Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

85. yılda hüzünlüyüm sevinçliyim

MUSTAFA Kemal Serbest Cumhuriyet fırkası kurucusu Fethi OKYAR’ yazıyor:

"Gençliğinden beri sayılı kişi ve partilerin, ülkenin yararına olan fikirleri parlamento veya millet önünde serbestçe söyleyebilecekleri bir sistemin taraftarıyım. Parlamentoda milletin sorunlarına serbestçe tartışabilecek yeni bir partinin bulunmasını Cumhuriyetin temellerinden biri sayarım."

Demokrasiyle Cumhuriyet arasındaki bağın Türkiye’de temelini atan cümlelerden biri. Cumhuriyet yönetim biçimi , demokrasi bir siyasal rejim olmak üzere.

Oysa, sancı var. Cumhuriyet kurulmuş iken 1927 de İstanbul’a ilk gelişinde Mustafa Kemal :

"Demokrasi ilan ettim, herkes istediği gibi konuşabilir" (Nuri Ulusu’nun hatıraları, Atatürk’ün Yanı Başında s. 38)

Oysa, sancı var. İlan etmekle yerleşmeyen demokrasi daha uzakta iken, 1923’lerde Cumhuriyet’te sancı var.

PEK KAVRAYAMADIK

Cumhuriyet fiilen ilan ediliyor. Ama kimse Cumhuriyet’i ağzına alamıyor. Çünkü toplum geçmişle olan bağların mümkün olduğu kadar sessiz sedasız kopartılmasını zorunlu kılıyor. (Kurt Steinhaus, Atatürk Devrimi Sosyolojisi, s.102).

Kimse ağzına alamıyor, çünkü Cumhuriyet ve laiklik toplumda açık bir oy birliğine dayanmıyor.

Cumhuriyet’in 10. yılında , 1933’te o görkemli kutlamalarda bu toplumsal itiraz dikkat çeken ayrıntılara yansıyor.

Bir yaz günü Florya’da geziye çıktığında , Atatürk’ü gören bir ihtiyar hiç istifini bozmuyor:

"Sağ olun Paşam bizi düşmanlardan kurtardın, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdun. Kurdun da, biz bu Cumhuriyetçiliği, Devrimciliği, Laikliği pek kavrayamadık." (Nuri Ulusu’nun Hatıraları, a.g.k. , s.190)

O kadar kavrayamıyoruz ki, TBMM üzerinden çok ciddi bir müdahale kaçınılmaz hale geliyor.

O kadar kavrayamıyoruz ki, Meclisin ikinci döneminde , 1923-1927 arasında, ciddi bir tasfiyeye gidiliyor.

MÜDAFAA-İ HUKUK

Cumhuriyet ve laikliği yerleştirmek üzere, daha farklı bir müdahale geliyor.

Mustafa Kemal Mecliste Müdafaa-i Hukuk Grubunu kuruyor. 1923’te Halk Fırkası , sonra Cumhuriyet Halk Fırkası , 1935 de Cumhuriyet Halk Partisi adını alan grup.

Fiziğin ve sosyolojinin kaçınılmaz kuralı. Kendi çelişkisini yaratmak. Bu grup kurulduğu anda kendi muhalefetini yaratıyor.

1924 de Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkası kuruluyor. Devamı bugüne uzanan merkez sağ çizgisinin temellerini atıyor. Bazı farklar saklı kalmak üzere, DP AP AKP çizgisi .

Terakkiperver’in kurucuları "Halifelik ve Saltanatın kurtarıcısı" adını almak istiyor. Gönülleri orada . Bu ismi almak değil zor, imkansız. Ama tohum öyle.

Partinin dikkat çeken ilkeleri liberal ekonomi, liberal dış politika, özgürlüklerin genişletilmesi. Sanki bugün gibi. Daha çok dikkat çeken kafalardaki düşünce:

Toplumun laik yasalarla yönetimine karşı çıkmak. Ve hatta Cumhuriyet’e.

SİSTEMİN SAHİPLERİ

Mustafa Kemal çok hiddetli:

"Söz konusu olan egemenliği millete bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Mesele zaten olup bitmiş bir gerçeği açığa vurmaktan ibarettir."

Olup bitmiş olan gerçek , Cumhuriyet’in ilanından başka bir şey değil.

Daha ilanında ve daha ilanı izleyen yıllarda bu kadar sancılı.

İki temel akı, Cumhuriyet ve karşıtları. İkisi arasında yaşanan siyasal, kültürel, sosyal anlaşmazlıklar adına ne varsa, bugün hala var.

Sayısal olarak üstünlük başka yerde olabilir. Ama sistemin mutlak sahibi Cumhuriyetçi çoğunluktan oluşuyor.

Cumhuriyet’in 85. yılında hala bu hesaplaşmaya girmek zorunluluğu insana hüzün veriyor.

Cumhuriyet’in 85. yılında bu üstünlük insana sevinç veriyor.
X