"Vahap Munyar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vahap Munyar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vahap Munyar

7 tenesiniz heç biriniz yanımda yohsunuz?

GENÇ adam anası ve karısıyla birlikte çarşıdan eve dönüyordu.

Ana-oğul koyu sohbet eşliğinde hızla ilerliyor, karısı onlara yetişmekte zorlanıyordu.
O yıllarda karı-koca sokakta, caddede yan yana yürümek ayıp sayılırdı. O nedenle genç adam karısından en az 10 metre önden yürümeye özen gösterirdi.
Anasıyla sohbete dalınca bu kez arayı 10 metreden epey fazla açmıştı. Karısı arayı kapatayım derken yorulmuş, çareyi sokağın köşesindeki taşa oturup dinlenmekte buldu.
Genç adam 5-10 dakika sonra anasıyla sohbete ara verip, geriye baktı. Karısı görünürde yoktu. Telaşla geri döndü. Biraz sonra karısının sokağın köşesine kara çarşafına sarınmış dinlenme molası verdiğini görünce sinirlenerek sordu:
- Niye burda oturuyusun?
- Size yetişecem derken yoruldum.
- Haydi gah gidek.
- Birisi yolumu kesip beni gaçırsa haberin olmayacah.
- Haydi gah, bize yetiş.
1940’lı yılların sonlarında Malatya’da geçen bu sahnedeki karı-koca, anam Lütfiye Munyar ile babam Ali Munyar’dı. Anam, kökleri Erzurum’un Hınıs ilçesine dayanan, Malatya merkeze yakın köyünün gayrıresmi imamlığını da üstlenen çiftçi Fahrettin Ataseven’in 3 kızının ortancasıydı.
Babamın okuma-yazmayı çobanlık yaptığı yıllarda kendi kendine çalışarak öğrenmesine karşın anam okuma-yazmayı öğrenme çabasına dahi girememişti. Evlenip çoluk çocuğa karışınca okuma-yazma öğrenme şansı tümüyle ortadan kalkmıştı. 4’ü erkek, 3’ü kız, 7 çocuğun tüm yükü omuzlarındaydı.
Biri 1 yaşının doldurmadan ölen, arada bazıları da düşükle hayata gözlerini açma şansı yakalayamayan bebekler de dikkate alındığında, hayat onu erken yaşlarda yıpratmıştı.
Gün geldi önce büyük abim Mahmut, ardından iki numara Hüseyin abim üniversite için İstanbul’un yolunu tuttu. Ben de zamanla onların yolunu izledim.
Evlilikler, işler derken ablam Hatice Oktay ve 7 numaramız Ayten Hancı da dahil 5’imiz Malatya’dan koptuk. Hakim Mahmut abim Bursa’ya öğretim görevlisi Hüseyin abim ve öğretmen Hatice ablam Kocaeli’ye, ben İstanbul’a, Maliye’de memur olan Ayten de Ankara’ya yerleşti.
Mesleği oto elektrik-bobinaj olan Kemal abim ve ev hanımı ablam Fadime Yalçın, Malatya’da yerleşik kaldı. İkisi de eşleri ve çocuklarıyla birlikte 2.5 yıl önce kaybettiğimiz babam ile 23 Ocak 2014 gecesi hayata gözlerini yuman anamızı bir an olsun yalnız bırakmadı.
Çoğu iş ziyaretleri için de olsa yılda ortalama 7-8 kez elini öpmeye, yanında yatmaya uğradığım anam her seferinde iç geçirirdi:
- 7 tenesiniz, heç biriniz yanımda yohsunuz...
Mahcubiyet ve üzüntü karışımı duyguyla boynumu bükünce teselli ederdi:
- Canıgı sıhma oğlum. Ben eyiyim.
Derken bir yıl kadar önce demans, deyim yerindeyse anamın beynindeki hatları karıştırdı. Son 6 ayda bizleri de tanıyamaz hale geldi. Son 20-25 günde de yemeden-içmeden kesildi.
23 Ocak gecesi Mahmut abim aradı:
- Anamızı kaybettik...
O an anamın yakınması kulaklarımda çınladı:
- 7 tenesiniz, heç biriniz yanımda yohsunuz...
7 teneyik, hepimiz senin evindeyik, bu sefer sen yohsun anacığım...
Mekanın cennet olsun...

7 tenesiniz heç biriniz yanımda yohsunuz


O fotoğrafın öyküsü

3 YIL kadar önce halkla ilişkiler danışmanlığı yapan Ozan Özkan aradı:
- ING Bank’ın Malatya’da bir toplantısı olacak. Birlikte gidebilir miyiz?
Malatya’ya yolum her düştüğündeki gibi ilk fırsatta gittim. Bana eşlik eden Ozan Özkan, beni babamla anamın arasına oturttu, yeni aldığı fotoğraf makinesinin deklanşörüne art arda bastı. Sonra da bir CD’ye yükleyip bana gönderdi.
O fotoğraflardan bir kareyi babamı 2.5 yıl önce kaybettiğimde yazımda kullandım. Hürriyet’in Web’i yöneten arkadaşlarım o fotoğrafı arşivden bulup kullandılar.
Bugün o kareyi anam için yeniden yayınlıyorum.

X