"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

72 yaşında ama 20’lik bir performans sergiliyor

YEMİN ederim sıkıldım bu erkek palavralarından.

Artık gülmüyorum da.

Dün baktım bizim gazetenin birinci sayfasında Silvio Berlusconi haberi.

İnci diş gibi parlıyor.

“Silvio 20’lik erkek gibi.”

Ne anlıyoruz biz bu haberden:

72 yaşında ama bir seks ilahı. Çok uzun sevişebiliyor. Kati suretle sertleşme sorunu yaşamıyor. Üst üste orgazma ulaşıyor ve ulaştırıyor. Bütün kadınlar, “Berlusconi benimle de yat, benimle de yat!” diyor.

Biz de buna inanıyoruz öyle mi?

Hayır inanmıyoruz!

Berlusconi’yle bir gece geçiren ve bunun için para alan bir kadın:

 a) Onu mutlu etmek için

 b) Ortalığı karıştırmak için

 c) Erkek beyninin nasıl çalıştığını bildiği için

 d) Meşhur olmak ya da sadece canı istediği için

Çıkmış televizyonda böyle bir şey söylemiş.

Bunun geyiğini yapmakta bir sakınca yok.

Sorun, haberi doğruymuş gibi vermekte.

Dikkatinizi çekerim, “72 yaşında bir erkek, 20’lik gibi olabilir mi?” diye verilmemiş.

Kafadan kefil olunmuş.

Ben söyleyeyim sebebini, gazeteleri erkekler yapıyor ve bu tür “şehir efsaneleri”nin doğru olabileceğine inanmak istiyorlar.

Bunu da endişe verici buluyorum.

Tamam, belki beyefendinin performansı iyidir.

Ama bu; genel bir doğru gibi algılanırsa ve sürekli bu tür mesajlar verilirse sorun olur.

Ki oluyor.

Bakın etrafınıza, yaşı ilerleyen erkeklerin neredeyse hepsi, kafayı seksle bozmuş durumda.

Tabii ki 72’liklerde de iş var.

Ama arkadaşlar!

72 yaşındaki bir erkek 72 yaşındadır, 20 gibi olması mümkün değildir.

Viagra’ya rağmen.

Bunu kabul edelim.

Olmasın da zaten.

72 yaşındaki bir erkeğin 17 yaşındaki bir kızla da birlikte olabilmesi mümkün değildir, çünkü mesele sadece seks de değildir, ama bazıları kendilerini o erkeklerle özdeşleştirdikleri için, “Niye olamasın?” diyorlar.

Olamaz.

Herkes bir zahmet yaşını kabullensin ve gülünç duruma düşmesin.

İlkeli Kartal

72 yaşında ama 20’lik bir performans sergiliyor
ÜZERİNDEN geçti.

Ama yazmazsam çatlarım.

Çünkü tatilimi inanılmaz renklendirdi, şenlendirdi.

Ruhat Mengi beni “sürüngen” olarak tanımlamış, kendisini de “kartal.”

“İlkeli kartal.”

Bayıldım!

Onun için, katur kutur demiştim.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, yaratıcılıktan yoksun yazdığını ima etmiştim.

Şimdi söylediğim her şeyi geri alıyorum.

Çünkü “ilkeli kartal” benzetmesine taptım.

Son zamanlarda duyduğum en başarılı tanımlama.

*

Sevgilim bu fırsatı kaçırmadı tabii.

Geçen hafta boyunca, aklınıza gelen her yerde, bana işaret parmağıyla “Gel gel” yapıyordu, ben de her seferinde önemli bir şey söyleyecek diye heyecan içinde yanına gidiyordum.

Kulağıma şöyle fısıldıyordu:

“Hey sen, ilkesiz sürüngen!”

Bütün sevgililer gibi, bizim de kendimize ait bir dilimiz var, saçma sapan şeylere gülüyoruz, bu ilkesiz sürüngen ve ilkeli kartal benzetmesi, özel hayatımızı renklendirdi.

Ruhat Mengi’ye teşekkürü borç bilirim.

Bence o farkında değil ama müthiş bir laf.

Kendi kendinize bir “ilkeli kartal” deyin, hadi deyin, dediniz mi?

Bir gülümseme oluşuyor dudaklarınızda değil mi?

Benim naçizane fikrim, “ilkeli kartal” diye bir televizyon programı yapabilir.

Ben adı “ilkeli kartal” olan bir programı mutlaka izlerim.

Sonra “ilkeli kartal” yazan tişörtler, kasketler bastırabilir.

Düşünsenize Ruhat Mengi’yi jean ve üzerinde vücuda oturan “ilkeli kartal” yazan bir tişörtle.

Atkı, bere, eşarp ve ajandalarında bile “ilkeli kartal” yazabilir.

Valla, köşe adı bile yapabilir.

Bence süper olur.

Hem üzerine yapışmış olan o sıkıcı ciddiyet kaybolur, hem de kendisiyle dalga geçebilen bir kadın havası yaratabilir.

Üstelik Atatürkçü çizgisine de cuk oturur!

Bir taşla birkaç kuş.

İnsan daha ne ister?

Konserde ezan arası verilir mi?

YAŞI büyük plaj arkadaşlarımın ricasıdır bu yazı.

Geldiler yanıma ve dediler ki...

“Bu memleket dönüşüyor...”

“Nasıl yani?” dedim.

“Adım adım muhafazakârlaşıyor...”

 Denizden çıkmışım ve sular damlıyor üzerimden, bu kadar ağır bir meseleyi de konuşmak istemiyorum.

“Haklısınız” dedim, “Ben ne yapabilirim?”

“Önce şu havluyu alın ve kurulanın” dediler, sonra da geçen gün tanık oldukları şeyi sizinle paylaşmamı istediler.

Onlara sözüm var, kaçış yok, paylaşıyorum:

Hepsi de son derece kültürlü insanlar, Bodrum’daki hiçbir klasik müzik konserini kaçırmıyorlar, Turgutreis Klasik Müzik Festivali’nin kapanış konserinde, başlarına bugüne kadar hiç gelmemiş bir şey geliyor ve şaşırıyorlar.

Müzik şöleni devam ederken, şefin uyarısı üzerine, birdenbire çalınan eser bölünüyor.

Birbirlerine bakıyorlar ne oldu diye.

Sonra durumu anlıyorlar:

Ezan.

O esnada ezan okunduğu için konsere ara veriliyor.

Bitince tekrar devam ediliyor.

Ama plaj arkadaşlarım, “Gerek sanatçıların, gerek de dinleyicilerin konsantrasyonu bozuldu, gecenin büyüsü de” dediler ve bu uygulamayı kınadıklarını sizlere iletmemi istediler.

HAMİŞ: İKSV Genel Müdürü Görgün Taner’i aradım. “Bizim İstanbul’da yaptığımız konserlerde böyle bir şey yok. Ne Aya İrini’de ne de Arkeoloji Müzesi’nde ezan arası vermiyoruz, konser devam ediyor” dedi ve ekledi. “Geçen gün Taksim’de bangır bangır müzik çalıyordu bir taraftan da ezanın sesi göğe yükseliyordu. Normali de bu değil midir zaten?”

X