"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

75. sayfa ve oy depoları

Ertuğrul ÖZKÖK

Şehirlerde yaşayan insanların kafasında şöyle bir soru vardır. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olan ‘‘gecekondulaşma’’ acaba kontrol altına alınabilir mi?

Geçmişte bir defa alınmış.

Ne zaman mı?

İŞTE CEVAP

Bunun cevabı TÜSİAD tarafından hazırlatılan ‘‘Türkiye'nin Fırsat Penceresi’’ adlı raporda veriliyor.

Türkiye'de gecekondulaşma yakın tarihte bir defa kontrol altına alınmış.

Ne zaman mı?

12 Eylül askeri yönetim döneminde.

TÜSİAD raporunun bununla ilgili saptamasını aynen aktarıyorum:

‘‘1980'li yılların başları 12 Eylül yönetiminin baskısıyla gecekondu yapımının neredeyse durma noktasına geldiği yıllar olmuştur. Ancak askeri yönetimin sona ermesi ile duraklayan gecekondu yapımı tekrar hızlanmış ve 1970'li yıllarda başlayan eğilimler, daha da güçlenerek temel gecekondu yapım tarzı haline gelmiştir.’’

Evet, acı ama gerçek.

Şehirlerde yaşayan insanların durmadan şikáyet ettiği bir sorun, maalesef sadece askeri yönetim döneminde kontrol altına alınabilmiş.

Peki gecekondulaşmada gerçek patlama ne zaman olmuş?

1980'li yıllarda.

Yani askeri yönetimin hemen arkasından.

1983 ile 1987 arasında tam dört kez kaçak yapıların affına ilişkin yasa çıkarılmış.

Yani neredeyse yıl başına bir af çıkarılmış.

NEREDE KURALLAR

90'lı yıllarda da belediyeler bu işe el atmış ve sonunda İstanbul bugün geldiği noktaya oturmuş.

Şimdi bu saptama bazılarının hoşuna gitmeyebilir.

Ama saptamayı yapan biz değiliz.

Dördü, Mülkiye ve ODTÜ mezunu beş uzmanın hazırladığı rapor.

Bu saptama bizi ister istemez çok çarpıcı ve rahatsız edici bir soruyla karşı karşıya bırakıyor.

Demokrasi, kuralların hiçe sayıldığı bir rejim midir?

Demokrasi oy uğruna her türlü ilkesizliğin, kuralsızlığın, istismarın, duygu ve menfaat sömürücülüğünün öteki adı mıdır?

Bu soruların cevabını samimi olarak veremediğimiz sürece hazırladığımız paketlerin hiçbirinin adı ‘‘Demokrasi’’ olmayacaktır.

Çünkü bunu yapmadığımız sürece, demokrasi dışı müdahalelerin meşruiyetini sorgulama hakkına da sahip olamayacağız.

Ne yazık ki olamayacağız.

Çünkü demokrasi adına iradeyi temsil eden siyasi müesseseler, sorunları çözmek yerine, kuralsızlığa teslim oldukları sürece sorunları halı altına saklamaktan başka bir iş yapmamış olacaklardır.

BİLANÇO OKUMAK

Bana oy gelecek diye gecekondulaşmaya göz yuman siyasetçiler ve onların partileri, bu bilançoyu iyi okumak zorundadırlar.

Demokrasi, gerçek demokrasi, gerektiğinde oy deposu olarak görünen çevrelerin haksız taleplerine ‘‘Hayır’’ diyebilme gücü ve iradesinde kendini bulur.

Oy depolarının haksız taleplerine direnme gücünü sadece seçilmemiş bazı müesseselerin tekeline bırakırsanız, sonuçta onların müdahalelerine meşruiyet zeminini kendiniz hazırlamış olursunuz.

Evet, bu saptamayı yapan bizler değiliz.

Sosyologlar, bilim adamları...

Oy depoları, bir anlamda milli iradenin temelini oluşturması gerekirken, tam aksine milli iradenin temeline dinamit koyan sosyolojik gerçekler haline dönüşebiliyor.

Bunun bir örneği gecekondulaşma ise, öteki de ‘‘dini oy depoları’’.

MERAKLA BEKLEDİĞİM

Herkesin ortak inancı olan din, siyasi slogan, ideolojik pankart haline getirildiği zaman da kuralsızlık yeniden devreye giriyor.

Bütün bunların demokrasi ile bir alakası var mı?

Hayır yok.

Ama yeni siyasetçilerin bazıları bile, bütün acı tecrübelere rağmen 1960'ların klasik dini istismar yöntemlerinin dışına çıkamıyorlar.

Peki bunca değişmeye rağmen, toplum hálá bu tür istismara prim veriyor mu?

İşte 18 Nisan seçiminin en merakla beklediğim sonucu bu.



X