Gündem Haberleri

GÜNDEM

    8 Yıl'ı destekliyorum

    Hürriyet Haber
    10 Ekim 1997 - 00:00Son Güncelleme : 10 Ekim 1997 - 00:01

    Faruk BİLDİRİCİ

    İslamcı yazar Yesevizade, ‘‘İslamla dini eğitimin göbekbağı kesilmeli’’ diyor

    ‘Farklı bir Müslüman’ olan İslamcı yazar Yesevizade, ‘Şeriatçı İslamın Kur’an'ın ruhuna aykırı'' olduğunu savunuyor. Yesevizade, ‘‘Şeri düzeni kurmak farzdır propagandasıyla hayata geçirmek istedikleri geleneksel şeriat, ilme, medeniyete, insan haklarına aykırı totaliter bir düzendir’’ diyerek, İran, Cezayir ve Suudi Arabistan örneğini veriyor. Yesevizade, Şeriatçı İslama karşı çıkışıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

    Müslüman olmanıza rağmen şeriata itiraz mı ediyorsunuz?

    - Ben fakihler tarafından oluşturulan geleneksel şeriata karşı çıkıyorum ve onu reddediyorum. O çerçevede bir Müslüman değilim. Kurani şeriat ile geleneksel şeriat kavramı birbirinin antitezidir. Geleneksel şeriat statik bir anlayışa sahiptir. Ama Kurani şeriat, laiklik, modern demokrasi, insan hakları demektir. İnsan hakları dediğiniz herşey Kuran'da mevcuttur.

    Bu anlayışınızla demokrasiyle barışık yaşayabilirsiniz. Ama geleneksel İslamı savunanların demokrasi ile barışmaları mümkün mü?

    - Onların demokrasiye gerçekten sahip çıkabilmeleri için önce geleneksel şeriatla -benim yaptığım gibi- hesaplaşmaları ve Kuran içerisinden ona alternatif çıkarmaları gerekir. O kesimlerin attığı demokrasi nutukları bir zamanlar Marksistlerin attığı nutuklara benziyor. Demokrasi, onların gözünde şeri, totaliter düzeni kurmak için bir araç vazifesi görüyor.

    Takiyye yani...

    - Takiyyedir tabii. Zaten maalesef geleneksel şeriat Makyevelist politika anlayışını benimsemiştir.

    Tarikatlar için de aynı şeyin geçerli olduğu söylenebilir mi?

    - Bugün tarikatlar, şeriatçılığın ‘bindirilmiş kıtaları’ konumunda. Ama Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus Emre ve Yesevi'nin anlayışı farklı. Onların tasavvuf anlayışı hümanist ve geleneksel şeriatla devamlı çatışma halinde.

    HESAPLAŞMA ŞART

    Kitabınızdaki bir alıntıda, ‘Totaliter Hıristiyanlıktan, demokratik Hıristiyanlık anlayışına geldik’ deniyor. İslamiyet de bu yol ayrımında mı?

    - Evet. Hatta İslam gecikmiş vaziyette. Fakat zararın neresinden dönersek kârdır. Hesaplaşmanın bugün mutlaka yapılması lazım. Yoksa hem kendimiz hem de bütün insanlık alemi daha büyük zararlara uğrayacaktır.

    Demokratik İslamiyet ne getirecek? İslamiyet demokrasiyle barışacak ve sadece insanların kişisel yaşamlarını düzenleme noktasına mı gelecek?

    - Avrupa'daki Hıristiyan demokrasisini referans alıyorum. Hıristiyanlık, irticai kalıplarından kurtulduktan sonra oradaki toplumlarda yapıcı bir rol oynamaya başladı. İnsan haklarının sosyal cephesinin gelişmesinde, Avrupalı sosyal katoliklerin rolü, ütopik sosyalistlerden daha fazladır. Demokratik rejim açısından en önemli mesele insanın totaliter, doğmatik bir zihniyetle inancını empoze etmeye çalışmamasıdır. Hiçbir zaman inanç adına tartışmalara ve serbest iradeyle yapılacak tercihlere set çekilmemeli.

    O zaman Müslümanlar nasıl politika yapacak?

    - Bugün şeriatçılar, hiç tartışmadan, ‘Bu Allah’ın kanunudur, bunu aynen kabul etmek zorundayız' diyorlar. Bu anlayışla politika yapmaları büyük çatışmalara yol açar. Ama insanın dininden ilham alarak politika yapmasının ne sakıncası var? Demokratik bir İslami hareket, gerçek demokraside yapıcı rol oynar; Ortadoğu ve İslam ülkelerinin despotizmin pençesinden kurtulmasında katalizör olur. Özellikle Türkiye'den başladığı takdirde...

    Bu hareket gelişmezse Türkiye de, Cezayir gibi olabilir mi?

    - Evet, Cezayir gibi olabilir. Zaten şu ana kadar verdiği zararın haddi hesabı yok. İnsanların iradeleri ellerinden alınıyor. İnsanlar, alimlerinin, şeyhlerinin sözünden çıkmamayı İslam zannediyor.

    8 yıl kesintisiz eğitimi destekliyorsunuz. ‘‘Geleneksel İslamla eğitimin göbek bağı kesilmeli’’ diyorsunuz. Bu nasıl olacak?

    - Can alıcı nokta bu. Türkiye'de Müslüman entegrizmi (cihad adı altında kan dökmeyi kutsayarak irticai düzen kurmaya çalışan siyasi cereyan) ya da bilinen adıyla şeriatçılık, bizzat devlet eliyle besleniyor; her geçen gün biraz daha tehlikeli bir noktaya getiriliyor. İlim zihniyetine, demokratik, laik anlayışa dayanan modern bir milli eğitim sistemi çerçevesinde İmam Hatipler'in orta kısımlarının kapatılması doğrudur, ama yetmez.

    Entegrizmin devlet eliyle desteklenmesi ne zaman başladı?

    - Bilhassa İsmet İnönü'nün son döneminde başladı sanıyorum. Atatürk devrinde yapılan Kuran tercümeleri, dini yayınlar, Müslümanların ufuklarını genişletmeye, zihinlerini Arap esaretinden kurtarmaya matuftu. Fakat istenilen neticeye ulaşılamadı. Şimdi halktan oy toplama hırsı da rol oynuyor ve devlet İslam entegrizmini Diyanet, İlahiyatlar ve İmam hatipler aracılığıyla besliyor. Çünkü bütün bu devlet kurumlarında dini eğitim ve öğretim münhasıran geleneksel şeriata dayanıyor. Bu öğretimin etkisi altında İslamiyet budur; mutlaka şeri bir düzen kurulmalı inancına kapılınca potansiyel militan oluyorsunuz. İBDA-C gibi bir grup çıktığında en azından alkışlıyorsunuz. O anlayıştaki gazeteler, Çetin Emeç'in öldürülmesini ‘Oh oldu, kafir’ diye alkışlayabiliyor. Asıl tehlike bu.

    Bu gelişme sizce nasıl önlenebilir?

    - İrticaya set çekilebilmesi için dini eğitimin demokratikleşmesi şart. Devletin devreye girerek totaliter din anlayışına karşı, Kurana dayalı demokratik İslam anlayışını dini eğitim programı haline getirmesi lazım.

    Mustafa Kemal döneminde yapılamıyorsa, şimdi nasıl yapılacak bu?

    - Tartışma açılırsa, bu anlayış en azından aydın zümre arasında taraftar bulacaktır. Ben şahsen devlete yardıma hazırım; bir ekip çalışmasıyla program hazırlanabilir. Bu program çerçevesinde geleneksel şeriat, ilim zihniyeti ve insan hakları açısından tenkite tabii tutularak öğretilmeli. Ona alternatif olarak da Kuran'a dayalı demokratik İslam anlayışı tezi delilleriyle işlenmeli. İnanıyorum ki, bunları öğrenen her Müslüman o eğri çizgiden uzaklaşıp, Kuran'daki ilerici düşünceye dört elle sarılacaktır.

    İmam Hatipler, RP'nin arka bahçesi olmaktan bu yolla çıkarılabilir mi?

    - Evet, arka bahçe olma gibi bir mesele de kalmaz. Bütünüyle entegrizm Türkiye'de mesele olmaktan çıkar; Türkiye, bütün İslam ülkelerinin demokratikleşmesinde katalizör rolü oynar.

    İKTİDARA YAPIŞTILAR

    Bu entegrist akımlar, RP'de mi odaklanıyor?

    - RP son seçimlerde ciddi bir güç odağı haline gelince, şeriatçı kesimleri kendisine kanalize etti. Kadro ve politik çizgisini tasvip etmeyenler dahi RP şemsiyesi altında iktidar nimetlerini paylaşma yarışına girdi. Fakat Türkiye'de entegrizmin tek temsilcisi RP değildir. Bütün sağcı partilerde, ister ANAP, ister DYP'de bu entegrist zümreler vardır. Düşünün eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç, DYP'de politikaya devam ediyor. Bu partiler kolay kolay geleneksel şeriata cephe alamaz.

    Humeynicilik ve Kaddaficiliğin Türkiye'de etkisi nedir?

    - Kaddafi, Libya'da iktidara geldiğinde, hemen kitapları Türkçeye çevrilip basıldı. İran'da Humeyni'nin kanlı ihtilalinden sonra Türkiye'deki şeriatçı yazar ve politikacılar, ‘Türkiye’de kan dökmekten korkmamak lazım' demeye başladılar. Hatta o sıralarda, şeriatçı bir grubun dergisinin bürosunda, ‘İran’daki gibi kitleleri Ordunun üzerine sürmeli, varsın binlerin kanı dökülsün. Sonunda iş doyum noktasına gelir ve kan dökmekten çekindikleri safhada ihtilal yapılır' düşüncesini hararetle savunduklarını hatırlıyorum. Bu etkilerle şeriatçılar daha da radikalleşti ve şiddetçi oldular. İnsan kanının dökülmesinin onlar için hiçbir önemi yoktur. Fakat Kur'an böyle değildir. Müslümanın kendini veya insan haklarını savunma dışında silaha sarılma, kan dökme, şiddete başvurma hakkı yoktur.

    İktidar dönemi RP içinde tartışma yarattı mı?

    - Çoğu muhteris insanlar; halis dini duygularla hareket etmiyorlar. Onun için iktidar dönemi de ciddi bir tartışma getirmedi; sadece iktidar nimetlerinden pay kapma yarışı içine girdiler. Dini söylemlerinden tavizler verme pahasına bu iktidarı sonuna kadar devam ettirme yolunu seçtiler. İktidara kene gibi yapıştılar; kendi istekleriyle de bırakmadılar.

    Çarşaf engellenmeli

    Kuran'da problemler var dediniz. Kadınlarla ilgili problemler neler?

    - Kuran metnini geleneksel şeriatın etkisinde okursanız, kadınların erkekten aşağı tutulduğu intibaına kapılabilirsiniz. Oysa Kuran, hiç kaale alınmayan kadını, adım adım erkekle eşit statüye getiriyor; ona mülkiyet, çalışma, ticaret, şahitlik hakkı tanıyor ve tek kadınla evlenmeyi öğütlüyor. Kuran'da, iki şahit huzurunda boşanma gerçekleştirilirken, geleneksel şeriatta erkeğin kızgınlık anındaki bir sözüyle dahi kadın boş düşer. Bu nedenle Müslümanlar hülle denilen büyük bir rezaletle karşı karşıya gelmişlerdir. Hala İran'da uygulanan muta nikahı da fuhuş akdinden başka birşey değildir. Bunlar, Kuran'ın ruhuna aykırı ve iğrenç. Kuran'da ne böyle boşanma, ne böyle rezaletler var.

    Türban tartışmalarına da şeriatçılar gibi yaklaşmıyorsunuz sanırım.

    - Geleneksel şeriatta, kadının başını örtmesi, uzun etek giymesi dahi yeterli görülmüyor. Mutlaka çarşaflı, yüzü peçeli, eli eldivenli olacak. Şeriatçı zihniyetin tezahürü Taliban'ın uyguladığı gibi örtünmedir. Oysa Kuran'a göre erkek ve kadın ahlaki ve nezih şekilde örtünmekle mükelleftir. Herşey toplumların örfü ve kendi zevklerine bırakılmıştır. Kuran'da Müslüman kadınlara başınızı örtün emri yoktur. O zamanki Arap örfüne göre başlarında taşıdıkları bir örtüyle göğüslerini kapamaları emredilmiştir. Amaç başın değil, göğsün örtülmesidir. Ayette ‘Dışarı çıktığınızda bir üstlük alın. Kendinizi örtün ki tanınasınız’ diyor. Tanınmayasınız değil, tam aksine tanınasınız diyor. Müslüman kadın, cariyeden ayrılıyor. Bir insan Kur'an'ı öyle yorumlayıp başörtüsü takmak istiyorsa engel olunmamalı. Ama kadın kimliğinin inkarı olan çarşaf engellenmeli.

    Kur’an’ı Türkçe okusalar belki de bu tür anlayışlar ortadan kalkar.

    - Kur’an'ı, iyi bir tercümeden okumalarını tavsiye ediyorum. Yalnız, Kur’an'ın ruhuna nüfuz edebilmek için birincisi, her ayeti kendi konteksi ve Kur’an'ın bütünlüğü içinde anlamaya çalışmak, ikincisi de konuları tasnif ederek okumak gereklidir. Kur'an'ı böyle okuyacak bir insanın ulaşacağı İslam anlayışı, geleneksel İslamın zıddı olacaktır.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı