Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

75 bin kişilik ordu nasıl olur da 90 bin şehit verir?

Sarıkamış’ta 1915’te yaşanan facia, birkaç seneden buyana, Aralık ayının son haftasında gündemimizi işgal ediyor ve Allahuekber Dağları’nda düşmana karşı tek kurşun bile atmadan soğuktan can veren 90 bin şehidin hatırasını yádediyoruz.

Ancak, konunun üzerinde pek durulmayan bir başka cephesi daha var: Sarıkamış bozgununun bazı gerçeklerinin, özellikle de şehid sayısının abartılması meselesi... Zira, Sarıkamış’ta can veren asker sayısı aslında 90 binin çok altındadır, harekát bozgunla sonuçlanmış olmasına rağmen düzgün şekilde planlanmıştır, askerlerimiz bazı kumandanların kahramanlık hevesleriyle tifüs yüzünden perişan olmuştur ve Sarıkamış ile ilgili bütün bu abartmalar, 1920’li senelerin siyasi gereklerinin neticesidir. İşte, Sarıkamış konusunda bugüne kadar pek dile getirilmemiş olan gerçeklerden bazıları...

BİRKAÇ seneden buyana, Aralık ayının son haftasında gündemimizi 1915’te yaşanan Sarıkamış bozgunu işgal ediyor.

Askeri tarihimizin en hüzünlü bozgunlarından olan ama üzerinde neredeyse 90 seneden beri pek durulmayan, hattá ders kitaplarında bile sadece birkaç satırla geçiştirilen Sarıkamış yenilgisinden şimdi yılın son günlerinde mutlaka bahsediyor ve Allahuekber Dağları’nda düşmana karşı tek kurşun bile atmadan soğuktan can veren 90 bin şehidin hatırasını yádediyoruz. Hadisenin böyle çok uzun bir aradan sonra yeniden hatırlanmasını da tarihçilere değil bir tıp üstadına, kardiyolojinin Türkiye’deki önde gelen ismine, aslen Sarıkamış taraflarından olan Prof. Dr. Bingür Sönmez’e borçluyuz.

Buraya kadar herşey iyi ve güzel, üstelik son derece zarif bir vefa örneği ama konunun üzerinde pek durulmayan bir başka cephesi daha var: Sarıkamış hakkındaki bazı gerçeklerin, özellikle de şehidlerimizin sayılarının abartılması meselesi...

Önce, Sarıkamış ile ilgili olarak, bugüne kadar yazılıp söylenenleri kısaca hatırlatayım:

Sarıkamış, 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar’ın eline geçmiş ve kasabaya bir Rus garnizonu yerleştirilmiştir.

İSTİFAETTİLER

Birinci Dünya Savaşı’na girmemizden hemen sonra, Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, Anadolu’nun doğusunu Ruş işgalinden kurtarıp Kafkaslar’a uzanabilmek için Sarıkamış’ı hedef alan bir harekát hazırlar.

Paşa, bazı kurmaylarının ‘ordu hazırlıksız, üstelik kış bastırmak üzere’ gibisinden uyarılarına kulak asmaz, Erzurum’a gidip komutayı üstlenir, 10. Kolordu’nun başına da kendisi gibi ‘sarayın damadı’ olan bir başka askeri, Albay Hafız Hakkı Bey’i getirir ve harekát 1914’ün 22 Aralık’ında başlar. İşin sonunun kötü olacağını düşünen Hasan İzzet Paşa gibi bazı komutanlar, harekáttan hemen önce istifa etmişlerdir.

Savaş plánına göre, üç kolordudan meydana gelen 3. Ordu’nun bir bölümü Allahuekber Dağları’nı yürüyerek aşacak ve Sarıkamış kuşatılacaktır. Ama bazı komutanların kendi başlarına harekete kalkışmaları, Hafız Hakkı Bey’in kaçan Rus birliklerini takip ederek kuşatma hattını genişletmesi ve onbinlerce askeri kışlık elbiseleri olmadan karlarla kaplı Allahuekber Dağları’na tırmandırması büyük feláketi getirir.

Öncü birliklerimiz Sarıkamış’a girmeyi başarmalarına rağmen Ruslar tarafından yokedilirler ama asıl facia dağlarda yaşanır: Ruslar’a karşı henüz tek bir kurşun bile atmamış olan binlerce askerimiz soğuktan donar, binlercesi de tifüsten kırılır. 25 ve 26 Aralık günlerinde vaziyet daha da kötüleşir ve 3 Ocak’ta artık herşeyin bittiğini anlayan Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey’i ‘Paşa’ yaparak 3. Ordu’nun başına geçirip Erzurum’a döner. Hakkı Paşa 4 Ocak’ta geri çekilme emri verecek ve Sarıkamış harekátı çok büyük bir hüzünle noktalanacaktır.

EŞSİZBİRSANSÜR

Enver Paşa,
İstanbul’a döner dönmez Türkiye’de örneğine bugüne kadar rastlanmamış olan bir sansür uygular ve basında Sarıkamış harekátı ile ilgili olarak tek bir satır haber yahut resim çıkmaz. Türkiye, Sarıkamış’ta nelerin yaşandığını ancak seneler sonra, 1922’de yapılan yayınlar sayesinde öğrenebilecektir.

Tarihimizin en büyük yenilgilerinden birinin öyküsü, kısaca böyle... Ancak, hadisenin bilinen ve anlatılan kısmıyla gerçeği arasında bazı farklar, hattá önemli farklar var ve bu farklardan bazıları, yandaki kutuda madddeler halinde yeralıyor. Sarıkamış faciasının gerçekleri öğrenmek isteyenler için de, ortada bu konuda yapılmış çalışmaların bence en ilginçlerinden biri olan bir kitap var: Dr. Ramazan Balcı’nın doktora tezi olan ‘Tarihin Sarıkamış Duruşması’ isimli eseri.

Son olarak bir hususu hatırlatayım: Bu yazıyı okuyacakların birçoğunun ‘Sarıkamış şehidlerinin ruhlarını muazzep ettiğimi’ düşüneceklerine eminim. Ama unutmayalım: Sarıkamış’la ilgili hakikatlerin ortaya çıkması hem hálá bir belirsizlik bulutu altında uyuyan şehidlerimizin hatıralarını, hem de facianın 90 sene sonra yeniden gündeme gelmesini sağlayan Prof. Dr. Bingür Sönmez’in vefa dolu hareketini daha da yüceltecektir.

Bozgunun günlükleri özel arşivimdedir

HAFIZ Hakkı Paşa, sorumlularından olduğu Sarıkamış faciasını 16. asırda düşmanlarına esir düşen Fransa Kralı Birinci Fransuva’nın ‘Şereften başka herşey mahvoldu’ cümlesiyle özetlemiş ve bozgundan hemen sonra o da can vermişti.

1879’da Manastır’da doğan Hafız Hakkı Paşa, 23 yaşında kurmay yüzbaşı oldu, Balkanlar’daki çetelerle uğraştı, bir ara Viyana’ya askeri ataşe olarak yollandı ve 1914’te henüz yarbay iken Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirildi.

7 Aralık 1914’te Kafkas Cephesi’ndeki 10. Kolordu’nun kumandanı oldu ve Sarıkamış bozgunundan sonra ‘Paşa’ yapılarak 3. Ordu’nun kumandanlığına tayin edildi. Ancak paşalığı 1.5 ay kadar sürecek, akıbeti Alahuekber Dağları’nda can veren askerlerin akıbetiyle aynı olacak ve tifüse yakalanan Hafız Hakkı Paşa hayata 1915’in 15 Şubat’ında, Erzurum’da veda edecekti.

‘Vicdani’ takma adıyla gazetelere çok sayıda makale yazan, ‘Şanlı Asker’ ve ‘Bozgun’ adında iki de kitabı olan Hafız Hakkı Paşa, Sultan Beşinci Murad’ın torunlarından Behiye Sultan ile evlenmiş ve ‘Dámád-ı Şehriyári’, yani hükümdar damadı olmuştu. Kocasının hatırasına hayatının sonuna kadar sıkı sıkıya bağlı kalan Behiye Sultan, 1924’te Osmanlı Hanedanı’nın bütün mensuplarıyla beraber Türkiye’den sürgüne gönderilecek ve hayata 1940’lı senelerde Kahire’de büyük bir yokluk içerisinde veda edecekti.

Hafız Hakkı Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girdiği 1914 Kasım’ından itibaren günlük tutmaya başlamış, özellikle Sarıkamış harekátının bazı günlerini saat saat kaydetmişti. Paşa’nın tifüsten can vermesinden bir ay öncesine, 1915’in 12 Ocak’ına kadar yazdığı günlükler şimdi bende bulunuyorlar, bunları önümüzdeki senelerde yayınlayacağım ve Sarıkamış feláketinin en büyük sorumlularından olan Hakkı Paşa’nın verdiği bilgiler, askeri tarihimizin bu büyük bozgunun üzerindeki sis perdesinin aydınlanmasına yardımcı olacak.

Orduyu tifüs ve sarayın damadı Hafız Hakkı Paşa mahvetti

SARIKAMIŞ’TA 90 BİN ŞEHİD Mİ VERDİK? Hayır, şehid sayısı daha düşüktü ve en fazla 40 bin civarındaydı. Sarıkamış muharebelerine katılan 3. Ordu’nun mevcudu Birinci Dünya Savaşı’nın ilk aylarında 118 bin, muharip asker sayısı da 75 bin kadardı. Donarak can vermelerinden sonra Rus birlikleri tarafından defnedilen Türk askerinin sayısı 23 bindi ve o günlerde askeri kırıp geçiren tifüse kurban gidenlerin adedi bu sayıya iláve edildiği takdirde bile, 90 bine ulaşılması yine de mümkün değildi. ‘Allahuekber Dağları’ndaki 90 bin askerimiz, düşmana tek kurşun bile atamadan donup şehid oldular’ şeklindeki söylentilerin gerisinde, 1920’li yılların siyasi düşünceleri vardı.

HAREKÁT BOŞ BİR HAYAL MİYDİ? Sarıkamış harekátı Türk ve Alman kurmay heyetleri tarafından aslında son derece düzgün şekilde plánlanmıştı. Ancak, başta Hafız Hakkı Paşa olmak üzere bazı komutanların emirlerin dışına çıkarak kendi başlarına kahramanlığa kalkışmaları, bunun ardından ikmal sisteminin çökmesi ve çıkan tifüs salgını dolayısıyla harekát tam bir faciaya dönüştü.

BOZGUNUN ASIL SORUMLUSU KİMDİ? İki büyük sorumlu vardı: Tifüs salgını ve önce 10. Kolordu’nun, daha sonra da 3. Ordu’nun kumandanı olan Hafız Hakkı Paşa. Hastahaneler tifüse yakalanmış onbinlerce askerle dolarken, Hafız Hakkı Paşa’nın kaçan Rus birliklerini takibe kalkışarak cepheyi 100 kilometre kadar genişletmesi ve yorgun askerleri Allahuekber Dağları’na çıkartması bozgunu getirdi.

SARIKAMIŞ’LA İLGİLİ GERÇEKLER NİÇİN ABARTILDI? Kamuoyu, Sarıkamış’ta yaşanan faciadan 1922 yılına kadar haberdar olamadı. Bunda, Enver Paşa’nın bozgundan sonra uyguladığı sansürün yanısıra savaş yıllarındaki irtibat ve haber alma zorluklarının da rolü vardı. Türkiye, Sarıkamış’ta büyük bir dram yaşandığından Şerif Köprülü’nün 1922 yılında yayınladığı bir kitap sayesinde haberdar olabildi. Sarıkamış dramı, kitapta son derece etkileyici bir üslupla anlatılıyordu ama verilen bilgiler gayet abartılıydı ve ‘donarak şehid olan 90 bin asker’ ifadesi de, ilk defa bu tarihte gündeme geldi. Devlet ise, Sarıkamış gerçeklerinin abartılmasına ses çıkartmamak bir yana, abartmaları destekleyici bir yol tuttu ve bu davranışın sebebi de siyasi idi. O dönem, İstiklál Savaşı’nın karanlık günleriydi, sabık başkumandan Enver Paşa, Türkiye’ye dönüp Mustafa Kemal Paşa’nın yerine geçebilmek için Batum’da bekliyor ve Yunanlılar’a karşı savaşan Türk Ordusu’nun uğrayacağı ilk bozgundan sonra Anadolu’ya geçme hazırlıkları yapıyordu. Ankara hükümeti, işte bu yüzden Enver Paşa aleyhinde bir karalama kampanyasına girişmeye mecburdu ve Sarıkamış bozgunuyla ilgili abartmalar da kampanyanın bir parçasıydı. Bunu, Enver Paşa ve arkadaşlarının ‘Bolşevik oldukları’, ‘Ruslar’dan para aldıkları’, hattá ‘erkeklerle kadınların birarada dolaşmasına izin verdikleri’ şeklinde daha başka aleyhte propagandalar takip edecekti.
X