Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

4-C kapısında üç perdelik yeni dram

DİSK’in o işkollarında üyesi yok, ama dayanışma adına meydanlarda. Türk-İş’in o işkollarında üyesi var, doğal olarak meydanlarda.

Hak-İş’in o işkollarında üyesi var, ama Hak-İş meydanlarda yok, çünkü onun için asıl olan, iktidara destek vermek.

İşçiler dün yine meydanlara çıkıyor, bir saatlik iş bırakma eylemine geçiyor. Bir yandan, maden işçilerine iş güvenliği isteyen bir eylem, öte yandan tekel işçilerine destek. Ve genel anlamda işçilere daha geniş hak ve özgürlükler.

Sendika başkanları konuşmalarında dün bunları dile getiriyor. Ancak, dünkü protestoda bir başka amaç daha var.

HAKLARINI KAYBEDİYOR


Enerji, şeker, PTT ve il özel idare işkollarında çalışan 130 bin işçinin şu ünlü 4-C kapsamına çekilmeleri söz konusu. Hükümet kararıyla.

Dünkü iş bırakma eylemlerinin bir amacı da, bu kararı protesto etmek.

Tekel işçileri protestosunda tanıştığımız 4-C ne idi?

Devlet Memurları Yasasının 4. maddesinin C fıkrası geçici personeli tanımlıyor. “Geçici personel, bir yıldan daha az süreyle veya mevsimlik hizmet olduğunda Bakanlar Kurulunca karar verilen görevler ve belirtilen ücret ve adet sınırları içinde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kişilerdir.”

Bu tanıma göre, daha önce işçi olanlar, sözleşmeli oluyor ve işçi olmaktan çıkıyor. Onların kıdem tazminatı hakkı yok, sendikaya üye olma hakkı yok. Eksik emeklilik süresini tamamlamaya hakkı yok.

Çalışma süreleri on ay, daha sonra on bir aya çıkartılıyor. Alacakları ücret asgari ücret. O da, tekel işçileri eyleminden sonra, biraz daha yükseltiliyor.

KÖLELİK


4-C’ye girmek, işçiler açısından, onların tanımıyla, kölelik ve taşeronların kulu haline düşmek.

4-C’ye giren bir işçi, daha önceki ücretini alamıyor. Ayrıca, on bir aylık çalışma süresi bittiğinde, sözleşmeli olduğu için, işi var mı, yok mu, taşeronun iki dudağı arasında.

Tekel işçilerinden sonra, sıra şimdi enerji, şeker, PTT ve il özel idarelerine geliyor. Oradaki işçiler hükümet kararıyla 4-C’ye gönderilmek üzere.

Burada dikkat çekici olan, günlerce süren 4-C protestolarına rağmen, iktidarın hâlâ 4-C’de ısrar etmesi.

Şimdi neden bu işkolları?

Çünkü, o alanlarda özelleştirmeler var. Hani, özelleştirmelerde işçiler haklarını kaybetmeyecekti?

4-C, yasadaki tanımıyla, işçilerin hak kaybı için düzenlenmiş bir madde. Buz gibi haklarını kaybediyorlar.

Dünkü protestolar, olayın başından itibaren üç perdelik dram.

Birinci perde: İşçiler haklarını kaybetmiş, ücretleri gerilemiş, iktidarın umurunda değil.

İkinci perde: Haklarını kaybeden işçilerin çoğu Hak-İş üyesi, ne var ki, dün meydanlarda Hak-İş pek yok. Hak-İş iktidarı destekliyor, iktidar kendisine destek olan sendikanın işçilerini 4-C’ye gönderiyor.

Üçüncü Perde: Bu duruma düşen işçileri şimdi bir düşünce alıyor.

Perde kapanırken, Türkiye yeni eylemlere tanık olmaya hazırlanıyor.

CHP hiç birinci parti olmadı

DENİZ Baykal üç gün önce CNN Türk’te Mehmet Ali Birand’a verdiği röportajda bir iddia ortaya atıyor:

“CHP, AKP ile arasındaki farkı iyice kapatmıştı, bir-iki puan fark kalmıştı. İstanbul’da ise, CHP birinci parti olmuştur.”

Baykal neden böyle konuşuyor? Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP’nin yükselişe geçtiğine, bazı kamu oyu araştırmalarında CHP oylarının arttığına dönük sonuçlara yanıt veriyor. “Ben bıraktığımda, CHP zaten yükseliyordu” demeye getiriyor.

Deniz Bey yanılıyor. Onun zamanında yapılan son kamu oyu anketlerine göre:

- İktidarın Kürt açılımı sırasında AKP yüzde 38, CHP yüzde 21.5

- Anayasa değişikliği tartışmaları sırasında AKP yüzde 37, CHP yüzde 24.5.

Aradaki fark, hiçbir zaman bir-iki puana inmiyor. İstanbul’a gelince, 2002’den bu yana, İstanbul’da CHP hiç bir zaman birinci parti değil. Baykal döneminde İstanbul’da son ankette AKP yüzde 40.5, CHP yüzde 33.5.

Baykal döneminde Türkiye genelinde ve İstanbul’da CHP’nin AKP’yi yakalaması söz konusu değil.

Ben pek çok genel yayın yönetmeni biliyorum, gazetede görevden ayrıldıktan sonra, “benim zamanımda” diye söze başlayıp, “yok, o haber öyle kullanılmaz, iyi gazete yapmıyor”, diyerek, yeni genel yayın yönetmenini eleştiriyor.

Baykal gerçek dışı rakamlar vererek, kendine göre, Kılıçdaroğlu’na tuzak kuruyor. Deniz Bey yanılmanın ötesinde, ayıp ediyor. Oysa, buna hiç ihtiyacı yok.

X