Gündem Haberleri

    91'de hamsiyle kurtuldum 98'de onbaşıyla kurtaracağım

    Muharrem SARIKAYA
    11.10.1997 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Strasbourg Notları

    Avrupa Konseyi Liderler Zirvesi için uçak Strasbourg'a doğru havalandığında, Başbakan Mesut Yılmaz, keyifli bir havada sigarasından derin bir nefes çekip ekliyor:

    ‘‘Ben Allah'ın sevgili kuluyum. 1991'de hamsi ile kurtuldum, 1998'de de onbaşı ile kurtaracağım...’’

    Yüz ifadesi espri ile ciddiyet arasında bir noktada kilitlenip kalıyor. Bu sırada ATA uçağının hostesleri ne yemek arzu ettiklerini sorduğunda, aynı esprili havada devam ediyor:

    MANTI SEVER ‘‘Mantı veya mücver var mı?’’

    Önce espri yaptığı sanılıyor. Ancak hostes, ‘‘Bu kez mönümüzde mantı yok, mücver getireyim’’ deyince, işin ciddiyeti anlaşılıyor.

    Yılmaz daha sonra uçağın ön bölümünde oturan DSP'li Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan'ı yanına davet ediyor. Her iki DSP'li siyasetçi de gazeteci kökenli...

    Yılmaz ardından, Cem, Tan ile Milliyet'ten Güneri Cıvaoğlu, Sabah'tan Mehmet Ali Birand ve beni işaret ederek gülüyor:

    ‘‘Şuna bak hepsi gazeteci. Biz arada kaldık...’’

    SINIRLAR KALKARSA Söz, hükümetin yeni AB politikasına geliyor. Cem, Yılmaz'dan izin isteyip, şunları söylüyor:

    ‘‘Söyleyeceklerimin patenti Orhan Güvenen'e ait. AB, Türkiye'nin tam üyelik meselesine pozitif bir şekilde yaklaşsa bir şey kaybetmez, aksine kazanır. Örneğin sınırlar kalkacağı için Kardak diye bir sorun kalmaz...’’

    GENEL SEÇİM Ardından iç politikaya dönük konulara giriliyor. Cem, daha çok dinlemekle yetiniyor. Genel seçimin tarihi üzerindeki sorulara Yılmaz, ‘‘Ben dışarı giderken 2000 yılında olacak diyorum, dönerken 1998 sonbaharında olacağını söylüyorum’’ karşılığını veriyor.

    Seçime gitmenin kendi ellerinde olmadığını belirtiyor. CHP Lideri'nin seçim tarihini kendilerinin belirleme arzusu içinde olduğunu vurguluyor. Yılmaz bunları söylerken, Cem araya giriyor:

    ‘‘Muhalefetin iç yapısı ve dış güç dengesi parti yönetiminin aldığı kararları uygulama yeterliliğine sahip değil. Örneğin bu hükümetin oluşumuna karşı çıkan DYP'nin ne olduğu belli. Bir parti, bugün haydi seçime gidelim dese, parti içi ve dışı güç dengelerinin yüzde 60'ını karşısında bulur...’’

    Cem bir ara sözü liberaller ile sosyalistler arasında fazla bir görüş farklılığının kalmadığına getiriyor. Birçok konuda belli bir noktada buluşmaya başladıklarını belirterek, şöyle diyor:

    ‘‘Sayın Başbakan ile benim düşüncemde artık fark yok. Hükümetimiz bir yanlış yapmazsa, bence CHP'nin seçimde fazla bir şansı da yok...’’

    Cem'in baştaki sözlerine başı ile onay veren Yılmaz, bu cümle üzerine araya giriyor:

    ‘‘Doğru da, bu, Ecevit'in şahsı ile ilgili. Partiye hiç yansımıyor. Sadece Sayın Ecevit'in şahsında kalıyor...’’

    Cem bir şey söylemek istemiyor. Yılmaz, gelen bir soru üzerine mahalli seçim ile milletvekili seçiminin bir arada yapılmasına Baykal'ın sıcak bakmadığını söylüyor. Baykal'ın bunun yanı sıra iki turlu seçime de yanaşmadığını vurguluyor. Baykal'ın neden böyle davrandığını da Yılmaz şu sözlerle açıklıyor:

    ‘‘Baykal, İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde aradan sıyrılıp kazanabilir. Ama iki turlu olursa şansının olmayacağını düşünüyor.’’

    Uçak Strasbourg üzerinde inişe geçtiğinde Yılmaz, kalkışta olduğu gibi kemerini bağlamıyor. Otelde kısa bir süre dinlendikten sonra Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ndeki daimi temsilcisi Rıza Türmen'in, rezidansta verdiği yemeğe gidiliyor.

    Cıvaoğlu'nun Strasbourg'dan canlı yayınladığı ‘Durum’ programı için rezidans tam anlamıyla bir stüdyoya çevrilmiş. Yemek sırasında Yılmaz, DSP'li Ahmet Tan'a masanın üzerinde duran seramik beyaz güvercinleri göstererek, ‘‘Bunları yayının yapılacağı yerdeki sehpanın üzerine koy’’ diyor. Tan, güvencinlerden birini alıp içeri götürüyor.

    Stüdyo haline getirilen odanın hemen yanındaki salonda Berna Yılmaz, Cem, Tan ve geziye katılan diplomatlar, hep birlikte canlı yayın izleniyor.

    Cem büyük bir dikkatle Yılmaz'ın sözlerini dinliyor ve Yılmaz'ın özellikle kemer sıkma politikasıyla ilgili sözlerine tam destek veriyor. Cem, ‘‘Söyleşide bence en güzel bölüm burasıydı’’ diyor.

    Cıvaoğlu'nun programı günün ilk saatlerinde son bulduğunda, Yılmaz'ı ilk tebrik edenlerden biri Cem oluyor.

    Ardından canlı yayını gerçekleştiren ekip ile hep birlikte hatıra fotoğrafı çektiriliyor. Yılmaz, sehpanın üzerindeki beyaz güvercini eşi Berna Yılmaz'a uzatıyor:

    ‘‘Bu da fotoğrafta gözüksün...’’

    Yılmaz'ın gezi süresince Cem ve Tan'a yaklaşımı, beyaz güvercine olan ilgisi ve uçaktaki sohbette söylediklerinden şu iki sonuç çıkıyor:

    1- CHP'ye bağımlı bir şekilde koalisyonu devam ettirmektense 1998 sonbaharında seçime gitmeyi tercih ederim.

    2- Seçimden sonra oluşacak bir hükümette yine DSP ile olmayı tercih ederim.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı