayısı söylenmez. Ayrıca girdikten sonra yaklaşık 5 yıl boyunca tam anlamıyla yetiştirilirsin bu konum için.
    * Öldürmek üzere mi yetiştiriliyorsunuz peki?
    - Tam aksine, öldürmemek üzere yetiştiriliyoruz. Bize katil olmayı değil, ölmemeyi öğretirler. Ölmemek de büyük bir maharettir. Bir işte ne kadar ustaysanız o kadar fazla yönteminiz olur. Bir insanı etkisiz hale getirmenin binlerce yolu vardır. Gerektiğinde bacaktan da vurabilir, koldan da ama gayet tabii çatışmanın ortamı gerektirirse alnın ortasına da isabet ettirebilir.
    * Özel Kuvvetler’e mensup bir askerin diğer askerlerden farkı nedir?
    - Özel Kuvvet askeri tek başına görev yapabilecek şekilde yetiştirilir. O askeri ister çöle, ister suya, ister ormana, istersen dağa bırak, hayatını sürdürüp görevini yerine getirebilir.
    * Bunları duyunca insanın aklına ister istemez James Bond geliyor.
    - Aslında ABD ve İngiltere’nin Özel Kuvvetler’i aynı zamanda ülkelerinin istihbarat servislerinin elemanlarıdır. Ama nasıl elemanıdır? Onların emrine girmişlerdir. Aynı şeyi artık MİT de yapıyor. Ancak Özel Kuvvetler’in asıl operasyon gücü yurtdışına yöneliktir.


    ÖZEL KUVVETLER JİTEM'LE YARIŞTIRILIYOR

    * Bazılarında kontr-ge-rilla olduğunuz kanısı da var...
    - Özel Kuvvetler’e
    kontr-gerilla denmesi,
    geçmişten gelen bazı olaylardan ötürü aşağılanması ve hak etmediği unvanlarla anılması beni çok üzüyor.
    * Sorumun cevabı bu değil ama...
    - Maalesef Özel Kuvvetler hâlâ siyasi olaylarla değerlendirilen, siyasi cinayetlerin arkasında olduğu söylenen, hatta JİTEM ile karıştırılan bir kurum haline getirildi zamanla.
    * Peki bu ithamlar, görevi üstlenenleri nasıl etkiliyor?
    - Hepsinin kalbi kırık ama bu kırıklık görev yapma azimlerini asla etkilemiyor, çünkü bizim millet sevgimiz karşılıksızdır, bizi sevsinler diye bir düşüncemiz yoktur. “Sizler nesiniz?” sorusunun en doğru cevabı “milletini seven topluluk” olur açıkçası.
    * Kısaca asıl göreviniz vatana hizmet...
    - Vatan dediğim sadece toprak parçası değildir, ona anlam katan üzerindeki halktır. Türkiye gibi bazı coğrafyalarda asıl korunması gereken üzerinde yaşayan halktır.

    YENİ AYDINLAR YETİŞTİREMEZSEN VAR OLANLARI HEDEF GÖSTERİRSİN

    * Az önce siyasi cinayetlerden bahsettiniz. Bir dönem Türkiye’de arka arkaya Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlar öldürüldü ama birçoğu faili meçhul kaldı.
    - Sen faili meçhul diyorsun ama aydınlarımızın öldürülmesinden hepimiz sorumlu değil miyiz aslında?
    * Anlamadım...
    - Bin tane aydın olsaydı, bir tanesinin ölümü ülkenin kaderini bu kadar etkileyebilir miydi? Sen yeni aydınlar yetiştiremediğin müddetçe var olanları hedef göstermiş oluyorsun. Anlayacağın öldürenden çok, aydın yetiştiremeyen bir toplum olarak hepimiz suçluyuz.


    BÜYÜYENE KADAR OĞLUMA GÖREVİMİ SÖYLEMEDİM

    * Özel Kuvvetler’e aynı köken ve mezheplerden mi insanlar seçiliyor?
    - Türkiye’nin bütün kökenlerinden insan vardır. Hem Türkiye’de hem de yurtdışında görev yapabilmek için o mozaiği yansıtacak bir gücün olması gerekli. Her yere uyum sağlayabilmeleri gerekir çünkü.
    * Sınıflar tamam da, egolar da mı çatışmıyor?
    - Özel Kuvvetler’de rütbeler değil, bilgi konuşur. Herkes arkadaştır ve birbirine abilik yapar çünkü rütbe çok önemli değildir. Sadece Özel Kuvvetler’in şehitlerine ayrı davranılır. Şehidimizin ailesine TSK ayrı bakar, biz ayrı bakarız; unutmayız...
    * Bu birimde olduğunuzu gizlemeniz mi gerekiyor?
    - Emekli olana kadar kimseye söyleyemezsin, emeklilikten sonra dahi sadece görevde bulunduğunu belirtebilirsin.
    * Yani aileniz bilmiyordu tam olarak ne yaptığınızı?
    - Oğluma, arkadaşlarına anlatır diye yaşı büyüyene kadar söyleyemedim. Zaten Özel Kuvvetler’e girerken komutanlarımız “Bunun sonunda bir madalya, bir maaş ya da bir kahramanlık beklemeyin, çünkü her yapılan gizli kalır” demişlerdi.
    * Sessiz bir kahraman mı oturuyor şu an karşımda?
    - Ben rol çalmayı sevmem. Bu ülkenin kahramanları hâlâ görevde olanlardır; gazilerdir, şehitlerdir. Biz şanslı insanlarız, hayattayız. Kolunu, bacağını kaybetmiş askerler varken “Biz kahramandık” diyen, haksızlık eder.

    HERKESİN MAYINI KENDİSİNİ BEKLER

    * Emekli olduktan sonra “duvara toslamış” hissine kapıldınız mı?
    - Hayır, çünkü emekliliğime 1,5 sene kala görevden kendi isteğimle ayrıldım. 2003 yılındaki “çuval geçirme olayı”nın hemen ardından bölgeye gittim. Kuzey Irak’ta yaklaşık 6,5 ay tek başıma kaldım. Hayatımı sorgulamaya başladığım bir dönemdi, “Bundan sonra yapacaklarını yeterli görüyor musun, önünde daha ne kadar zaman var?” diye sordum kendi kendime.
    * “Ya pişman olursam” korkusu yaşamadınız mı?
    - “Mete ölmekten korkmadın, canını bu kadar fütursuzca kullanabildin, korkun yalnızca aç kalmak mı?” düşüncesiyle istifa ettim. Askerlik mesleğini icra ederken kaderle ve tabii ki ölümle barışıyorsunuz. Aynı mayının üzerinden 100 kişi geçer, 101’inci oradan geçerken o mayın patlayıverir.
    * “Bazı şeylerin önüne geçilmiyor” diyorsunuz.
    - Hayatta başımıza ne gelirse gelsin, “Bunun zamanını bilen biliyor” demeyi öğreniyorsunuz. Herkesin mayını kendisini bekler.
    * Görevi bırakma sebeplerinizde kalmıştık.
    - Dediğim gibi hayatımı sorgulamaya başlamıştım. Daha ne kadar zaman kendimi ikinci plana iteceğim diye düşündüm. Tüm sevdiklerim tek başına gömüldü, hiçbirinin cenazesine katılamadım. Bayramlarda, doğum günlerinde yanlarında olamadım.
    * Bunu başından beri bilmiyor muydunuz?
    - Biliyordum tabii, kendi tercihlerimin faturasını kimseye çıkaracak değilim. Fakat bir süre sonra ülkemi sevmek ve ona hizmet etmek için illa üniforma giymenin gerekmediğinin farkına vardım.
    * “Her şeyi planlayıp istifa ettim” diyorsunuz?
    - Plan yapmadım. Hiç uyumadan 36 saat düşündüm. Çok önemli bir karardı, çünkü belirsizliğe doğru ilerliyorsun. Önce bir şeyi toprağa gömeceksin ki, yapacaklarını planlayabilesin. Ben de askerliği toprağa gömdüm.
    * Ve yeni bir sayfa açtınız.
    - İstifamı verdikten kısa bir süre sonra Kerkük’e dönüp ticaretle uğraşmaya başladım.
    * Kan çekiyor galiba, yine dönüp dolaşıp Kerkük’te almışsınız soluğu.
    - (Gülüyor) Hatırlarsan o dönemde sürekli bölgedeki kamyon şoförleri kaçırılıyordu. Bu kaçırma vakalarının önlenmesiyle ilgili projeyi Türkiye’de ilk ben yaptım. Türkiye’de saha bilgisine sahip insanlar çok az. Bu insanların konuşamadığı yerlerde yanlış insanların borusu ötüyor maalesef.

    DANS ETMEYİ ÇOK SEVERİM AMA DAĞDA KİMİNLE DANS EDECEKSİN

    * Sivil hayat tatmin edici mi peki?
    - Ticaretle uğraşıp para kazandıktan sonra hayatta neleri kaçırdığımın farkına vardım diyebilirim.
    * Bir muhakeme dönemi daha...
    - Eh biraz öyle oldu. Karadeniz çocuğuyum ama hayatım hep dağlarda geçti. Su görmeyi özlemiştim. Deniz görmediğim zaman hayattan kopuyordum. Bu özlemimi bir yelkenli alarak telafi ettim. İkincisi dans etmeyi çok sevmeme rağmen buna hiç fırsat bulamıyordum, dağda kiminle dans edeceksin düşünsene.
    * Tek başına olmaz mı?
    - Olmaz, çünkü hayalimde tango yapmak vardı. Bütün bu özlem ve isteklerimi 100 maddelik bir liste haline getirdim ve teker teker hepsini hayata geçirmeye karar verdim.
    * Takıldım, neden tango da horon değil?
    - Arjantin’deki isyanın dansıdır tango. Tüm danslar içinde en asi olanıdır da ondan. Horon benim hep genlerimde var. Tulum sesine hemen zıplarım. Tango başka bir isyanın dansı.
    * Sizin isyanınız neye?
    - Tangoyla kaybettiğim zamana isyan ediyordum belki de. Benim gibi birçok arkadaşım da aynı soruları soruyorlardır kendilerine. Hele bir de bizim meslekte olup, evli veya çocuk sahibiysen çoğu şeyin bedelini tek başına değil ailenle birlikte ödüyorsun.
    * Tercihinizin faturası onlara da kesiliyor.
    - Hem de çok ağır bir fatura bu aslında. Annem “Oğlumu göremedim” diye öldü. Güneydoğu’ya gitmeye gönüllü olduğumu duyunca o yaşında sigaraya başlamıştı kadıncağız.

    O KİTAP BASILSAYDI PEK ÇOK ŞEYİ YAPMAYA ZAMANIM KALMAZDI

    * Hayatınızı kaleme almayı düşündünüz mü hiç?
    - Kendi hayatımdan çok başkalarının hayatını anlatmayı tercih ediyorum. Şu an Ahu Özyurt ile çok ilginç bir hikaye üzerine kurgulanmış bir kitap yazıyoruz.
    * Bu ilk kitabınız mı olacak?
    - Hayır, 2006’da dünyada 2020’ye kadar yaşanabilecek olayları ve yol haritalarını içeren bir kitap yazmıştım. İçeriğinde Arap Baharı’nın başlayacağı yer ve nasıl şekil alacağı konusunda doğru çıkan öngörülerim vardı. Ama son anda o kitabı yayımlatmaktan vazgeçtim.
    * Neden, dış mihraklar mı engel oldu?
    - (Gülüyor) Az önce 100 maddelik “Yapmak istediklerim” listesinden bahsetmiştim ya, işte eğer o kitap basılsaydı, listemdeki pek çok şeyi gerçekleştirmeye zamanım kalmazdı.
    * Sizin gibi sosyo-politik Nostradamus’u bulmuşken, Suriye’nin akıbeti ile ilgili öngörülerinizi almamak olmaz.
    - (Gülüyor) Yaptığımın Nostradamus’lukla bir alakası yok. Tarihi iyi bilirseniz dünyadaki olaylara baktığınızda kişilerin değiştiğini ama senaryonun aynı kaldığını görürsünüz.


    ABD SURİYE'Yİ VURMAYA MECBUR

    * Obama niye çekimser davranıyor Suriye’ye girmek için?
    - ABD ile İngiltere’nin arasında karı-koca ilişkisi vardır. Ayrılamazlar. İngiltere’nin bu konuda çekimser davranması Obama’nın kararını şüphesiz etkiliyordur. Ama şundan emin olabilirsin ki er ya da geç ABD, Suriye’yi vuracaktır, çünkü vurmak zorundadır.
    * Neden zorundadır?
    - Adamların elinde 1000 ton kimyasal malzeme var. Bu silahların varlığını Suriye de, Rusya da kabul ediyor. İşin ciddiyetini anlaman için şunu belirtmekte fayda var, o kimyasalın sadece 1 kilosuyla Türkiye’deki herkesin ölümüne sebep olabilirler.
    * Obama kesinlikle “Vur” emrini verecek yani öyle mi?
    - Evet. Çoğunlukla denizden seyir füzeleri ve havadan B2’lerle sığınak delici bombalarla vuracak.
    * Biz nasıl etkileniriz?
    - Günlerdir Türkiye’de bombalı araçların yakalandığı haberlerini alıyoruz. Suriye’nin vurulduğu günden itibaren Türkiye’yi de terör vuracak. Tedbirli olmak lazım.
    * Suriye’nin ateşi bizi de yakacak yani.
    - Şimdi bile yakmıyor mu? Bir ülke bir ülkeyi 3 boyutlu şekilde yakar. Birincisi ekonomik olarak, ikincisi can kaybıyla, üçüncüsü politik çalkantılarla. Suriye top, tüfek kullanmadan Türkiye’ye tüm bunları yansıtıyor zaten.
    * Esad’ın, Saddam veya Kaddafi’nin akıbetinden ders almayıp hâlâ dik başlılık yapmasının sebebi ne olabilir?
    - Bugüne kadar hiç ders almış lider gördün mü sen? Ama çoğu insanın zannettiği gibi her şeyin sorumlusu Esad değil, orada bunları yapan bir rejim var sonuçta.
    * Suriye halkı Esad’ı seviyor mu peki?
    - Tabii. Ama bir ara Kaddafi de, Saddam da seviliyordu.
    * Gelen gideni aratır mı?
    - Irak’ta halk arasında “Çırak gitti, ustaları geldi” diye bir tabir vardır. Sanırım sorunun cevabını vermiş oldum böylece.

    VÜCUDUMDA KIRILMAYAN KEMİK KALMADI

    * Yaşadıklarınız, travmaya ya da psikolojinizin bozulmasına sebep olmadı mı?
    - Sırtımı dayayabileceğim, güvendiğim arkadaşlarımın varlığı beni her zaman telkin etti. Bir de zaten her durumda sığınabileceğim tek yer vardı, o da Allah.
    * Hiç vuruldunuz mu?
    - Vurulmadım Allah’a şükür ama vücudumda kırılmayan kemiğim kalmadı diyebilirim.
    * Güneydoğu’da bunca yıl görev yapmış bir Özel Kuvvet mensubu olarak, Apo’yu Türkiye’ye teslim eden komutanın Ergenekon’dan yargılanıp şu anda içeride olması hakkında ne düşünüyorsunuz?
    - Bir tabir vardır; millet böyle istediyse bize yalnızca susmak düşer. Millet böyle istiyor, bak dikkat et mahkeme demiyorum. Millet istememiş olsaydı, kimse kimseyi içeri atamazdı.
    * Tanır mıydınız kendisini?
    - Tanımaz olur muyum? Komutanımdı. Verilen kararları bugün değil 10 yıl sonra konuşalım.
    * Neden?
    - Çünkü iki tür mahkumiyet vardır. Bir tanesi hukuken mahkumiyet, ikincisi ise tarihi mahkumiyet. Bazen tarih, onlarca yıl sonra kimilerini aklar ya da aklananları mahkum eder.

    GÜNEYDOĞU HALKI HAYATIMI KURTARDI

    * Güneydoğu’da çatışmaya girdiğiniz kişiyi ne olarak görüyordunuz? Sizin için o düşman mı, gerilla mı yoksa terörist miydi?
    - Bir kere ben her zaman karşımdaki kişileri insan olarak gördüm. Çünkü eğer insanlara mezhep, etnik köken ve ideolojilerine göre sıfatlar koymaya başlarsan hem onları insan olmaktan uzaklaştırırsın hem de sen artık bir asker değil, tabiri caizse militan olursun.
    * Dostu ve düşmanı ayırt etmek zorlaşmıyor mu bu durumda?
    - En başta, hangi şartlarda olursa olsun, asla ve asla bir ülke kendi vatandaşlarına karşı asker kullanmamalı. Bizde de böyle bir durum yaşanmadı zaten. Bölgede yaşananlar hiçbir zaman Türk-Kürt çatışmasına dönmedi, PKK ve devlet çatışması olarak kaldı.
    * Bölgede yaşayanları nasıl etkiledi bu durum?
    - Oranın halkına bakınca, ne Türk’ün Kürt’ten ne de Kürt’ün Türk’ten nefret ettiğine şahit oldum. Bölgedeki Türkler, Kürtler’i PKK ile özdeşleştirmediler. Benim hayatımı en az üç defa bölge halkı kurtarmıştır. Güneydoğu’da bir köye veya eve misafir kabul edilmişsen, orada kimsenin sana saldırmasına izin vermezler.
    * Dışarıdan bakıldığında göremediklerimiz mi var?
    - Gayet tabii. Bir gün yola çıkmak üzereyiz, istikametimizi belirlemişiz, köyden bir genç geldi; “Mete Abi oradan değil sağ taraftan git, daha kısa” diye ısrar etmeye başladı. Haritaya baktım “Ulan nasıl kısa, 5 km daha fazla gitmemiz gerekiyor” dedim.
    * Ne cevap verdi?
    - “Mete Abi benim dediğim yol hem daha kısadır, hem de ömrün uzar” dedi. Ne kadar naifçe bir uyarıda bulundu-ğunun farkında mısın? Böyle rastlantı olmasına imkan olmayan onlarca olaya şahit oldum.
    * Yani...
    - Yani bunları yaşadıkça, oradaki dostluklarım devam ettikçe ben nasıl “Türk-Kürt çatışması var” denir anlamıyorum. Benliğimde, vücudumda böyle bir şey hissetmiyorum.

    ADAMIN İDEOLOJİSİ PKK’LI AMA O DA İNSAN KARDEŞİM
    * Ama bir de PKK gerçeği var.
    - PKK’lı dediğin adamın ideolojisi PKK’lı. O da insan kardeşim. Bir gün 14-15 yaşlarında bir itirafçı getirdiler. Kelepçesini çözdürdüm, üç gün boyunca yanımdan ayırmadım. Ormanda yürüyoruz, bu devamlı benim önüme geçiyor, “Ne yapıyorsun öyle?” dedim. Cevabı ne oldu biliyor musun? “Buralar çok tehlikeli, bir şey olacaksa bana olsun”...
    * Bir de maalesef bakmamız gereken büyük resim var ama.
    - Anlıyorum ancak şimdi ben o çocuk için nasıl Allah’ın belası PKK’lı ibaresini kullanırım? Toplumdaki bazı kanıların değişmesi lazım en kısa zamanda.
    * Nasıl olacak bu peki?
    - İnsanların sıkça oralara gitmesi ve bölge halkıyla bir araya gelmesi gerektiğini düşünü-yorum. “PKK size ne yaptı?”, “Devlet size ne yaptı?” söylemlerini bırakıp “Biz birbirimizi niye anlamıyoruz?” sorusunun cevabını aramamız lazım.
    * Çözüme doğru ilerliyor muyuz size göre?
    - Bak ben Samsunlu’yum. Karadeniz havası çaldığında nasıl rahatça oynuyorsam ve Laz olmayan birisi bundan huzursuz olmuyorsa, aynı durum Kürtçe bir şarkı çalınca yaşanana kadar sorun çözülmüş sayılmaz.
    * Ne zaman çözülmüş sayılır?
    - Bildiğim bir şey var: Bu sürece tahterevalli gibi değil asansör gibi bakmalıyız. Birisi inerken birisi çıkamaz. İkimiz de birlikte yükselmeliyiz.
    * Güneydoğu’da subayların çok fazla maaş aldıkları ve bu yüzden olayları bitirmek istemedikleri dedikodusu var.
    - Abi o maaşı kim alıyor da bizim haberimiz yok? 2500 TL alan teğmen Güneydoğu’da 600 lira daha fazla alıyor. O kadar para için mi?

    "UYURSANIZ ÖLÜRSÜNÜZ" BENİMLE ÖZDEŞLEŞMİŞ BİR CÜMLEYDİ

    * “Nefes” filminin senaryosunun sizin hayatınızdan esinlenilerek yazıldığına dair bir rivayet var.
    - Öncelikle o senaryoyu yazanın ellerine sağlık. Güneydoğu’da yaşananların en güzel anlatıldığı filmlerden biri. Benimle ilgisi ise sanırım tesadüflerden ve filmdeki Mete Yüzbaşı karakterinin “Uyursanız ölürsünüz” repliğinden kaynaklanıyor.
    * Boşuna mı çıktı bu kadar rivayet?
    - “Uyursanız ölürsünüz” görev sırasında çok kullandığım, benimle özdeşleşmiş bir cümleydi. Filmi seyreden arkadaşlarım da o sahneyi görür görmez beni aradılar zaten. Aslında Güneydoğu’da görev yapan bütün silah arkadaşlarımızın hayat hikayesi birbirine benzer. Herkesin ortak bir noktası vardı o filmde.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı