Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AB ile “bıçak sırtında” yolculuk

BRÜKSEL- Türkiye’nin dünya politikasında “özel rol” aldığı Ortadoğu boyutundan, asıl “stratejik hedefi”ne geçişi, Beyrut’a oranla iki misli bir uçuş süresi ama netice itibarıyla üç-dört saat içinde Brüksel’deyiz.

Tayyip Erdoğan’la birlikte Beyrut’ta Akdeniz kıyısında, Akdeniz güneşinin altında geçirdiğimiz vaktin 24 saat ardından Dışişleri Bakanı Ali Babacan’la birlikte AB’nin merkezinde, Batı Avrupa’nın gri-çimento rengi bildik gökyüzünün altındayız.

Türkiye’deki son gelişmeler ışığında, AB’nin merkezlerinde, Türkiye-AB ilişkilerinin gelip dayandığı noktayı izliyor ve ölçüyoruz.

Önce, Konsey binasında 2006 yılından bu yana ilk kez toplanan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında Ali Babacan, AB’nin 27 dışişleri bakanı ile birlikte oldu; ardından Dönem Başkanı Slovenya Dışişleri Bakanı Dimitri Rupel, Genişlemeden sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn ile birlikte ortak basın toplantısı düzenledi.

Javier Solana ile Ortadoğu’daki gelişmelerden Nabucco projesine uzanan bir dizi konuyu ele aldığı öğle yemeğinin ardından, Avrupa Parlamentosu binasında Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısına katıldı ve bir konuşma yaptı.

Sadece o değil.

Joost Lagendijk, Olli Rehn ve AP’nun Dış İlişkiler Komitesi’nden çıkan “Türkiye Raporu”nun Hollandalı raportörü Bayan Ooijten-Ruiten de kürsüden konuştular.

Gün boyu, “AB karargahları”nda, AB’nin son gelişmeler ışığında Türkiye’ye yaklaşımındaki “vurguları” birinci ağızlardan dinledik, yerinde gözledik.

“Kapatma davası”na ilişkin “slogan” haline gelen ve geldiği ölçüde adeta “kemikleşmiş” AB yaklaşımı, Olli Rehn’in ağzından ifadesini bulduğu ölçüde şu:


AB, parti kapatma konusuna kayıtsız kalamaz. Bunu herhangi bir gelişme (business as usual) olarak göremez.

Bu konuda Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun kriterleri uygulanmalıdır.

Bu yaklaşımdan yapılacak çıkarsama, Venedik Komisyonu’nun kriterleri uygulandığı takdirde, Ak Parti’nin kapatılamayacağı ya da Türkiye’de hukuk sisteminin parti kapatma konusunda Venedik Komisyonu kriterlerine göre yeniden düzenlenmesi gerektiği.

 

***               ***          ***

 

Buradan geliyoruz, Türkiye’de yargı erkinin (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) son dönemdeki performansından ötürü, AB’de, Türkiye’de “yargı reformu” konusunda yine “sloganlaşma” ve giderek “kemikleşme” izlenimi veren yeni ve güçlü vurgusuna.

Dönem Başkanı Slovenya’nın Dışişleri Bakanı Rupel, Ortaklık Konseyi toplantısında 27 meslektaşı adına, Türkiye’de yargının “ön yargısız, güvenilir, etkin ve bağımsız” olması gerektiğinin altını çizerken, toplantısında Olli Rehn, bu sıralamayı, yine özel bir vurgu ile “tarafsız, bağımsız, etkin ve güvenilir (reliable)”  diye yaptı.

Ortak basın toplantısında ise son sözcüğü “kayda değer (accountable)” diye telaffuz etti.

Türkiye’de “yargı reformu” gereği, AB gündeminde uzun süredir var.

Ancak, bu bir “genelleme” olarak kayıtlara geçiriliyordu. Yeni olan ve “sloganlaşma” ve “kemikleşme” diye özel bir vurgu haline yeni getirdikleri, Türkiye’de “y-muhtıralar” ile oluşan, kapatma davası fonundaki “yeni durum”un ürünü.


Bunun anlaşılır Türkçe’si ise, “Sizde ne tarafsız, ne bağımsız, ne güvenilir bir yargı yok” demek.

Yani, Türkiye’de AB ölçülerinde ve normlarında bir yargı yok demek.

 

***                            ***                 ***

 

Dışişleri Bakanı Ali Babacan ise, AB’nin Türkiye’ye tavrını yansıtan ve Ortaklık Konseyi öncesi kabul edilen “Ortak Tutum Belgesi”nin hazırlanması sırasında Fransa’nın “katılım” sözcüğünü belgeden çıkartma gayretlerine yönelik göndermelere odaklanıyor.


Bu, sürekli olarak Türkiye’nin “tam üyelik” perspektifine kararlı ve ısrarlı bir vurguyu içeriyor.

“Ortak Tutum Belgesi”, en sonunda Türkiye’yi “tatmin eden” bir içeriğe kavuşturulduysa da, Fransa, kendi olumsuz tutumunu değiştirmeden belgeyi kendi anladığı şekilde yontma ve yorumlama kozunu da koruyor.


Ali Babacan’ın altını çizdiği hususlar ve AB’ye verdiği mesaj ise şu:


AB, Türkiye’nin stratejik hedefi olmaya devam ediyor ve Türkiye’nin yakın çevresi AB sürecini büyük bir dikkatle izliyor.


Türkiye’ye karşı dürüst (fair), objektif ve ahde vefa ilkesine saygılı olun.


Türkiye’de zor günler yaşanmakta; ancak, Türkiye, açık ülke, açık toplum ve açık bir ekonomiye sahip olmakta kararlıdır. Bu zor günler atlatılacaktır. Bu yönde reformlara devam edecektir ama reformların devamı, AB’nin Türkiye’ye tam üyelik hedefini korumasıyla mümkün olacaktır.


Bu arada, Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Brüksel’e uçarken, gerek piyasaların ve gerekse Ortadoğu politikasındaki son gelişmelere bakarak, dış dünyanın “Türkiye’nin krizden çıkacağı inancıyla pozisyon aldığına” dikkatimizi çekerek, “kapatma davası”nın olumlu sonuçlanacağı inancını ifade etti.

İsrail ve Suriye gibi ülkelerin, Türkiye’deki iktidarın geleceğinden umut kesmiş olsalar, geçen hafta attıkları adımları atmayacakları üzerinde durdu.


Bu “iyimser” bakış açısı, “dış dinamikler”in Türkiye’deki gelişmeler üzerindeki “potansiyel etkisi”ni, elbette ki, yansıtıyor.


Ancak, AB koridorlarında esen hava o ki, gelişmeler “parti kapatma” ile sonuçlanırsa, Batı dünyasının Türkiye ile ilişkileri “karakolda” bitebilir.


Türkiye’nin kendisi gibi, Türkiye-AB ilişkileri de “bıçak sırtında” yol alıyor... 

X