Gündem Haberleri

GÜNDEM

    AB uzmanları son süreci değerlendirdi

    Ceren TERZİAHMETOĞLU
    13.06.2013 - 14:15 | Son Güncelleme: 13.06.2013 - 15:57

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AK Parti belde belediye başkanları toplantısında yaptığı konuşmada Avrupa Parlamentosu'ndan gelen eleştirilere "AP'nin bizlerle ilgili aldığı kararı ben tanımıyorum" şeklinde yanıt verdi. İki tarafında yapmış olduğu açıklamalar sonrası Türkiye-AB ilişkileri hakkında uzmanlardan görüş aldık.

    Dr. Can Baydarol (Türkiye-AB İlişkileri Uzmanı):

    Başbakan herhalde Avrupa Birliği ile köprüleri atma noktasına geldi. Avrupa Birliği'nin Türkiye ile ilgili yaptığı eleştirilere temelde Kopenhag Kriterleri diye bildiğimiz demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve saygı çerçevesindeki eleştiriler.

    Demokrasi dediğimiz zaman yıllarca bir çoğunluk sorunu olarak anladık. Demokrasiyi sadece sandık olarak gördük. Ama bugünün demokrasi algısı artık çoğunluktan çoğulculuğa olan bir yelpazeyi ifade ediyor. Dolayısıyla demokrasi sadece belirli periotlarla sandığa gitmek değil, sürekli olarak toplumun kararlara katılma mekanizmalarını ve bu mekanizmaların gerektiğinde yerinde kullanılması, lehte oy verenler değil aleyhte oy kullananlarında dikkate alınması gerekiyor.
    Sivil toplum olarak temsil edilmeyi içeren bi çoğulculuk noktasında.Başbakan'ın son dönemlerde demokrasi ile ilgili son yaptığı açıklamalar hep sandık endeksli. Modern demokrasi algısının bütün çağdaş dünyadaki tepkisi. Batı dünyası ile Ortadoğu'yu birbirinden ayıran temel kriter de bu.

    Hukuk, hukukun evrensel kalıpları ile ölçülmeli. Türkiye'de uygulamalarına baktığımız zaman hukuk devleti ile kanun devletini birbirine karıştırıyor. En totaliter rejimler bile kanunla yönetilir. Ama bu gerçek anlamda bir hukuk demek değil. Türkiye'deki bu aşırı güç kullanımının gösterdiği mantık "kanunu ben yaptım, kanunu ben uygularım" dolayısıyla bu hukuktur demektir. Bu hukukun üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmaz.

    İnsan hakları azınlık meselesi olarak da bakarsak; insan haklarının ve azınlık haklarının korunması gereken esas noktada hukukun üstünlüğü kavramında koruma altındadır. Avukatlara yapılanları da görüyoruz. Onlar beni savunacakken onlar da beni koruyamaz hale geliyorsa Avrupa'nın bir eleştirisini beklememk, Türkiye'deki her sağduyulu vatandaşın yapabileceği eleştirilerdir. Anlık kızgınlıklara ya da komplo teorilerini referans yapıp Avrupa'ya gereğinden fazla tepki göstermenin bu anlamda Türkiye'ye bir yararı olmadığı düşüncesindeyim. Bugüne kadar AKP hükümetinin yaptığı pek çok pozitif atılıma da gölge düşürdüğü riskini de değerlendirmek gerekir.

    Yrd. Doç. Dr. Senem Aydın Düzgit- İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi:

    Tayyip Erdoğan'ın gösterdiği tutum yeni değil ki. "AP'nin bizlerle ilgili alacağı kararları ben tanımıyorum" sözlerini yeni bir şey olarak söylemiyor. Hafızalarımızı tazelersek en son 2011 yılında Avrupa Parlamentosu'nun yıllık Türkiye raporu yayınlanmıştı. Raporda Türkiye'ye yönelik çok ciddi eleştiriler vardı. Özellik Türkiye'deki ifade özgürlüğü ihlalleri ile ilgili. Başbakan'ın o rapor hakkında "Onlar rapor hazırlamakla görevli, biz de bildiğimizi okumakla görevliyiz" şeklinde bir ifadesi vardır. O yüzden bugün alınan tutum yeni bir durum değil. Erdoğan çok uzun süredir Avrupa Birliği'nden  gelen mesajları önemsemiyor. AB İlerleme Raporu'nun çöpe atıldığı bir dönemden bahsediyoruz. O yüzden buna çok şaşırılmamalı diye düşünüyorum.
     
    Avrupa'daki tepkilere gelince, Türkiye'de olan biteni görüyorlar, izliyorlar. Stefan Füle bizzat geldi, gördü. Burada da çok fazla şaşılacak bir durum yok. Bu son olaylar sayesinde belki Türkiye'deki insan haklari ihlallerine ve özgürlük kısıtlamaların biraz daha dikkat çekilebilir. Çünkü Türkiye'deki insan hakları ve özgürlük ihlalleri ile ilgili, son ilerleme raporunu hariç tutarsak, Avrupa gereğinden fazla sessiz kaldığı için haklı olarak eleştiriliyordu. Yaşananlarla birlikte daha gür bir ses çıkabilir. Türkiye'de bugün bunlar yaşanıyorsa, birçok sebebi var. Bunlarda biri de AB ile neredeyse kopmak üzere olan ilişkiler. Bundan Türkiye ne kadar sorumluysa, Avrupa Birliği de sorumlu. Müzakere sürecinin tıkanmasında AB'nin çok büyük rolü var. Bu olaylar bir şekilde müzakerelerin tekrar canlandırılması, tekrar ivme kazandırılması için bir firsat olabilir. Bugün Türkiye'de özgürlükler bu kadar rahatça ve alenen kısıtlanabiliyorsa bunda Avrupa Birliği'nin Turkiye'ye olan tavrının da etkisi var.


     

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı