Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AASSM gerçeği (2)

Sormuştum ya, “Baleye – operaya – tiyatroya sahnenizi açacaktınız da, o görkemli yapıyı, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni niye böylesine “eksik” bıraktınız?”

Bu soruda kalsa iyi, daha sorulacak o kadar çok soru var ki. Ve ben sorguladıkça kimileri diyecekler ki, “AASSM’ye karşı mı, karşı!”
İzmir Atatürk Lisesi’nde öğrencilik yıllarımda “münazara” takımında yer alırdım. Müdürümüz Enver Demir’in bizlere anlattığı bir “taktik”i hiç unutmam: “Tartışmanın değişik yöntemleri vardır. Biri de, ileri sürülen düşüncenin geçerliliğini bir yana bırakıp saldırıya geçmektir.”
Hele günümüzde bu “taktik” o kadar geçerlidir ki, birbiri içine geçmiş karşılıklı saldırılar arasında “doğru”, bir bilinmezlik boyutuna ışınlanmış gibi, görünmez olur.
Artık “geriye dönülmez” biçimde karşımızda duran “AASSM Gerçeği”ni, yine de, İzmir gibi Türkiye’nin çağdaşlaşmasında öncü olmuş bir kentin kültür-sanat ataklarında geri kalışını anlamak açısından da irdelemek yararlı olacaktır.

* * *
AASSM, başlangıçta  İnciraltı’na doğru deniz kıyısında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatrosu için, her birine ayrılacak üç ana yapıdan oluşan bir sanat yerleşkesi olarak tasarlanmıştı. Halkın bir “kent kültür-sanat merkezi” diye belleyip benimseyeceği, ilgi yoğunlaşmasını da tetikleyecek mekânsal bütünleşme!
Güzelyalı’daki, otobüs deposu olarak kullanılan o koca alanın boşaltılması ile kent kültür-sanat yapılarının bir çevrim oluşturarak yerleştirilmesi anlayışının yön değiştirdiği anlaşılıyor. Yoksa hiç düşünülüp tartışılmış bir konu değildi AASSM’nin depo alanında inşa edilmesi.
Bir kente birer simge gibi kişilik kazandıran anıt yapıların inşasından önce, bir tartışma açılması, konuyla ilgili kişilerle birlikte karara varılması sağlıklı bir yöntem olmaz mıydı? Hele geride İzmir Atatürk Kültür Merkezi ile Sabancı Kültür Merkezi gibi  “işlev – görev – verim” çelişkileri içinde kalıvermiş anıt yapılar ortada dururken, AASSM’nin birdenbire ortaya çıkıvermiş olması, bugün kullanılışındaki uygulamanın sonuçlarına da bakınca, hüzün vericidir.

* * *

Bir kez daha yinelemek gerekecek sanırım: AASSM gibi müzik alanında uluslararsı değerde sanatçıları da sahnesine çekecekse, yıllardır oradan oraya sürüklenen İzmir Devlet Senfoni Orkestrası konser vereceği kalıcı bir mekâna kavuşmuşsa, kim mutlu olmaz ki!
Soru yine ortada duruyor: Özel yapılanmasıyla tiyatro-bale-opera gibi eylemsel gösteriler için hiç elverişli olmayan AASSM, olmayan perdesini, baleye – operaya – tiyatroya açacak idiyse, niye böylesine “eksikli” bırakıldı?
Ve herhalde, bir başka can alıcı soru: Merdivenlerinden çıkıp uzunca bir yoldan gide gide giriş kapısına vardığınız, sonra yine merdivenlerle aşağıya inip koca bir boşluktan sonra salonunun kapıları açılan o koca AASSM’yi dışardan gören oldu mu?
Haftaya da ona bakalım!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI