Gündem Haberleri

    AB Komisyonu üyesi Rehn: Türkiye hak ettiği yeri aldı

    Hürriyet Haber
    07.10.2005 - 18:36 | Son Güncelleme:

    AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, “Terör, köktencilik ve fanatizm ile bunların yaydığı nefret ve kinle mücadele etmek zorundayız” dedi.

    Rehn, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeki konferansında, Türkçe olarak Abdullah Gül'ün memleketi Kayseri'de bulunmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Kayseri'de bulunmasının 3 nedeni olduğunu belirten Rehn, şöyle devam etti:

    “Bunlardan biri sizinle kutlamak, ikincisi sizi tebrik etmek, üçüncüsü sizi cesaretlendirmek. Avrupa tarihindeki çok önemli bir dönüm noktasını sizinle kutlamak için buradayım. Bu dönüm noktası da bu Pazartesi, ayın 3'ünde Türkiye'nin müzakere sürecine başlamış olması. Tabii bilinen o ki yolda bazı komplikasyonlar çıktı. AB açısından bakacak olursak, farklı algılamalar, farklı görüşler söz konusuydu. Türkiye açısından da AB'nin pozisyonuna dair bazı şüpheler ve çekinceler vardı. Benim görüşüm odur ki içinde bulunduğumuz durum göz önüne alındığında, bunlar son derece normal hususlar. 26 ülkenin bir görüş birliğine varması gerektiğini düşünürsek bütün bunlar çok normal.”

    3 Ekim günü Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül Lüksemburg'daki konferans salonuna girdiğinde havadaki yoğun hisleri sezebildiklerini ifade eden Rehn, o sarıda salonda bulunan bütün dışişleri bakanlarının yeni bir dönemin başlangıcına şahit olduklarının bilincinde olduklarını belirtti.

    “O an hepimizin ortak bir vizyonu vardı ve bu ortak vizyon başarı kazanmıştı, galip gelmişti” diyen Rehn, şunları söyledi:

    “Türkiye ve AB bundan sonra aynı kaderi paylaşacaktı. Avrupa ve Türkiye ortak bir fikir altında hem de çok sağlam bir pozisyonda birleşmekteydi. O fikir de şuydu; (Herhangi bir şekilde din, kültür ve tarihin insanları bölmesine izin vermemeliyiz, tam tersi insanlar ortak geleceklerine insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler çerçevesinde birleşmelidir) deniyordu. Böylesine bir yaklaşım her zamankinden çok daha fazla önem taşımakta. Çünkü terör, köktencilik ve fanatizmle ve bunların yaydığı nefret ve kinle mücadele etmek zorundayız. Ülkelerimiz içindeki çatışma ortamıyla mücadele etmeliyiz. Dolayısıyla bu prensipler bizim, hepimiz için çok önemli.”

    “TÜRKİYE HAK ETTİĞİ YERİ ALDI”

    Rehn, Türkiye'nin de geçmişinde ülke içindeki şiddet ve istikrarsızlık olaylarından çok şeyler çektiğini ve mağdur olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

    “Türkiye aynı zamanda oldukça zor koşulların bulunduğu bir bölgede yer alıyor. Ben de bütün bu konuları, güvenliğin ne kadar önemli olduğunu bilebileceğim bir bölgeden, ülkeden geliyorum. AB'nin geçmişine bakacak olursak, bizim de çok korkunç bir geçmişimiz vardı. Bu korkunç geçmiş üzerine yeni bir gelecek kurmak ve geçmişteki güvensizlikler ve anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye çalışmak üzere yeni bir sistem oluşturmuştuk. Bu kadar yoğun ve yan yana yaşayan kıtanın üzerinde, çok eski milletlerin ve kültürlerin bulunduğu bu kıtanın üzerinde, barıştan başka bir alternatif elimizde kalmamıştı.

    Bu tek başına bir barış birliğiydi. Bir masa etrafına oturmuş ülkelerin oluşturacağı bir barış olmalıydı. Savaş meydanlarında kazanılmış olmamalıydı. Bu masa etrafından insanlar refahlarını artırmak için ortak kuralar ve politikalar geliştirmeliydiler ve egemenlik haklarını bir havuzda bir araya getirip daha güçlü ve dünya üzerinde daha etkin olabilmeliydiler. Artık bugünün güçlüklerini göz ardı etmeden, pek çok ciddi meseleyi ele alarak AB, büyük ve kendine has başarı sağlamış bir kurum olarak karşımıza çıktı.”

    Bu proje çerçevesinde Türkiye'nin de hak ettiği yeri aldığına işaret eden Rehn, “1963 yılında Ankara'da imzalanan ortaklık anlaşması da bunun bir teyidiydi. Bizler bir kere daha gurur duyacağımız bir şekilde 1963'te alınmış bu kararı yüksek sesle dillendirdik ve teyit etmiş olduk” dedi.

    Abdullah Gül'ün gerçekleştirmiş olduğu yoğun çalışmaya bir kere daha teşekkür etmek istediğini dile getiren Rehn, Gül'ün kararlılığının ve açık görüşlülüğünün bu gelişimi mümkün kıldığını belirtti.

    TÜRKİYE'NİN ÇABALARI

    Bu neticeye ulaşılmasının son 1-2 yıl içinde Türkiye'nin kaydetmiş olduğu başarılar sayesinde gerçekleştiğine işaret eden Rehn, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Eğer geçtiğimiz 1-2 yıl içindeki istikrarlı çabalar, kararlı çabalar olmamış olsaydı, Türkiye'nin Avrupa'ya yaklaşması bu kadar mümkün olmayacaktı ve hatta müzakerelere başlamayı düşünemeyecektik bile. Böylelikle hem AB içinde hem Türkiye'de olumsuz tahminlerde bulunanları haksız çıkardık. Geçen 1-2 yıl içinde Türk hükümetinin göstermiş olduğu çabalar, ekonomik istikrarın, siyasi istikrarın kazanılması da sıra dışı bir şekilde reformların gerçekleştirilmesi de Avrupa politikalarına tam anlamıyla somut bir şekilde, istikrarlı bir şekilde uyulduğunu göstermiştir.”

    Geçen 40 yıldaki iniş ve çıkışlara rağmen ilişkilerin durmadan gelişme kaydettiğini ve istikrarlı bir şekilde derinlik kazandığını ifade eden Rehn, geçen 10 yılda Gümrük Birliği'nin Türkiye'nin son yıllarda yaşamış, gerçekleştirmiş olduğu ekonomik büyümeye ciddi katkılar sağladığını kaydetti.

    Geçen 1-2 yılda Türk hükümetinin reform sürecini birincil olarak ve öncelikle Türk insanının menfaati için gerçekleştirdiğini vurgulayan Rehn, “İşin esas etkileyici tarafı budur. Brüksel, Londra ya da Paris için değil, Türk halkı için bunları yapmıştır. Benim görüşüm, başarının garantisi, bu yaklaşım olmuştur” dedi.

    Rehn, katılım kriterlerinin başarılı olması için bunun çok önemli bir kriter olduğunu ifade ederek, “Biz bu sürece zaten Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi diyoruz. Bunlara gayet rahatlıkla Ankara, Kayseri kriterleri de diyebiliriz. Çünkü, bunlar Brüksel'deki bürokratlar için değil, sizler, Türk halkı için yapılan şeylerdir” diye konuştu.

    AA

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı