"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

90’lara yolculuk var

Bugün müsaadenizle biraz geçmişe gideceğim sevgili yeni yetme Habitus okuru.

Şimdi 90’larda doğmuş olanlara şu anlatacaklarım pek uzak olabilir lakin siz kundakta bebe iken biz o sırada çirkin kesimli kotlarımızı giymiş ilk gençliğimizi yaşıyorduk, o nedenle önemlidir.
Yeni nesle o zamanlar tam olarak nasıl anlatılır bilmem ama bugünkü halimizi o gün gösterselerdi, herhalde “tatlı bir teknoloji çağı hayali” filan diyebilirdik, o kadarını söyleyeyim.
Bırakın interneti, CD yoktu yahu. Alırdık kasetimizi, koyardık teybimize.
Müzik dinlemenin hissettirdikleri, bugünden çok farklıydı, bakın ona çok eminim.
Kasetçiden aldığımız albümlerimize gözümüz gibi bakardık. Zira evde yalnız kaldığımızda tek eğlencemiz, kasetlerimiz, kitaplarımız, dergilerimiz ve şimdiki çeşitliliğinin binde biri kadar bile olmayan televizyondu.
1992 yazını dün gibi hatırlıyorum.
Nasıl göründüğümü de. Komik kesimli pantolonlar ve tişörtler giyen komik görünümlü 90’lar ergeniydik işte.
Acaba şimdiki ergenler de 20 sene sonraki resimlerine bakıp “Ay çok iğrençmişiz” diyecekler mi... Fakat biz de ne fenaydık be arkadaş.
Şimdiki “kot teknolojisi” o zaman yok muydu artık nedir, erkeklerinki üstlerinden düşer, böyle popo kısmı buruş buruş; kızlarınkiyse neredeyse göğüslerin altına kadar çıkardı ve istisnasız her kalçayı armut formuna sokardı.
Boyları da bir âlemdi, bacakları odun gibi gösterirdi. Tam bilekte böyle, ayakkabı giysen olmaz, çizme giysen olmaz, paçaları içine sokamazsın dizleri top top olur, dışarıda tutamazsın düdük gibi kalır...
Ciddiyim, eski fotoğrafları göstereyim, “Amanın, bu ne” dersiniz. Devamında da manzara şu: Dünyalar çirkini gömlek kotun için sokulmuş, kemer ölümüne sıkılmış, bir de yandan ucu yandan sarkıtılmış.
Ucu metalli kemer modası vardı çok lazım gibi üstelik, kemer ucunun sarkması bile bir “şekil” idi.
Şekilli ve komik ergenlerdik ama kendimizi güzel sanıyorduk, dolayısıyla çocukluktan çıkmak için her şeyi yapmaya hazırdık...

Kabahat şarkılarda!

Benim için en büyük mesele âşık olmaktı. Allah’ım o kadar istiyorum ki âşık olmak, yazlıkta iskelede otururken önümden denizanası geçse ona aşık olacağım, o derece.
Niye böyle feci aşık olmak istiyorum biliyor musunuz?
Hormonlarım filan coşmuş değil, kabahat “slow” şarkılarda. O sene slow şarkıların kralı da It Must Have Been Love. Bir Sezen Aksu dinliyoruz, bir Roxette.
Araya New Kids on the Block sokuşturuyoruz, iç geçiriyoruz, sonra biraz Michael Bolton, biraz Boyz II Men...
Türkçe pop patlamış değil, kızların tercihi genellikle böyle isimler etrafında dönüyor. Çaldıkça içimiz kabarıyor, daha da çabuk aşık olmak istiyoruz. Bu arada şarkıların damarlığı arttıkça saçmalama düzeyimiz de artıyor, diyoruz ki “keşke aşık olsak da şu şarkıları daha esaslı dinleyebilsek.”
Yani diyoruz ki aslında ilişkimiz başladığı gibi bitsin ki acı çekme evresine hemen geçebilelim, sanki matah bir şeymiş gibi.
Ergen işte, ne bilsin...
Sanıyorum ki aşk, kirpiklerini kırpıştırıp uzaklara dalacağın, şarkı dinleyip içleneceğin “şekilli” bir şey. (Sonra gördük tabii dünya kaç bucakmış. Kirpik kırpıştırmak bir yana, kirpiğin var mı yok mu, onun bile farkında olmuyormuşsun.) Ama ergenim işte, ne bileyim gerçek hayattaki aşkın çok acılı olacağını. Henüz “Şarkı doğrultusunda aşık olmak isteme” evresindeyim.
Artık içime nasıl işlemişse bu his, o zamanların şarkılarını, bilhassa da o senenin büyük hiti It Must Have Been Love’ı duyduğumda hep böyle bir içim kıpraşır. Yastıklara sarılasım, kasetçalarıma kaset takasım filan gelir. Fakat onun yerine bugün Marie ve Per kardeşime sarılacağım sevgili 90’larda ergenliğini yaşamış Habitus okuru.
Akşam Küçükçiftlik Park’ta, konserdeyiz yani, bağıra bağıra şarkı söyleyeceğiz.
Bu arada, bazen İstanbul’a gelen gruplar kimi zamanlar tüm eski hitlerini söylemeden gidiyorlar, insanı sinirlendiriyorlar efendim. Önlemimi alayım, buradan mesajımı vereyim. Sevgili Roxette. Crash Boom Bang’i, Sleeping In My Car’ı, The Look’u, Joyride’ı, Listen to Your Heart’ı, Wish I Could Fly’ı söylemezseniz o sahneye çıkar, kendimi yakarım. O kadar net konuşuyorum.

X