Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AB engeli aşılırsa Annan Planı Yunanistan’ı karıştırır

<B>BÜRGENSTOCK’</B>ta Kanal D Haber adına zirveyi izleyen <B>Özay Şendir </B>Annan Planı’nın 4. versiyonunun Türk tarafı arasında memnuniyetle karşılandığını söyleyince hiç şaşırmadım.

Çünkü masaya koyulan planı Annan’ın hazırladığına inanmak güç. BM Genel Sekreteri ciddi bir dönüş yapmış görünüyor.

‘Türk tarafı plandan memnun ancak bunu belli etmemeye çalışıyorlar. Fazla memnuniyetin ellerini zayıflatacağını düşünüyorlar’ diyor Özay.

Ben de, birkaç bin kilometre uzakta olmama rağmen aynı kanaatteyim. Hatta Denktaş’ın şaşkın olduğunu gözlemliyorum.

Annan Planı Denktaş’ın beklentilerini bile karşılayacak nitelikte.

Bunun Denktaş da farkında. Bu yüzden suskun. ‘Referans’ aldığı çevrelerin tepkilerini bekliyor. Ona göre tavır alacak.

Kıbrıs konusunda Başbakan Erdoğan’ın aldığı inisiyatifin olumlu bir sona doğru gittiğini herkes görüyor.

Bunu Rumların tepkilerinden bile anlamak mümkün.

‘Suskun’ Cumhurbaşkanı Sezer de her aşamada bilgilendiriliyor.

Bu arada ilginçtir, her iki tarafın heyetlerinde askerler de yer alıyor.

Bizden bir oramiral Genelkurmay adına görüşmeleri izlerken, Yunanlılar bir korgeneral ve bir albayla Kıbrıs müzakerelerini gözlemliyorlar. Her iki tarafın askerleri konuyla yakından ilgili.

Yunanlılara göre Annan Planı’nın bu son haliyle kabulü Yunanistan’da darbeye bile neden olabilir. Öylesine sıkıntıdalar.

1974’ten bu yana ilk kez Kıbrıs meselesinde Türkiye avantajlı durumda. Bunun da herkes farkında. Bu noktada Rumların tek sığınacağı yer AB. Ve görüldüğü kadarıyla AB de Rumların çözümsüzlük isteğine teşne.

Türkiye’nin bu aşamada tek talebi kalıyor, o da bu anlaşmanın AB müktesebatına girmesi ve birincil hukuk olması. Rum tarafı şimdi bunu engellemeye çalışıyor. AB de Rumların oyununa uyarak Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü kışkırtıyor. Annan Planı’nın AB’nin amacına ve ruhuna aykırı olduğunu şimdiden söylemeye başladılar..

Buna rağmen Bürgenstock’ta Türk tarafı mutlu ve kárlı. Bu işten zararlı çıkan tek Türk ise Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sevgili Namık Tan. Çünkü Türk tarafının yaptığı basın bilgilendirme toplantıları için bir oda kiralanmamıştı.

İlk günler bu odanın kirasını gazeteciler ödedi. Basın mensupları duruma itiraz edince, bu işle ilgili bir ödenek olmadığı için bu odanın parası Namık Tan’ın cebinden çıktı.

Havalimanında güvenlik sorunu

BİZ İstanbul Atatürk Havalimanı’na İç Hatlar girişinde çektiğimiz ‘eziyetten’ şikayetçiyiz, havalimanı güvenlik elemanları ise çalışma koşullarından. 2 yıl önce güvenlik personelinin görev süreleri vardiya azaltılmak suretiyle uzatılmış.

Ve bu durum kalıcı hale getirilmiş.

Böylelikle personel yılda 1000 saate varan fazla mesai yapmak zorunda kalmış.

Bir güvenlik görevlisi şöyle diyor:

‘13 saat olan gece nöbetinin son saatleri artık bir kabus oluyor. Üstelik bu üç saat yolcunun en yoğun olduğu saatler. X ray cihazlarına uykulu gözlerle bakıyoruz. Yorgunluktan kaynaklanan sinir bozukluğu ile yolcularla tartışmalar yaşıyoruz. Allah korusun ama burası Ortadoğu’nun Batı ile bağlantı noktası. 50-60 kişilik kadrosuzluk nedeniyle bu kadar yolcunun can güvenliği, bu kadar uçak ve Türkiye’nin en önemli havaalanı gözden çıkarılabilir mi?’

Güvenlik görevlisi okurum bana bir öneride bulunuyor ve ‘Bugünlerde uçakla seyahat etmeyin’ diyor.

Ama bu çözüm değil elbet. Biz en iyisi bu şikayeti DHMİ yetkililerine şimdiden duyuralım da, sonra ‘Haberimiz yoktu’ olmasın.

Bir de tersinden bakalım

DÜN Sabah’ın manşetinde bir kaymakam vardı. Siyasi baskılara boyun eğmeyip istifa eden ‘kahraman kaymakam’.

Ben de bürokratların siyasi baskıya boyun eğmemelerinden yanayım ama baskının ne olduğunu öğrenince olaya bir de ters tarafından bakma gereği duydum. Müstafi kaymakamın siyasi baskı dediği şey, bir çocuğa yeşil kart verilmesi talebi.

Partinin il başkanı ‘Bu çocuk gariban. Kart verin de tedavisini yaptıralım’ diyor, kaymakam, ‘Evrakları eksik. Evraklarını tamamlamadan olmaz’ diyor. Bu arada çocuğun gerçekten gariban olduğu da anlaşılıyor..

Bu yüzden il başkanı ve kaymakam tartışıyorlar. Sonunda kaymakam istifa ediyor. Şimdi gelin tersinden bakalım. İl Başkanı kaymakamdan ‘gariban’ çocuğa yeşil kart vermesini talep eder. Çocuk gariban olduğu halde bunu belgeleyemediği için yeşil kart alamaz ve tedavisi yapılmadığı için hayatını kaybeder. Bu kez bizim gazeteler ne yazardı. Ben söyleyeyim: ‘Katil kaymakam’.

‘Gariban çocuğa belgeleri eksik diye yeşil kart vermeyen kaymakam bir yavrunun ölümüne neden oldu.’
Ve biz de bu başlığa hak vermez miydik? Ben bürokratların siyasi baskıya boyun eğmesine değil ama inisiyatif kullanmasına taraftarım. Çocuk garibansa, belge melge aramazsın. Yeşil Kart’a imkan sağlayan yasanın ruhuna uygun davranırsın olur biter.

Gerisi hikaye.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

En iyi ideolojinin insanları en mutlu eden ideoloji olduğunu anladığımız zaman.
X