Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AB: Tamam mı, devam mı?

Seçim sonrasının diğer önemli konusu, AB ile ilişkiler olacak. Tam bir yol ayrımındayız. Ya bu projeden vazgeçeceğiz veya tam gaz devam edeceğiz. Bakın, bizleri neler bekliyor...

Artık seçimlerle ilgili olarak konuşulacak pek birşey kalmadığı için, bu hafta başından beri sizlere, seçim sonrasında gündemin ön sıralarına çıkacak önemli konuları anlatmaya çalışıyorum.

 

Bugün sırada, Avrupa Birliği ile ilişkiler var.

 

Bazı kesimler, AB projesini engellediklerini sanıyorlar. Oysa çok yanılıyorlar. Avrupa Birliği Türk halkının hakkıdır ve ne herhangi bir hükümet ne de bazı kurum ve kesimler bu ilişkiyi koparamazlar. Belki hayatı zorlaştırır, süreyi uzatabilirler, ancak süreci bitiremezler.

 

Şimdi şu andaki genel duruma bakalım:

 

 

    TÜRKİYE(kimi haklı, kimi haksız) gerekçelerle AB projesini 2007 başından itibaren askıya aldı. AK Parti’nin, AB lafını ağzına almak istememesinin başlıca nedeni, MHP korkusuydu. MHP’nin AB üzeriden alacağı sempati oylarıyla barajı geçmesinden çekinen iktidar, konuyu rafa kaldırdı. 301’inci madde başta olmak üzere hiçbir şey yapmadı. AB aleyhtarlığına sahayı boş bıraktı. Korkunun ecele faydası olmadığını gördüğü zaman iş işten geçmişti. AB zırhını kaybetmekle kaldı. Kim ne derse desin, iktidar zoru değil kolayı tercih etti. Hem kendine hem de Türkiye’ye gereksiz şekilde zarar verdi.AVRUPA BİRLİĞİ, bu ilişkilerde daha da hoyratça davrandı. Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Türkiye aleyhtarlığına kimse yeterince direniş göstermedi. Sadece Avrupa Komisyonu tepki verdi.  Ancak onun da gücü sınırlı olduğundan dolayı, Sarkozy istediği gibi at koşturdu. Fransa’nın ısrarı sonucunda müzakereler, kelimenin tam anlamıyla kısırlaştırıldı. Sözde müzakere sürüyor, oysa somut doğru dürüst hiçbir ilerleme yok. Daha da kötüsü, Almanya ile Fransa, hemen her gün Türkiye’ye “tam üye olamayacağının” mesajlarını veriyorlar.

 

Bugün Türkiye-AB ilişkileri, tam anlamıyla bir çıkmazdadır. Böyle devam edilirse, müzakere süreci kendi kendine duracak.

 

 Zaten önümüzdeki Aralık ayındaki AB doruğunda Fransa’nın yapmak istediği de bu. İlişkileri dondurma noktasına indirgemek ve Türkiye’yi “tam üyelik yerine ‘privilaged’ (ayrıcalıklı) ortaklığa” itmek. Yani tehlike kapımıza gelmiş durumda. Seçim sonrasındaki iktidarların beklemeden karar vermelerini gerektirecek bir noktadayız. Eğer taraflar gerçekten bir atılım yaparlarsa, tren yeniden raya sokulabilir. Bunu gerçekleştirmek, hem AB’nin hem de Türkiye’nin atması gereken adımlara bağlıdır.

 

                                       *                               *                               *


TÜRKİYE’NİN YAPMASI GEREKENLER

 

Türkiye’nin Avrupa Birliği treni yürüyemez durumda. 2006 Aralık ayındaki tren kazası yara berelerle atlatılmış ve hasar gören raylar bakıma alınmıştı. Ancak tamirat tahminlerden öte uzadı. Daha doğrusu, Türkiye’nin AB’ye yaklaşmasını istemeyenler tarafından uzatıldı.

 

Bugün iki senaryo ile karşı karşıyayız. Hangisini seçersek ona göre hareket edeceğiz.

 

    SARKOZY ve etrafındaki ‘HAYIR’cıları bir gerekçe gösterebiliriz, öncelikle onların tutumlarını değiştirmeleri gerektiğini söyleyebiliriz. İlk adımı Sarkozy veMerkel’in atması ve Türkiye’ye yönelik politikalarından vazgeçtiklerini açıklamalarını isteyebiliriz. Bu açıklama gelmeden Türkiye’nin adım atmayacağını belirtebiliriz. Bu, HAYIR cephesinin oyununu oynamak anlamına gelir. İlişkilerin daha da batması ve kurtarılamaz noktaya sürüklenmesiyle sonuçlanır.TÜRKİYE ne Sarkozy’nin engellemelerine, ne Merkel’in ayak sürümelerine bakar ve reformlarını tüm hızıylatekrar başlatır. Sonuna kadar da götürür. Böyle bir durumda ne Fransa ne de Almanya Türkiye’ye HAYIR diyemezler. Bu, siyasi faturası büyük bir politikadır. Ancak sonuç verir ve Türkiye’nin tam üyeliğini hızlandırır.

AB’NİN YAPKMASI GEREKENLER...

 

Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin sadece 5’i (Fransa, Almanya, Hollanda, Avusturya ve Kıbrıs) farklı nedenlerle Türkiye’nin önünü kesmek ve aralarına eşit şekilde almak yerine, farklı bir konuma sokmak istiyor. Büyük çoğunluk Türkiye’yi destekliyor. Ancak 5’lerin hem ağırlığı var hem de geri kalan 22 yeterince baş kaldıramıyor. İşte bu nedenle, AB’nin her şeyden önce kendi içinde bir karara varması gerekiyor:

 

Türkiye’yi tam üyeliğe gerçekten istiyor muyuz, yoksa Ankara ile oyun oynamaya devam mı edeceğiz?

 

AB, Türkiye’ye yıllar boyunca sözler verdi.  Ümit verdi ve yaptığı tüm anlaşmalar, tam üyelik hedefini gösteriyordu. Ardından koşullar değişti. Şimdi, ayak sürüyor. Eski sözler ve imzalar unutuluyor.

 

İşte bu yaklaşıma bir son vermek gerekiyor. Olli Rehn’in dediği çok doğru. Her gün Türkiye’nin Avrupalılığı yeniden tartışılacak ve her gün aynı tartışmalara geri dönülecekse, bunun hiçbir kıymeti kalmaz. Daha da önemlisi, karşılıklı öylesine bir yıpranma yaşanır ki, tam üyelik sürecini bir yana bırakalım, ikili ilişkiler dahi taşınamaz duruma girer. İyisi mi, Avrupa kendi içinde bir karara varmalı ve nereye gidileceği konusundaki tereddütlere son verilmeli. Aksi halde hepimizi çok tehlikeli bir başka süreç bekliyor. (Bu sürecin ne olabileceğini seçimlerden sonraya bırakıyorum.)

X