Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AB, Rumları mı Türkiye’yi mi satacak?

Brüksel’deki durum çok karışık. Tartışmaların Kıbrıs veya Türkiye ile de fazla ilgisi yok. Kavga, başta Fransa olmak üzere iç politika hesaplarından kaynaklanıyor. 3 Ekim’e kadar sürecek olan pazarlıklarda birileri satışa gelecekte, bakalım kim olacak?

Sizlere sık sık Brüksel’deki havayı yansıtmaya çalışıyorum. Aslında son derece karmaşık bir durum var. Tartışmalar çok teknik. Üstünde pazarlık edilen metinlerin anlatılması kadar, anlaşılması güç.

Şu anda sadece, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili (Gümrük Birliğinin Kıbrıs’a genişletilmesinin resmi tanınma anlamına gelmeyeceği şeklinde) açıklamasına karşılık, Avrupa Birliğinin yapacağı “Karşı Deklarasyon”(KD) tartışılıyor. Müzakerelerin kurallarını ve koşullarını koyacak olan “Müzakere Çerçeve Belgesi” (MÇB) henüz tartışmaya açılmadı.

Bu iki belge arasında önemli bir fark var.

Karşı Deklarasyon’un (KD) bağlayıcı hiçbir yanı yok. Bu, AB üyelerinin tek yanlı bir açıklaması olacak. Nasıl bizim Kıbrıs açıklamamız tek yanlı ve sadece bizi bağlayan bir belge idiyse, bu da sadece AB’yi bağlıyor. Yaptırımı yok. Yani, istediği kadar sert veya bizim beğenmediğimiz bir dilde yazılmış olsun, Ankara’ya yönelik bir yaptırımı yok. Oysa, Müzakere Çerçeve Belgesi (MÇB) bağlayıcı. Oraya giren her satır 25 AB ülkesini bağlar ve Türkiye’nin de uyması gerekir.

KARŞI AÇIKLAMA SERT MÇB ESNEK Mİ OLACAK?

Belgelerden birinin (MÇB) bağlayıcı, diğerinin (KD) tek yanlı bir açıklamanın ötesine gitmemesi nedeniyle, genel eğilim KD’nin sertleştirilmesi, MÇB’nin ise hiç değiştirilmeden (sertleştirilmeden) kabul edilmesi şeklinde. Ancak, KD’nin olduğu gibi MÇB’ye yansıtılmasını isteyenlerde var. Durum henüz net değil.

AB’nin Karşı Deklarasyonunda, iki nokta çok tartışmalı.

Biri, Türkiye’nin Kıbrıs’ı müzakereler sürecinde hukuken tanıması. Bunu en çok Fransa istiyor. Kıbrıs’lılara olan sevgileri veya Uluslararası politika ilkesinden filan değil, tamamen iç politikda, Chirac’ın rakibi Sarkozy’e koz vermeme yarışından kaynaklanıyor.

Bu sorunu ortaya çıkaran Kıbrıs değil, Fransa. Kıbrıs Rumları rüyalarında bile göremeyecekleri bir fırsat yakaladılar. Fransa’nın iç politikası, Rumların işine yarıyor.

Fransa’nın yarın ne yapacağı, sonunda nasıl bir uzlaşı formülünü kabul edeceği belli değil. Paris, ya Türkiye’yi veya Kıbrıs’ı satacak.

Diğer sorun da, Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına kabul edilmesi. Bu konu, Türkiye açısından daha güç. Zira AB Komisyonunun hukuk servisleri tarafından hazırlanan rapor Türkiye’ye hak vermiyor ve 25 ülke bu konuda birleşiyor.

Bugün Brüksel’de 25 ülke daimi temsilcileri bir araya geliyor. Karşı Deklarasyon için yeniden görüşme yapacaklar, ancak sonuç alıp alamayacakları belli değil. Galiba bir süre daha beklememiz gerekecek.
* * *

OLLİ REHN’İN SÖZLERİNE DİKKAT

Pazartesi akşamı, AB Komisyonunun Genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn’in Kanal D Ana Haber bülteninde söyledikleri çok önemliydi.

1. “Türkiye, limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmadığı sürece, Gümrük Birliği’nin Ankara protokolüne tam anlamıyla uymuş sayılmaz”

Bu görüş, 25 üye ülke tarafından paylaşılıyor demektir. Olli Rehn bu konuda çok kesin konuştu. 3 Ekim müzakerelerinin başlamasını engellemeyecek olsa dahi, bu sorun 2006’dan itibaren epey başımızı ağrıtacak gibi görünüyor.

2. “PKK bir terör örgütüdür ve bu görüşümüzü çok açık şekilde herkese anlatıyoruz.”

Rehn, Baydemir ile kısa da olsa görüşmesinin gerekçesini anlatırken, Diyarbakır belediye başkanının seçimle başa gelmiş bir kişi olduğuna dikkat çekti ve PKK ile Baydemir’i ayırdı. Umarım Baydemir ‘de bu nüansı iyi gözlemiştir.

3. “Orhan Pamuk’un mahkemeye verilmesi, ifade özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz”

Pamuk olayının boyutları giderek yaygınlaşıyor. Herald Tribune gazetesindeki son yorum da aynı konuya dikkat çekiyordu.

Orhan Pamuk davası, Kopenhag kriterlerine uyum sağlamakta titiz davrandığını belirten Türkiye açısından bir kamburdur. Pamuk bir görüş ortaya koymuştur. Ermeni sorununun tartışıldığı bir ortamda böylesine farklı bir tutum sergilenmesinin mahkemeye düşmemesi gerekirdi.

Ülkemizi Avrupa ailesi arasında görmek istemeyenlere kendi elimizle bir koz vermiş olduk. Böylece, sadece yasa değiştirerek bir yere varılamayacağı, asıl kafaların değişmesi gerektiği bir defa daha ortaya çıktı.

Başbakan’ın New York’taki temaslarında karşı karşıya kalacağı yeni bir soruyu elimizle piyasaya sürmüş olduk.


X