Gündem Haberleri

    42 denizcimizi kurtaran gizli dost

    Hürriyet Haber
    22.03.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Gila BENMAYOR

    Kaptan Reuven İsrailli bir kaptan. İsrail Denizcilik Okulu'nun küçük bir teknesiyle, 1974 yılının 22 Temmuz günü Akdeniz sularında seyrederken turuncu bir nokta görüyor. Dümeni noktaya doğru kırıyor. Birkaç dakika sonra yaklaştığı askeri botta, Kocatepe muhbirinin komutanı Güven Erkaya ve 41 subay, astsubay, er var.

    71 yaşında olan Kaptan Reuven, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan bir gün sonra batırılan Kocatepe muhbirinden 42 kişiyi nasıl kurtardığını bugüne kadar bir sır gibi sakladı. Güven Erkaya'ya 24 yıl önce verdiği sözden dönmek istemeyen yaşlı kaptan ilk kez Hürriyet'e konuştu.

    Kaptan Reuven, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bir gün sonra yanlışlıkla batırılan Kocatepe kazazedelerinin yardımına koşan İsrailli kaptan...

    Adı ilk kez Emin Çölaşan'ın eski Deniz Kuvvetleri Komutanı, emekli Oramiral Güven Erkaya ile yaptığı bir sohbeti aktarmasıyla gün ışığına çıkıyor. Kocatepe olayının adsız kahramanlarından.

    Kaptan Reuven kim?

    Ona telefonla ulaşmak zor olmuyor. Kendisiyle görüşmek istediğimi söyleyince şaşırıyor. Türkçesi temiz ama kelimeleri bulmakta zorluk çektiği kesik kesik konuşmasından belli oluyor. Kocatepe'nin batmasından sonra Akdeniz'in ortasında yaşananları anlatmasını istiyorum. ‘‘Bırakınız bunları’’ diyor. ‘‘Aradan 24 yıl geçti. Artık kimse ilgilenmez. Ben görevimi yaptım. Benim durumumda olan herkes aynı şeyi yapardı’’.

    Konuşmak istemediğini anlıyorum ancak üsteliyorum. ‘‘Konuşamam. Bu benim dışımda bir olay. Kimsenin başının ağrımasını istemiyorum. Lütfen bu işin üzerine gitmeyiniz’’ diyor. O zaman Güven Erkaya'nın, Kocatepe'nin batmasından sonra başından geçenleri Emin Çölaşan'a zaten anlattığını ve bunun gazetede yayınlandığını söylüyorum. ‘‘Güven tamam derse konuşurum’’ diyor. Emekli Oramiral Güven Erkaya'nin sadece küçük ismini kullandığını, ondan ‘‘Güven’’ diye sözettiği dikkatimi çekiyor.

    Kaptan Reuven, ancak Güven Erkaya'nın kendisini telefonla aramasından sonra konuşmaya razı oluyor. Emin Çölaşan, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bir gün sonra olanları yazmamış olsa, 24 yıldan beri kimseye anlatmadığı anılarını birlikte götürecek.

    Hayatı roman

    Telefonla görüşmemden tam 24 saat sonra, yağmurlu bir havada Kaptan Reuven'ın portakal bahçelerinin ortasındaki küçük evinin kapısını çalıyorum. Kaptan Türkçe konuşmakta fazla zorlanmasın diye yanımda İbranice tercüme yapacak olan Tel Aviv Büyükelçiğimizden Tuna Dinar var.

    Kaptan Reuven Pinhasi ufak tefek. Saçları bembeyaz. Masmavi gözlerinde deniz adamlarının görmüş geçirmiş bakışını yakalıyorum. Daha sonra onunla sohbeti ilerlettikçe, bir deniz adamının bildik özelliklerine sahip olduğunu farkedeceğim: Açık sözlülük, içine kapanıklılık, bilgelik.

    Bizi kapıda geniş bir gülümsemeyle karşılıyor. Eşi Roma'da tatilde. Evi, kendisi gibi mütevazı. Hemen girişteki yemek masasının üzerinde bize ikram edeceği kahve için fincanları dizmiş. Bana vereceği belgeler, resimler zarfların içinde duruyor. Belli, sabahın erken saatlerinde kalkmış, Türkiye'den gelecek konuğu için hazırlanmış.

    Kocatepe olayına geçmeden önce Türkiye'den nasıl koptuğunu anlatmasını istiyorum. Kaptan Reuven'ın hayatı roman gibi.

    Kendisi Rus Musevileri’nden. Rus Devrimi'nden sonra ailesi birkaç kez Karadeniz üzerinden Türkiye'ye kaçmaya teşebbüs etmiş. Her seferinde aksilikler olmuş. Nihayet 1930 yılında babası, kendi annesi, karısı ve iki çocuğuyla kapağı İstanbul'a atmayı başarmış. Reuven Pinhasi o sırada üç yaşında. Aile, o dönemlerde azınlıkların tercihi olan Beyoğlu'nda Amerikan Konsolosluğu'nun karşısında bir apartmana yerleşiyor. Ve Reuven'ın babası İstanbul'da Türkiye'nin ilk ipek çorabı fabrikası Triumphe'u kuruyor. Reuven Avusturya Lisesi'nde okuyor. Avusturya Lisesi'nde okuduğu yıllardan resimlerini hâlâ saklıyor. Baba öldükten sonra 1943 yılında, 16 yaşında iken Filistin'e göçediyor. Önce toprakla uğraşmayı, çiftçiliği öğreniyor, ardından denize merak sarıyor, ‘‘Babam fabrikatördü, ben denizci oldum’’ diyor gülerek.

    Kocatepe batışıyla ilgili anılarına gelince ciddileşiyor. Ondan en ince ayrıntısına kadar hatırlamasını ve anlatmasını rica ediyorum. İşte, Kaptan Reuven'ın ağzından Kocatepe komutanı Güven Erkaya, subay, astsubay ve erlerinin nasıl kurtarıldıklarının ilginç hikayesi:

    Denizde turuncu bir nokta

    ‘‘Şimdi oturduğum bu küçük kentte Mevuot Yam adında bir Denizcilik Okulu var. Öğrencilere kaptanlıktan balıkçılığa kadar denizle ilgili herşey öğretilir burada. Okulun aynı adı taşıyan gemisiyle 1974 yılının temmuz ayında, 13 öğrenciyle Ege'de tatbikat turuna çıkmıştık. Santorini Adası'nın 90 mil açıklarında seyrederken telsizden Türkiye ile Yunanistan arasında sıcak saatlerin yaşandığını, Kıbrıs'ta her an bir savaş çıkabileceğini bildiriyorlar ve bize dön talimatını veriyorlar. Bizi sürekli haberleri izlememiz konusunda uyarıyorlar. Yunan sularından çıkarken Rodos'tan izin almamız gerekiyor. Ancak olağanüstü bir durum yaşandığı için İsrail'den konsolosluk aracılığıyla formaliteler hallediliyor. Böylelikle Kıbrıs krizi yüzünden güzergahımız değişiyor, Rodos'a hiç uğramadan, dümeni Girit'ten Kıbrıs'ın güneybatısındaki Paphos'a kırıyoruz. Genellikle Paphos'un 10 mil uzağından geçeriz. Ancak bu kez 20 mil açığından geçmeye karar veriyorum. Bu arada kulağımız sürekli telsizde. Ayrıca gözden birşey kaçmasın diye bir yerine iki nöbetçi dikiyorum. Öğleden sonra, 16.30 sularında ansızın sol taraftaki nöbetçi ‘‘İleride turuncu bir nokta var’’ diye bağrıyor. Hemen o noktaya doğru dümeni kırıyoruz ve yaklaştıkça bunun lastik bir bot olduğunu görüyoruz‘‘.

    Kaptan Reuven, küçük gemisindeki tüm öğrencilerin o anda heyecanla o tarafa yöneldiklerini, bir tanesinin fotoğraf makinesine davranarak lastik botun resmini çekmeye başladığını anlatıyor ve şöyle devam ediyor:

    ‘‘Lastik bot bize doğru yaklaştıkça bize doğru bir kafanın uzandığını gördüm. İngilizce ‘‘Kimsiniz?’’ diye sordum. Bana ‘‘Siz kimsiniz’’ sorusunu sordu. Soruma soruyla karşılık verenin Güven Erkaya olduğunu o sırada bilemezdim. İsrailli olduğumuzu söyledim. İlk anda bana pek inanmadı. Kaptan, burada İsrail bayrağıyla Yunan bayrağının aynı renklerde olduğunu hatırlatıyor ve Güven Erkaya'nın ilk anda kendilerini Yunanlı sanmasının doğal olduğunu söylüyor. ‘‘Siz Türk müsünüz?’’ diye sorunca Güven Erkaya oldukça şaşırmış. Kaptan Reuven'e bottakilerin Türk olduğunu nasıl anladığını soruyorum. Muzipçe gülüyor. ‘‘Üniformalarının renginden ve Güven'in aksanından’’ diyor.

    Dede ve torun

    Tel-Aviv'den bir saat uzaklıkta Mihmoret'te tek katlı küçük bir evde yaşayan Kaptan Reuven ve karısının yokluğunda onu yalnız bırakmayan torunu Netalya. Kaptanın sekiz torunundan biri olan Netalya Kocatepe anılarını büyük bir ilgiyle dinledi.

    Gençlik hatırası

    Kaptan Reuven'ın 16 yaşında iken ayrıldığı İstanbul'dan güzel anıları var. Avusturya Lisesi'nden arkadaşlarıyla birlikte çıktığı gezileri yıllar sonra hâlâ hatırlıyor.

    Krallar gibi

    Kaptan Reuven ve eşi İstanbul'da krallar gibi ağırlandıar. Güven Erkaya ve eşiyle (soldan 2. ve 3.) birlikte onurlarına verilen bir davette görülen yaşlı karı-koca Pinhasi'ler (soldan 1. ve 4.) İstanbul'dan gözleri yaşlı ayrıldılar. Kaptan o günleri özlemle anıyor.

    Denize tutkun

    Kaptanın denize tutkusu genç yaşlarda başlamış. Denizin her şeyini seviyor. Balıkçılığı da, kaptanlığı da. Yüzü ve elleri deniz ve güneşten yıpranmış. Kocatepe kazazedelerinin imdadına yetişen Mevuot Yam teknesinin (üstte) adı Türkçe'de ‘‘denizin başlangıcı’’ anlamına geliyormuş.

    Köpekbalıklarına yem olabilirlerdi

    Güven Erkaya, aralarında İngilizce olarak geçen birkaç cümleden sonra Mevuot Yam Gemisi'ne binip binemeyeceklerini soruyor. Kaptan Reuven ‘‘Tabii binebilirsiniz’’ diyor. Ardından saldaki 20 kişi tekneye tırmanıyor. Üniformalarındaki apoletlerin sökülmüş olduğuna dikkat ediyorlar. Kaptan ‘‘Subay olduklarını bu yüzden anlamadım’’ diyor. Bu arada Güven Erkaya, kaptan ile konuşmaya başlar başlamaz teknedeki genç İsrailli öğrencilerden fotoğraf çekmemelerini rica ediyor. Kendi botlarının dışında iki botun daha yakınlarda olduğunu söylüyor. Diğer iki bot da bulunuyor. 42 kişinin kurtarılması yaklaşık bir buçuk saat içersinde tamamlanıyor.

    Güven Erkaya'nın listesi

    Peki o sırada, bu üç lastik botun dışında bölgede Kocatepe'den sağ kurtulan başkaları da olamaz mıydı? Soruma kaptan ‘‘Evet vardı. Güven bölgede 10 salın daha olduğunu söyledi. 150 kişi sağ olabilir diyordu. Ancak, 20 metrelik teknemize kapasitemizin üzerinde adam almıştık. Teknedeki 13 genç öğrencimin sorumluluğu da bana aitti. Üstelik telsizle bölgeden hemen uzaklaşmamız konusunda talimat yağıyordu. Yapacak başka şey yoktu. Üzerimize ateş de açılabilirdi. Pozisyonumuzu gerekli yerlere bildirip, yardım anonsları yaptık. Bir İskandinavya gemisinden sinyal aldık. Birkaç saat zarfında bölgede olacağını bildiriyordu. Oradan uzaklaştığımızda İngiliz helikopterlerinin de yaklaştığını gördük’’ diye cevap veriyor.

    24 yıl sonra, Kıbrıs açıklarında yaşananları en ince ayrıntısına kadar hatırlayan Kaptan Reuven hikayesine şöyle devam ediyor: ‘‘Kazazedeler tekneye bindiklerinde bitkindiler. Hemen hemen 24 saatten beri denizin ortasında, aç, susuzdular. Üzerlerine köpekbalıklarına karşı sarımtrak bir sıvı sürmüşlerdi. Kötü kokuyordu ama sıvı belki de hayatlarını kurtarmıştı çünkü denizde köpekbalığından geçilmiyordu. Bazıları da botun üzerinde değildiler, denizde botun iplerine tutunmuşlardı. Tekneye çıktıklarında soru yönelttiğim bir iki kişinin cevap vermeyerek bakışlarını Güven'e çevirdiklerini farkettim. O zaman Güven'in komutan olduğunu anladım. Diyaloğumu Güven ile sürdürmeye karar verdim’’.

    Kocatepe'nin komutanı Güven Erkaya, 41 personeliyle Mevuot Yam teknesine bindikten sonra bir süre sıkıntısını üzerinden atamıyor. Bunun üzerine Kaptan Reuven, kendisini rahatlatmak, güvenini sağlamak için Türkiye'deki günlerinden sözetmeye başlıyor. Beyoğlu'nun arkasına düşen Meşrutiyet Caddesi üzerindeki evinden, Pera Palas'tan, aynı caddede basket oynadığı halkevinden konuşuyor. Avusturya Lisesi'ndeki arkadaşlarını, özellikle Karaca soyadını taşıyan yakın arkadaşını anlatıyor, birlikte Heybeliada'ya yaptıkları doyumsuz gezilerinden dem vuruyor. Niyeti Güven Erkaya'nın kafasındaki tüm kuşkuları dağıtmak. ‘‘Teknem senin teknen sayılır, istediğin zaman dümenin başına geçebilirsin’’ diyor. Güven Erkaya sonunda ona güveniyor ve Kocatepe muhribinin komutanı olduğunu söylüyor. Ardından nereye gittiklerini soruyor.

    Kaptan Reuven, ‘‘Hayfa limanına. Merak etmeyin her şey yolunda’’ diye cevap veriyor.

    Güven Erkaya'nın yaptığı ilk iş kendisiyle birlikte kurtulan 41 kişinin adını yazmak oluyor. Teknedekilerden bir kağıt istiyor ve hemen oracıkta kendisi dahil 42 kişinin ismini teker teker yazıyor. Kaptan Reuven, arkasında İbranice matbu harflerin olduğu sararmış kağıdı, diğer belgelerle birlikte bugüne kadar özenle saklamış, bana veriyor.

    Botu da tekneye aldık

    ‘‘Hem bizim, hem Türkler’in şansı vardı’’ diye devam ediyor kaptan, ‘‘Teknemiz, balıkçılıkta kullanılan bir trol teknesiydi yani alçaktı. Bu yüzden bitkin oldukları halde gemiye kolaylıkla çıktılar. Botlarını da tekneye aldık. Allah korusun Mevuot Yam'a da bir şey olduğu takdirde botların olması garantiydi. Teknede istemediğiniz kadar battaniye vardı. O sırada onların tek ihtiyaç duydukları şeydi battaniyeler. Aralarında yaralı yoktu. Bu çok önemli. Aslında 24 saat denizde kaldıktan sonra yine iyi durumdaydılar. Bitkin olmalarına rağmen, hiçbir yardım almadan tekneye çıktılar. Suyumuz yıkanmaları için yeterli değildi. O iğrenç sıvıyı sürdükleri gömleklerini çıkardılar. Güven Erkaya'ya, subaylarını alıp yemek salonunda karnını doyurabileceğini söyledim. Peynirli, salamlı sandviçlerimiz, kahvemiz, şarabımız, bol miktarda meyvemiz vardı. Üzüm filan. Öğrencilerimiz servisi yaptı. Ancak o kadar yorgundular ki fazla bir şey yiyemediler’’.

    Kaptan Reuven, Kocatepe'nin komutanıyla aralarında hemen sıcak bir bağın kurulduğunu söylüyor. Misafirinin fazla soru sorulmasını pek istemediğini de anlıyor. ‘‘Onlar için yaşadıkları acı bir deneyimdi. Anlıyordum. Hava Kuvvetleri’yle Deniz Kuvvetleri arasında bazen koordinasyonsuzluk olabilir. Biliyorsunuz Körfez Savaşı'nda yaşandı bunlar. İsrail'in de öyle tatsız deneyimleri var’’ diyor.

    Silahlar ambara

    Bu arada Güven Erkaya silahlarının olduğunu ve bunları temizlemeleri gerektiğini söylüyor. ‘‘24 saat denizde kalan bir insanın yapacağı ilk şey silahını temizlemekti. Güven de öyle yaptı. Yağ ve diğer gerekli malzemeyi verdik. Temizlenen silahları daha sonra bizimkilerin yanına ambara kaldırdık. Ben, ertesi sabah varacağımız Hayfa limanında zor saatler geçireceği ve güç toplaması gerektiği gerekçesiyle yatağımı Güven'e verdim. Söylediklerimde haklıydım çünkü ertesi sabah Hayfa limanı ana baba günü gibiydi’’.

    Kaptan Reuven, burada ‘‘Ah siz gazeteciler yok musunuz’’ diyor. ‘‘Güven Erkaya Hafya'da en fazla gazetecilerden çekti. Tekne kiralayıp bizi abluka altına alan gazeteciler bile vardı. Limanda İsrail Donanması mıydı, yoksa İsrail Dışişleri Bakanlığı mı şimdi tam olarak bilmiyorum birileri karşılama töreni hazırlamıştı. Türkiye ile ilişkiler o sırada alt düzeylerde. Şimdi adını hatırlamadığım Türk konsolosu da kazazedeleri karşılayanlar arasındaydı. Kocatepe'den kurtulanlara yiyecek, içecek ikram edildi. Güven Erkaya fotoğrafçıların resim çekmelerini hiç istemedi ama kim dinler!’’.

    Kocatepe'nin komutanı 41 personeliyle birlikte Mevuot Yam gemisinden ayrılırken lastik botlarını İsrailli öğrencilere bırakıyorlar. ‘‘Uzun süre kullandık onları’’ diyor Kaptan Reuben. Hayfa'ya ayak basar basmaz bir otobüsle Tel-Aviv'e gidiyorlar ve orada kendilerini Ben Gurion Havalimanı'nda bekleyen THY uçağıyla Türkiye'ye dönüyorlar.

    İki gün sonra Türk Konsolosluğu'ndan kaptanın Mihmoret'teki küçük evine muhteşem bir buket geliyor. Kısa bir süre sonra da Güven Erkaya'nın teşekkür mektubu. Kocatepe'nın komutanı, mektubuna batan muhribin ve kendisinin bir resmini de iliştirmiş.

    Aradan yıllar geçiyor. Kaptan Reuven, Güven Erkaya'nın Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğundan habersiz. Yıl 1996. Erkaya, günün birinde İsrail'i ziyaret ediyor. Gerisini Tel-Aviv Büyükelçimiz Barlas Özener'den dinleyelim: ‘‘Güven Paşa'yı havalimanında karşıladık. VİP salonunda valizleri beklerken, ‘‘Biliyor musunuz, Kocatepe'nin batmasından sonra bizi Türk asıllı bir İsrailli kurtardı. 42 kişi canımızı ona borçluyuz. Onu bulabilir misiniz’’ diye sordu. ‘‘Elbette. Buradaki Türk derneklerine sorarız’’. Ancak Türk derneklerinden birşey çıkmadı. Sonunda İsrail Deniz Kuvvetleri'ne rica ettik. Geminin adı aynı zamanda Denizcilik Okulu'nun da adıydı. Birkaç saat içersinde Kaptan Reuven'in hayatta olduğunu öğrendik. Adresini aldık. Güven Erkaya'nın şerefine Büyükelçilik’te resepsiyon vardı. Kaptanı davet ettik. Çok şaşırdı. Önce ‘‘gelemem, çok yaşlıyım filan’’ dedi. Makam arabasını göndereceğimi söyledim. Razı oldu. Onu kapıda karşıladım ‘‘Gel bak kimi göreceksin’’ dedim. Sonrası son derece duygusal. Güven Paşa'yı görünce ağlamaya başladı’’.

    Hayatımın en güzel hediyesi

    Güven Erkaya Türkiye'ye döner dönmez Kaptan Reuven ve eşini bir hafta İstanbul'a davet ediyor. ‘‘Bu hayatımda aldığım en güzel hediyeydi’’ diyor kaptan. Dile kolay tam 53 yıl sonra İstanbul'a dönmek. ‘‘Antalya, Fethiye, İzmir'i ziyaret etmiştim. Ama İstanbul'a gitmek hiç nasip olmamıştı. Krallar gibi ağırlandık. Karım sevinçten deliriyordu. Herşeyi görmek istiyordu. Evimizin olduğu Meşrutiyet Caddesi'nden geçtik. Herşey rüya gibiydi. Ama Heybeliada beni müthiş hayal kırıklığına uğrattı. Orasını cennet gibi bırakmıştım. Döndüğümde insanlar denize giremiyordu.’’

    Üç çocuk, sekiz torun sahibi Kaptan Reuven, portakal bahçeleri arasındaki minik evinde sakin yaşamını sürdürürken işte böyle bir anda kendini göklerde buluyor. Ayrılırken, ‘‘Biliyordum Güven'in yükseleceğini. Üzerimde son derece iyi bir izlenim bırakmıştı. Sağlam karakterli, ilkeleri olan biriydi. Karıma, ‘Göreceksin günün birinde başbakan bile olabilir’ demiştim’’ diyor.

    İstanbul

    18 Ağustos 1974

    Sevgili dostum

    İnsanların birbirleri ile tanışmaları daima tesadüflere bağlıdır. Kader, seni benim karşıma hayatımın ve 41 personelimin kurtarıcısı olarak çıkardı. 20 saatlik bir beraberlikten sonra da belki de birbirimizi hiç görmemek üzere ayrıldık. 22 Temmuz günü denizden kurtardığınız 42 kişi Kocatepe gemisinin personelinin bir kısmı idi ve ben de o geminin komutanı idim.

    Bu mektubu size, size olan şükran duygularımı ve hayranlığımı belirtmek ve iletmek için yazıyorum. Denizde bulunan kazazedeye her denizci yardım etmek ister. Ancak, sizin ve bizim içinde bulunduğumuz şartlar içinde bu yardımı yapabilmek hem büyük bir insanlık, hem de büyük bir cesaret işiydi. İşte sizde bu iki unsur vardı. Ve size olan hayranlığım buradadır.

    Çok kısıtlı imkânlarınızla geminizde gösterdiğiniz alâka ve yardım her denizcinin örnek almasını gerektirecek kadar mükemmeldi. Geminizde geçirdiğim 20 saat bende daima tatlı bir hatıra olarak kalacak. Sizin ve ufak geminizin bir resmine sahip olmayı ve bunu albümümde saklamayı çok arzu ederim.

    Size ve personelinize, şahsım ve 41 personelim adına çok teşekkür eder, en derin minnet ve şükranlarımızı iletirim.

    1.Güven Erkaya

    2.Ercan Dinçol

    3.Ersan Atasoy

    4.Özhan Bakkalbaşıoğlu

    5.Kıvanç Erkal

    6.Zühtü Gümüşçağlıyan

    7.Muhsin Kırlı

    8.Ali Akdoğan

    9.Yılmaz Ünsal

    10.Ahmet Pekin

    11.Ali Kocacan

    12.Zeki Buzkan

    13.Mehmet Güleç

    14.Sabri Çevik

    15.Türker Bingöl

    16.Ali Suseven

    17.Hasan Genç

    18.Süleyman Avcı

    19.Nevzat Amasyalıoğlu

    20.Fahri Ertürk

    21.Ali Marangoz

    22.Ahmet Ay

    23.Mustafa Ersoy

    24.Necip Kansoy

    25.Turhan Bozkurtlar

    26.Ali Ünver

    27.İsmail Sodacı

    28.Faruk Tosun

    29.E. Sacit Kemancıoğlu

    30.Hamza Karataş

    31.Erol Gök

    32.İsmail Kaya

    33.Mustafa Artut

    34.Gökhan Kural

    35.Ali Aksu

    36.İhsan Akgün

    37.İhsan Haşlaman

    38.Erol Kurtuluş

    39.Hasbi Atakol

    40.Süreyya Hatipoğlu

    41.Ali Öner

    42.Mehmet Göz

    Kurtuluş anı

    Kocatepe'den sağ kurtulmayı başaranlar Mevuot Yam gemisinin güvertesinde yorgunluk atıyorlar. Güven Erkaya'nın (daire içinde) resim çekilmesini pek istememesine rağmen teknedeki İsrailli öğrencilerden biri deklanşöre basıvermiş. Üstte ise Erkaya’nın Kaptan Reuven’e gönderdiği resim.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı