Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AB diplomasisi

<B>2004 </B>Aralık ayından beri devam eden tartışmalar, gerilimler ve belirsizlikler artık geride kaldı ve 3 Ekim’de AB ile müzakere süreci resmen başladı. Kuşkusuz sürecin yol haritasını ve çerçevesini çizen çeşitli belgelerin ilk metinlerinde bizi rahatsız eden ve kızdıran ifadeler vardı.

Türkiye’nin azimli olduğu kadar uzlaşıcı, İngiltere’nin yaratıcı ve zaman zaman dayatıcı diplomasileri sayesinde en pürüzlü yazılım biçimleri sonunda düzeltildi ve bütün tarafların kabul edebileceği bir kompromiye varıldı. Dönem Başkanı İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw’un ve birkaç yıldan beri Türkiye’nin desteklenmesi için sürekli ve yoğun çaba harcayan Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott’un katkılarını takdir etmemek mümkün değildir.

İngiltere bu çabalarında diğer AB üyelerinin şiddetli eleştirilerine hedef olmayı da göze almıştır. İngiltere’nin üye ülkelerden daha çok Türkiye ile danıştığı ve ona neredeyse 26’ncı üye gibi davrandığı bile ileri sürüldü. İngiltere’nin yanında ABD’nin de katkısı unutulmamalıdır. ABD hükümeti, Güney Kıbrıs’ın NATO’ya katılmak veya hiç değilse NATO ile kurumsal bir bağ kurmak girişimlerine Türkiye’nin koşulsuz razı olmasını öngören ifadelerin sulandırılması için ağırlığını koydu.

*   *   *

Müzakere çerçevesi ve diğer belgeler daha çok tartışılacak. CHP herhalde yapıcı bir muhalefet yapmayacak. Çarşamba günü Meclis’te eğilimini belli etmekte gecikmedi. Oysa bu aşamada hangi sözcük veya parantez ödün anlamına geliyor diye kendimizi paralamanın bir yararı yok. İleriye doğru bakmak çok daha akılcı olur. Önümüzdeki aylarda çok çetin sınavlarla karşı karşıya kalacağız.

35 başlıktan bazılarının müzakeresinde sık sık darboğazlara girilecek. Fakat asıl güçlük siyasi gündemden kaynaklanacak; Kıbrıs meselesi ve onunla bağlantılı konular süreci menfi etkilemeye devam edecek. İlk güçlük büyük olasılıkla limanlarımızın Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açılması konusunda çıkacak.

Aslında 1974’ten sonra, galiba 1987’ye kadar Türkiye, Güney Kıbrıs’a karşı bu alanda kısıtlama uygulamıyordu. Yasak o yıl kondu. Fakat bundan sonra eski duruma dönmek zor; çünkü limanların açılmasını KKTC limanları  üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasıyla irtibatlandırdık. Bu koşulun yerine gelmesi olasılığı çok kuvvetli değil.

AB ile müzakereleri etkileyecek bir temel belgeyi, çok yakında Türkiye’ye sunulacak olan yeni Katılım Ortaklığı teşkil edecek. Bu belgede yer alacak siyasal, hukuki ve kurumsal beklentilerin listesinin bir hayli uzun ve ayrıntılı olacağı biliniyor.

Fakat müzakerelerin yanı sıra, AB ülkelerinde kamuoyunu Türkiye’nin üyeliğine daha yatkın hale getirmek için sivil toplumun katılım ve desteğiyle kapsamlı bir kamu diplomasisi gütmek de önceliklerden biri sayılmalıdır. Bu diplomasi aynı zamanda Türk kamuoyuna da yönelmelidir.

Türk kamuoyu, AB hakkında yeterli derecede aydınlatılmadığından, içine kapanık, istikbale değil maziye dönük, inzivacı bir milliyetçiliğin etkisi altında kalabiliyor. Bu eğilim üniversite öğrencileri arasında da oldukça yaygın. Sanki Türkiye, AB üyesi olunca eli kolu bağlanacak, hareket serbestisi azalacak izlenimi var.

*   *   *

Bunun tam tersi doğru. AB üyeliği bir ülkenin politik etkinliğini, o ülkenin gerçek potansiyelinin çok üstüne çıkarıyor. Örnek mi istersiniz. Yunanistan, AB üyeliğinin verdiği imkánlarla Güney Kıbrıs’ı çözüm olmadan AB’ye soktu.

Avusturya, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasını bloke etmek tehdidi ile Hırvatistan’a üyelik müzakerelerinin kapısını açtı.

AB üyeliğinin, ekonomik gelişme, siyasi ve demokratik istikrar yanında Avrupa’da, bölgesinde ve dünyada Türkiye’ye açacağı ufukları iyi değerlendirmek lazımdır.

X