Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AB şifası

Hadi ULUENGİN

Lüksemburg Dükalığı'ndaki küçümen kaplıca istasyonu Mondorf'un suları bilimum karaciğer ve idrar yolları hastalıklarına şifa getirmekle ünlüdür.

Lakin, söz konusu termal biz Türkiye'nin rahatsızlığını tedavi etmedi.

Hafta sonunu kurna başında geçiren on beş AB dışişleri bakanı, Ankara'nın Ortak Pazar genişleme sürecine dahil olup olmayacağı konusunda anlaşamadı.

Alman diplomasisinin lideri Klaus Kinkel, Benelüks köyünde avukatlığımızı üstlenen Fransız, İtalyan ve İngiliz meslektaşlarına karşı şiddetle direndi.

Bu üçlünün savunduğu ve ülkemizin hiç olmazsa tüm aday devletleri içerecek genel bir ‘Daimi Konferans’a dahil edilmesini öngören yaklaşımı bile reddetti.

Başbakan Mesut Yılmaz'ın Bonn ziyareti ertesindeki umutlar semere vermedi.

Her halükarda, Türkiye Mondorf kaplıcalarında şifa bulamadı.

* * *

NASIL bulsun ki!

Zira, Ankara bedenen hazır olmasa dahi onun Lüksemburg'a gitmiş olan hasta röntgeni buradaki konsültasyon toplantısına öyle vahim bir negatif sergiledi ki, termal suları kükürtlüymüş ve böbrek taşı düşürtüyormuş, kaç para eder?...

Fransa en uzman bevliye hekimi, İtalya en bilge dahiliye mütehassısıymış, sedyeye beti benzi soluk bir çehreyle uzanan Türkiye'ye ne faydası var?...

Çünkü artık cümle alem biliyor, AB işlerinin biraz hale yola girebilmesi için insan hakları ve demokraside mutlaka ve mutlaka silkelenmemiz gerek.

Bu konularda adım atılmadığı takdirde Brüksel hedefi uzak hayal...

Ama yok, sen misin bunu düşünen, sen misin bunu söyleyen, görünmez ve hoyrat bir el tam çok önemli Mondorf oturumu arifesinde harekete geçiyor.

Eşber Yağmurdereli'yi apar topar kodese tıkıyor. Sabotaj uyguluyor.

İdrar yollarımız daha da çok ağrısın diye ülkemizi ıslak mermer üzerinde yalınayak gezdiriyor. Karaciğerimiz daha da çok sancısın diye gırtlağımızdan aşağı rakı boca ediyor. Bu görünmez ve hoyrat el, sıhhate kavuşmamız için içmemiz gereken ilaç ve şuruplara ağu katıyor. Bizi intihara sürüklüyor.

Ve bu iblis el bizim vücudumuzun uzantısı...Bizim gövdemizin uzvu...

Mondorf termalleri şifa dağıtıyormuş, laf, sen o görünmez, o hoyrat ve o namert elinin aracılığıyla sağlığa mugayir bilimum herzeleri karıştırıyorsan, kaplıcadan değil kükürtlü su ab-ı hayat iksiri fışkırsa ne yazar?...

* * *

BU hafta sonu, Türkiye'nin gövdesinden kanserli bir fazlalık olarak çıkan o habis el, ülkemizin Ortak Pazar değerlerinden çok uzakta yaşadığını gösteren röntgen filmini Topluluk dışişleri bakanlarının konsültasyon masasına attı.

Bizim ümitsiz vaka olduğumuzu ve termal suyunda sıhhate kavuşamayacağımızı söyleyen baştan savma ve kötü niyetli hekimlere yeni bulgu sundu. İhanet etti.

12-13 Aralık AB zirvesinde alınacak nihai karar şimdi daha da zorlaştı.

Mondorf kaplıcaları karaciğer ve idrar yolu hastalıklarını tedavi edermiş, laf, bizim o namert elimiz aklın yolunu tıkadıktan sonra kaplıca n'eylesin?

Akıldan şifayı kapmış olana şifa dağıtan kaynak suyu daha hiç fışkırmadı.

NOT:

Sevgili okuyucum Arif Fakabasmaz'dan şu faksı aldım. Yayınlıyorum:

‘‘İrfan Külyutmaz imzasıyla şimdilerde ‘Zaman'da yazan ve en seviyesiz uslupla, başta siz, her kıskandığı kalemin hatasını sinsice kullanmaya çalışan Hilmi Yavuz, frenkçe ‘orthographie' kelimesini zikrederek bu sözcüğü el yazısı anlamına geldiği hakkında uzun uzun ahkam kesmiş. İnsaf! Fransevi ukalalığa gerek yok, Türkçede de kullanılan ‘ortografi', kendi deyimiyle çocukların bile bildiği gibi sadece imla demektir. O kadar. El yazısına ‘manuscrit' denir!

İnsan yanıla yanıla, pehlivan yenile yenile...

İnsani yanılgıları alet edene şööle bir bakayorum da, ah pek şaşayorum.’’

X