Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    56 yıl önceden bir hukuk müsameresi

    GÖKÇE AYTULU gokcea@hurriyet.com.tr
    12.10.2017 - 13:21 | Son Güncelleme:

    ‘Türkiye’nin 1960’lı Yılları’nda politikadan spora, diplomasiden sanata, popüler kültürden magazine memleketin 10 yıllık serencamı layıkıyla anlatılıyor. Yassıada yargılamalarının detaylı bir okumasını sunması açısından da önemli olan çalışma, okura o dönemden günümüze uzanan ‘adalet’ arayışlarını hatırlamak için bir fırsat sunuyor.

    1960’lar, Cumhuriyet tarihinin en karmaşık dönemleri arasında gösterilebilir. Bir darbeyle başlayıp bir muhtırayla kapanan, Soğuk Savaş ikliminin farklı tezahüründeki bu 10 yıl, hem meşum darbeler tarihimizin başlangıcı olması açısından hem de toplum ve siyasette yarattığı ağır tahribat bakımından üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir dönem.
    Mete Kaan Kaynar’ın editörlüğünde, oldukça geniş bir yazar kadrosu ve konu çeşitlemesiyle hazırlanan ‘Türkiye’nin 1960’lı Yılları’nda politikadan spora, diplomasiden sanata, popüler kültürden magazine memleketin 10 yıllık serencamı layıkıyla anlatılıyor.
    Kitabın odağında, darbenin ardından şekillenen Türkiye siyasetinde, istikrarsızlık, krizler ve koalisyonlar var. İçeride anti-komünizm mücadelesine karşı TİP’in siyasal yükselişi, ortanın solu, Adalet Partisi, dışarıdaysa Kennedy suikastıyla başkanlık koltuğuna oturan Johnson’ın Kıbrıs çıkışı sonrasında sarsılan Türk-Amerikan ilişkileri bu dönemin keskin uçları arasında sayılabilir.

    ADALETSİZLİĞİN MİRASI
    Kendisini ‘devrim’ olarak kamuoyuna pazarlamaya çalışan darbenin gölgesindeki adalet sistemi de 1960’lar Türkiye’sinden günümüze uzanan meşum bir miras gibi okunabilir. 56 yıl önce bir eylül günü iki bakan ve bir başbakanın idamıyla nihayete eren Yassıada süreci herhalde bu sistemin en lanetli anısı. Elbette, döneme ilişkin doğru bir tahlil yapmak için ‘Türkiye’nin 1960’lı Yılları’nda net bir şekilde anlatılan Yassıada’nın öncesini ve sonrasını bir arada okumak önemli. Altan Öymen’in benzer bir mantıkla kendi kişisel tarihinden yola çıkarak anlattığı ‘Ve İhtilal’ kitabındaki sözleri bu bakımdan anlamlı: “Bugün rahmetle andığımız Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’a uygulanan idam cezalarına gösterilen haklı tepkiler, o iki döneme de objektif bir şekilde bakmayı büsbütün güçleştirmiştir. Şimdi sanıyorum, 27 Mayıs 1960’tan yarım yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra, o günün öncesini de sonrasını da daha soğukkanlı ve objektif ölçülerle değerlendirmek mümkündür... Aynı zamanda gereklidir de... 27 Mayıs 1960 gününden sonraki dönem gibi, o günden önceki dönemde de neler olduğu, bugünkü nesiller tarafından iyi bilinmelidir.”

    YASSIADA’NIN ‘DÜŞÜKLERİ’
    1960 darbesini gerçekleştirenlerin kendisini en güçlü hissettiği dönem Yassıada yargılamaları olmalı. 27 Mayıs gecesi yapılan darbe sonrasında gözaltına alınanların getirildiği Marmara açıklarındaki bu küçücük ada o zamana kadar Sait Faik öykülerinin dışında pek gündeme gelmiş değildi.
    Bakanlar, Demokrat Parti üyeleri, partiye yakın vali ve emniyet müdürleri 18 Haziran’a kadar toparlanıp Yassıada’ya getirildikten sonra ada komutanı tarafından özel dinleme aygıtlarıyla donatılan koğuşlara yerleştirildiler. Tutuklular 90 gün boyunca kimseyle görüştürülmediler. Başbakan Adnan Menderes, ailesiyle ancak altı ay sonra görüşürken Maliye Bakanı Hasan Polatkan yedi ay beklemek zorunda kaldı.
    Samet Ağaoğlu’nun hücresi 12 metrekareydi ve koğuşunda dört kişi kalıyordu. Menderes ve Bayar için durum farklıydı. DP’nin en önemli iki ismi tek kişilik hücrelerde ve sürekli asker gözetiminde kalıyordu. Saat başı nöbet değiştiren askerlerle aynı odayı paylaşan Menderes ve Bayar’ın başkalarıyla en ufak bir temasına izin verilmiyordu.
    Konya Valisi Cemil Keleşoğlu’nun intiharı, Yassıada’daki tutuklulara kötü muamele yapıldığı yönündeki haberleri ayyuka çıkardı. Bunun üzerine darbe yönetimi o dönemlerde yeni yeni yayılmaya başlayan bir propaganda yöntemine başvurdu: Film çekmek. 14 Eylül 1960 gece yarısında tutuklular uykularından uyandırıldı. Yeni geliyorlarmış gibi iskeledeki merdivenlerden yürütüldüler. Adada hayatın ne kadar güzel olduğunu göstermek için berberde, yemekhanede, hastanede poz vermeye zorlandılar. Eski bakanların eline kitap tutuşturup okuma taklidi yapmaları istendi.
    Film, ‘Düşükler Yassıada’da’ ismiyle 25 Ekim’de sinemalarda gösterilmeye başladı. İsmindeki aşağılama filmin sunumuna da sirayet etmişti. Aylardır haber alınamayan Menderes, şık takım elbisesinin içinde mükellef bir sofrada zoraki bir şekilde yemeğini yerken görülüyor, sunucu bu durumu “Poz vermeden yapamaz” diye seslendiriyordu.
    Benzer bir poz vermeye zorlanan Cumhurbaşkanı Celal Bayar için aynı ses “Sofrasında kilosu 1000 liraya satılan siyah havyar bulunmamasına rağmen Bayar iştahından bir şey kaybetmiş görünmemektedir” diyordu.
    Demokrat Parti döneminde çok çekmiş olanlar bile film karşısında rahatsızlık duydular. Çekimden 11 gün sonra 25 Eylül tarihinde Celal Bayar’ın intihar teşebbüsünde de bu film rol oynamıştı. Bayar, durumu “Bize Yeşilçam oyuncuları gibi film çektirdiler. Revayı hak mıdır bu?” serzenişiyle anlatacaktı.

    TİYATRO GİBİ DURUŞMA
    Yassıada’da 11 ay süren duruşma süreci de film çekiminden eksik kalmadı. Dolmabahçe’den adaya taşınan izleyicilerin duruşmalar sırasında sanıklar aleyhinde tezahürat yapmalarına izin verildi. Duruşmalar sırasında Samet Ağaoğlu’nun DP’den ayrılan Fethi Çelikbaş’ın neden yargılanmadığına yönelik sorusu üzerine Mahkeme Başkanı Salim Başol, “Ne yapalım, sizi buraya tıkan güç böyle istiyor” diyerek mahkemenin tavrını açıkça ortaya koymuştu.
    Savcı Fahrettin Öztürk’ün mütalaasına göre “Metresinin yatağından kalkan, şakakları viski terleyen, Ramazan günü sarhoş, abdestsiz Eyüp Sultan’a gidip masum halka kendini sofu gösteren sahtekâr” Menderes’in Başbakanlık’taki çelik kasasından çıktığı iddia edilen kadın iç çamaşırı savcının elinde mahkeme seyircilerine ifşa edildi.
    Bir yargılamadan çok hukuk müsameresine dönüşen 287 oturum sonucunda 15 sanık anayasanın hangi maddesinin net olarak ihlal edildiğini belirtmeyen bir kararla anayasayı ihlal suçundan idama mahkûm edildi. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de, Adnan Menderes bir gün sonra 17 Eylül 1961’de İmralı Adası’nda idam edilerek son nefeslerini verdi.
    Yassıada yargılamalarının detaylı bir okumasını sunması açısından da önemli olan ‘Türkiye’nin 1960’lı Yılları’, o dönemden günümüze uzanan ‘adalet’ arayışlarını hatırlamak için fırsat sunuyor.

    56 yıl önceden bir hukuk müsameresi
    TÜRKİYE’NİN 1960’LI YILLARI
    Mete Kaan Kaynar
    İletişim Yayınları, 2017
    1184 sayfa, 60 TL.

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı