Güncelleme Tarihi:

Oluşturulma Tarihi: Aralık 12, 1999 00:00

BAKALIM N'OOLUCAK?..Merhabalar x :-)) Helsinki'ye bir kala (yani dün), zirve ve Türkiye'nin durumu hakkında neler yayınlandığını merak edenler çoÄŸunluktadır diye düşünüp bu konuya sardırdım... Washington Post'ta, San Francisco Examiner'da, SF Chronicle'da, NY Post'ta, Los Angeles Times'ta ve NY Daily News'ta bu konuda hiçbir haber yoktu. Emin olmak için bu gazetelerde Helsinki, Avrupa BirliÄŸi, AB, Turkiye sözcüklerini de tarattım. Bir tek yerde Helsinki'yi buldum. Washington Post'ta ve o da Çeçenya sorunu baÄŸlamında Avrupa'nın Rusya'ya karşı tavır alışı ile ilgili bir analitik haberde. W. Post'un Dış Haberler Servisinden William Drozdiak, Avrupa BirliÄŸinin 15 ülkesi hükumet liderlerinin Helsinki'de Rusya'yı Ekonomik müeyyidelerle zorlayacağını öngörmüş. Türkiye'nin AB üyeliÄŸi ile ilgili tek haber taradığım Amerikan gazeteleri içinde bir tek New York Times'da yer alıyordu. Yazar Stephen Kinzer. Yazının baÅŸlığı şöyle: "Avrupa'nın Ä°lk Sorusu: Türkiye Gerçekten Avrupa'lı mı?" CumhurbaÅŸkanı Süleyman Demirel'in Saraybosna yolunda "Türkiye temelde bir karar vermelidir. Yarım-yamalak kararla olmaz" beyanatını yanlış çevirmiÅŸler Ä°ngilizce'ye. Yazıda Demirel'in "Avrupa temelde bir karar vermelidir. Yarım-yamalak kararla olmaz" dediÄŸi ifade ediliyor. Olay çeviri hatasından kaynaklanmıyorsa iki ihtimal sözkonusu: 1) Ya Washington Post bizi müdanaasız gösterip onurumuzu korumaya çalışıyor, 2) Ya da Sayın CumhurbaÅŸkanımız benim tahminimin de fevkinde yetenekli ve içeridekilere ve dışarıdakilere farklı beyanatlar vermeyi baÅŸarıp herkesi susta durduruyor. Yazıda, Avrupa'nın onayının 9 yüzyıl önce ve Haçlı Seferleriyle baÅŸlayan esrarengiz ve ürkütücü "Türk" imajının ortadan kalkması anlamına geldiÄŸi vurgulanarak "bu figürün Avrupa Masasına daveti, tarih boyunca süregelen çatışma ve güvensizliÄŸi de ortadan kaldıracaktır" deniyor. Yazıda Türkiye'nin AB baÅŸvurularının geçmiÅŸi kısaca özetlendikten sonra, özellikle Yunanlılarla aramızdaki sorunlar baÄŸlamında BaÅŸbakan Bülent Ecevit'in AB dışında da alternatiflerimiz olduÄŸuna deÄŸindiÄŸi "tavizsizlik" beyanatından da alıntı yapılmış. Bunun hemen akabinde "Türkiye, Clinton'un da Yunanistan gezisinde iÅŸaret ettiÄŸi üzere, biliyor ki Yunanlılarla sorunlarını çözmedikçe AB üyesi olamaz" deniyor. Türkçesi: "Türklerin müdanaasız konuÅŸtuklarına bakmayın; AB üyesi olmak için birsürü taviz vermeleri gerekecek ve elbette verecekler"... Yazıda Oktay EkÅŸi'nin 30 Kasım tarihli yazısından da bir alıntı var: "'Biz Türküz... Biz anlamayız... Biz dinlemeyiz...' görüntüsü vere vere, nereye varacağımızı umuyoruz? ... Bunlar (veya bizim aklımıza gelmeyen ancak Türkiye'nin çıkarlarına aykırı olmayan jestler) yapılmadıkça insan kuÅŸku duyuyor: Acaba Avrupa BirliÄŸi'ne girmemizi istemeyenler mi bizi yönetiyor, diye." EkÅŸi'nin bu sözlerini zikrettikten sonra yazar Stephen Kinzer "bazı politika ve çıkar çevreleri güç yitirmekten korktukları için Avrupa'yla yakınlaÅŸmaya şüpheyle bakıyorlar" diyor. Yazı Kapalıçarşı'da bir dükkanın sahibi ve iÅŸletmecisi olan Adnan Çakarız'ın AB hakkındaki görüşleriyle noktalanmış. Çakarız demiÅŸ ki: "Ä°nsan hakları konusunda Kürtlere kendi dillerinde konuÅŸma özgürlüğü vermek ya da daha geniÅŸ bir özgürlük ortamı yaratmak gibi ÅŸeyler yapmalıyız. Bunları yapmamız gerekli çünkü Avrupa bizim en iyi seçeneÄŸimiz." Adnan Bey beyanatının The New York Times'da yer aldığından haberdar mıdır acaba?.. Ben sıradan bir vatandaÅŸ olarak ÅŸahsen biraz heyecanlı, hatta gerginim. Helsinki hayatımızdaki birÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirecek mi; ve deÄŸiÅŸtirecekse bu olumlu yönde olacak mı diye... Bizzat toplantıya katılacak olan politikacılar, dışiÅŸleri görevlileri ve gazeteciler de heyecanlı olmalılar. Buna karşılık, Helsinki stresini yaÅŸayanın sadece biz olmadığımızın bilincine ancak dün vardım. Los Angeles Times'da her çarÅŸamba yazan Jim MANN son yazısında AB toplantısının kendisine çaÄŸrıştırdıklarından hareketle "Avrupa ve Asya'nın ABD'den uzaklaÅŸarak bağımsızlaÅŸmasını" tartışıyordu. Mann, Amerika'nın, Asya ve Avrupa'yı Sam Amca'sız varolmayı öğrenebilmeleri için daha çok çalışmaya sevkettiÄŸi kanaatinde. Yine de tarafsız yorum yapmaya çalışmış Allah için. Bu amaçla tanıtımını yaptığı yeni bir kitabı ben de meraklıları için duyurayım; kitabın adı: "Blowback: The Costs and the Consequences of American Empire". Çevirecek yayınevi olur mu bilemiyorum. Blowback'in tam karşılığı "geritepme". "Amerikan Ä°mparatorluÄŸunun Bedeli ve Sonuçları" adıyla çevrilmesi muhtemel kitapta Chalmers Johnson "BirleÅŸik Devletler'in, halihazırdaki birçok askeri yayılma ve müdahale programını sürdüremediÄŸi"ni tartışıyormuÅŸ. Ingiltere'de yayınlanan gazeteler AB olayının (olay) kahramanları olmaları nedeniyle Helsinki'ye yaklaşımları daha temkinliymiÅŸ gibi geldi bana. The Guardian'daki Ian Black ve Stephen Bates imzalı yazının baÅŸlığı Avrupa Liderlerinin ayaklarının geri geri gittiÄŸi mealindeydi. Hatta Helsinki Görüşmelerini Tony Blair'le Avrupa'nın yaÅŸadığı balayı döneminin sonu olarak tanımlamışlar. Vergi reformları konusunda epeyce gürültü kopacağı tahmin ediliyor. Aynı yazıda Türkiye'nin birliÄŸe kabulü konusuna da deÄŸinilmiÅŸ. "Aslında Britanya bayılır Türkiye'yle birarada olmaya... Sadece, hani bildiÄŸiniz üzere, insan hakları, Yunanistan filan... hıh hıh" ÅŸeklinde ifadeler valla'. The Times'ın Türkiye'nin üyeliÄŸini de tartışan yazısının baÅŸlığı "Türkiyenin BaÅŸvurusu Helsinki'yi Çuvallatabilir" mealindeydi. Yazıda yaklaşık şöyle deniyor: "EÄŸer Ankara listeye dahil edilmezse bunun sonuçları bomba etkisi yaratabilir. Türkiye Avrupa'ya sırtını döner, Nato üyeliÄŸini yırtıp atar, Irak harekatları için üslerini kullandırmaz ve yasal olmayan uyuÅŸturucu ve göçmen trafiÄŸini kesme konusunda Batı'yla iÅŸbirliÄŸi yapmaktan vazgeçer." Ardından da, ama insan hakları, ama Yunanistan, ama ÅŸu, ama bu sıralamışlar tabii... Herkes korku içinde, herkes gergin, herkes tatmin edilebilirlikten uzak... Ne tatsız! :(( Gündemle ilgili olması ve bir barış umudu taşıması açısından önemli sayılabilecek diÄŸer bir yazı da yine The Guardian'da ve Maureen Freely ve Helena Smith imzalı. (Yazıda yadedilen anıların H. Smith'e ait olduÄŸu okundukça anlaşılıyor.) Yazar son Kıbrıs harekatında o güne kadar Ä°stanbul'da yaÅŸamış olan 12 yaşında ve Yunan asıllı bir kızmış. Istanbul'daki gündelik yaÅŸamın farklı kültürlerden gelen insanların iliÅŸkileri baÄŸlamında son derece doÄŸal ve hesapsız olduÄŸunu anımsıyor... Kıbrıs Rumlarının Türkleri nasıl tanımladığını ve onlardan nasıl korkup nefret ettiÄŸini uzun uzun anlatan Smith halklar arasındaki nefretin nasıl doÄŸduÄŸunu, nasıl beslenip büyütüldüğünü sorgularken yine anılarından yararlanıyor. "Nefretle tanıştığımda 13 yaşındaydım" diyor. Yunanca dersinde hata yaptığında öğretmeninden gelen tehdit aynen şöyleymiÅŸ: "Yunanca fiillerini iyi öğren. Aksi takdirde gazabıma uÄŸrarsın ve seni Türk'e çeviririm". Yazar son deprem felaketlerinin iki halkın yakınlaÅŸmasını saÄŸlayan bir fırsat yarattığını duygusal bir dille ifade etmiÅŸ. Yunan halkının, televizyonlarında, duvarlara çaresizce tırmanan depremzedelerin hiç de canavara benzemediÄŸini ilk kez gördüğünü söylüyor. Helena Smith yazısını şöyle sonlandırmış: Nefret sıradan birÅŸeydir. Okullarda beslenip büyütülür. Ama asla sonsuza dek sürmez. Sürmez tabii... En fazla 70, bilemediniz 80 yıl sürer her nefret... Yarın görüşürüz x :* Ece S. - 10 Aralık 1999, Cuma Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!