Gündem Haberleri

GÜNDEM

    ‘AB toplantısına gitmemeyi göze aldık’

    Hürriyet Haber
    06 Ekim 2005 - 00:00Son Güncelleme : 06 Ekim 2005 - 00:01

    Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Lüksemburg'a belki de hiç gitmeyecektik, bunu göze aldık" diye konuştu.Gül, CNN-Türk'te “Eğrisi Doğrusu” programına katılarak, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili süreci anlattı ve soruları yanıtladı.     Müzakere çerçeve belgesinde Türkiye'nin sıkıntı duyacağı bazı unsurlara yer verileceği duyumlarını BM Genel Kurul toplantıları için gittiği New York'ta almaya başladıklarını söyleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, çerçeve belgesinin ana hatlarının orada ortaya çıkmaya başladığını belirtti.  ”Canımızı sıkan hususlar vardı ve o ortamda tavrımızı açıkça ortaya koymamız gerekiyordu” diyen Gül, bu nedenle ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice'ın ev sahipliğindeki gayrı resmi AB-NATO yemeğine mesaj olması açısından katılmadığını kaydetti.     Bakan Gül, bu süreçte verdikleri en önemli kararın çerçeve belgeyi tam olarak görmeden Ankara'dan hareket etmeme kararı olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:     “Belki de hiç gitmeyecektik, bunu göze aldık. 'Türkiye hep böyle itiraz eder, ama son dakikada yine gelirler' diye geçmişte bir intiba oluşmuş, bunun misalleri de var. O açıdan hayati önem taşıyan konulardaki kararlılığımızı önceden tespit ettik ve tatmin edilmedikçe, ne pahasına olursa olsun Ankara'dan hareket etmeme kararı aldık.”     “GİT, REDDETTİĞİMİZİ AÇIKLA”     Gül, bir müzakeredeki en önemli noktanın iki tarafın birbirini anlaması olduğunu da söyleyerek, 3 Ekim sabahı Ankara'ya ulaşan tekliflerin kabul edilmesinin mümkün olmaması üzerine, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan'a, “Git, bunları reddettiğimizi açıkla, o zaman şaka yapmadığımızı anlarlar” talimatı verdiğini ve havanın bu açıklamanın ardından değişmeye başladığını bildirdi.     Türkiye ile AB arasındaki iplerin kopması ihtimalini de göz önünde bulundurarak, bunun hazırlığının da yapıldığını, ekonomi bürokratlarının en kötü senaryoya göre tedbirler alıp borçlanmayı bile buna göre yaptıklarını söyleyen Gül, bu tedbirlerin hepsinin de uluslararası finans kuruluşlarına yansıtıldığını ve böylece bu kuruluşların da dönem başkanlığının dikkatini çektiğini kaydetti.     Süreç çerçevesinde ABD'nin rolüne ilişkin soru üzerine Gül, Rice ile iki kez konuştuğunu ve Türkiye'nin konuya verdiği önemi anlattığını, bunun bir dünya meselesi olduğunu ve yapması gerekenler bulunduğunu aktardığını ifade etti. Gül, ayrıca NATO Genel Sekreteri  Jaap de Hoop Scheffer ile birkaç kez görüştüğünü kaydetti.     Bakan Gül, Fransızlarla ise New York'ta görüştüğünü söyleyerek, Fransa'nın bu süreçte destek verdiğini ve Fransızların 3 hafta kadar önceki olumsuz tavırlarını değiştirdiklerini bildirdi. Gül, geçen günlerde Türkiye'deki Fransız şirketlerinin genel müdürlerini çağırdığını da söyleyerek, şirketlerin bu tavrın değişmesinde katkısı olduğunu belirtti.     “KONUŞMA METNİ GÖNDERİLMEDİ”    “3 Ekim günü öğle saatlerinde henüz neticenin tam çıkmadığı bir sırada basındaki sevinci görünce Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki'ye henüz uzlaşma olmadığı açıklaması yapması talimatı verdiğini” söyleyen Gül, Lüksemburg'da yapacağı konuşmanın metninin gönderilmediğini ve konuşmalarını İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la birbirlerine hükümetler arası konferansın hemen öncesinde girdikleri odada gösterdiklerini bildirdi.    Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun “Türklerin Kapalı Çarşı pazarlığı yaptığı” yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Gül, şunları kaydetti:     “AB'ye üye olanlarla ilgili fazla konuşmak doğru değildir, onlar da kendi çıkarlarını koruyordur, ama gerek 17 Aralık, gerekse 3 Ekim'de dönem başkanlarına, 'Eğer olmayacak işleri talep edenler varsa veto etme haklarını kullanabilirler. Çünkü bunun bir sorumluluğu vardır, bunu kapatan bunun sorumluluğunu üstlenir. Bunun yankısı AB ve Türkiye'yi aşar; bölgede, tüm İslam aleminde görülür. Böyle bir sorumluluğu almak isteyen varsa alabilir, veto edebilir' dedik net bir şekilde.”DÜNYAYA VERİLEN EN BÜYÜK HEDİYE  Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasının dünyaya verilen en büyük hediye olduğunu söyleyen Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB'ye sadece  Türkiye olarak değil, komşu ülkeleri temsilen de girileceğini kaydetti. Gül, “Onun için bu sadece Türkiye-AB olayı değil, dünyaya verilen en büyük hediyedir. Soğuk savaş döneminden beri dünyada hep ayrılmalar, çatışmalar oldu. İlk kez dünyanın nefes alacağı olumlu bir entegrasyonun adımı atıldı” diye konuştu. 'TABİİ Kİ UCU AÇIK'Gül, çerçeve belgesinde Türkiye'nin üyeliğinin ucunun açık ve AB'nin hazmetme kapasitesine bağlı olduğu yönünde ifadelerin bulunduğunun hatırlatılması üzerin,e “Tam üyelik ne demektir? Tam entegrasyon büyük bir olaydır. Böyle olunca uyumun çok iyi olması, demokrasi ve ekonomik kalkınma gibi alanlarda aynı standartların geçerli olması gerekir. AB içinde demokratik sistemin bütün sınırlar içinde işlemesi gerekir. Biz eğer (bundan sonrası önemli değil, artık köprüyü geçtik) dersek ya da eskiden olduğu gibi bazı olağanüstü dönemler tekrar olursa tabii ki o zaman bu iş garanti değildir, tabii ki ucu açıktır, bunları böyle yorumlamak gerekir” dedi. Dışişleri Bakanı Gül, hedefin tam üyelik olduğu ibaresinin yer aldığı 1. maddeye ilişkin pazarlıklar sırasında, ilk olarak tam üyelik ifadesinin bulunmadığını, sonra bunu anlamsız hale getirerek   koyduklarını, sonra özel nitelikli bir ortaklık lafına yer verildiğini, sonra alternatif ve ortak ibarelerinin kullanıldığını ve en sonunda da “hedef tam üyeliktir” dediklerini belirtti. Gül, bu süreçte gerek ipleri koparmanın gerekse sürdürmenin olumlu ve olumsuz neticelerini düşündüklerini söyleyerek, sürdürmenin olumlu yönlerinin daha çok olduğu kararını verdiklerini kaydetti.     7. MADDE    Bakan Gül, çerçeve belgenin 7. maddesine ilişkin hassasiyeti de şöyle anlattı: “Biz günü gelince Rum kesimi (NATO'ya girmek istiyorum) derse, ki aslında orda solcu bir yönetim var, müracaatları da söz konusu değil ama teorik olarak bu mümkündür, müracaat ederlerse; biz yine veto hakkımızı kullanabilirdik. Ama biz veto edeceğiz deyince, (Ama siz bize söz vermiştiniz) diyebilirlerdi. Biz de sözünü tutmayan bir ülke konumuna düşebilirdik, bu duruma düşmemek için olmaz dedik.”
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı