"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

3 denizin hákimi komutan eşine hákim olamayınca...

DENİZ Kuvvetleri Komutanı, Akdeniz’in en büyük deniz güçlerinden birisinin de komutanı demektir.<br><br>Emrinde kruvazörler, denizaltılar, uçaklar, helikopterler, firkateynler ve binlerce denizci vardır.

Komutanı bitiren kadının hikayesi / FOTOANALİZ

Üç denizin hákimidir.

Karadeniz’den Marmara’ya, oradan Ege ve Akdeniz’e kadar denizlerin altı da üstü de ondan sorulur.

Öyle büyük ihaleler için karar verir ki, her bir imzası milyar dolardır.

İşte böyle bir komutan şimdi karşılıksız çek verenlerle, hırsızlarla, dolandırıcılarla aynı koğuşta yatıyor.

Hapiste.../images/100/0x0/55ea5332f018fbb8f878852b

Bu inanılmaz olayı sessizce geçtik.

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil, neden hapse girdi?

- Milyar dolarlık ihalelerde yolsuzluk mu yapmıştı?

- Rüşvet mi almıştı?

- Milyar dolarlık bir firkateyn ve denizaltı filosu ihalesine fesat mı karıştırmıştı?

- İsviçre’de hesapları mı bulunmuştu?


Hayır hiçbiri...

Suç listesinin bir bölümü şudur:

- 1.5 ton çikolata alımı.

- 60 bin paket sigara.

- 3 bin adet bardak.

Vazo ve benzeri süs eşyası alımları.

Aslında bu rakamlara bakınca olacak şey değil diyorsunuz? Alımları eşi Füsun Hanım yapmış.

3 yılda 1.5 ton çikolatayı kim yer, her yıl 1000 bardağı kim kırar, o da belli değil.

Ama bilinen bir şey var ki, Füsun Hanım’ın alımları çok önemli.

Kruvazör, denizaltı, firkateyn faturalarında bir şey yok. Paşa onları almış.

Ama, Füsun Hanım’ın alımları felaket.

1.5 ton çikolata için gösterilen adres sahte.

İşte mesele de burada.

Paşa komutanlık makamında, Limni Adası’ndaki Yunan askeri üssüne karşı dinleme faaliyeti için özel radar sipariş ederken Füsun Hanım da bardak ve vazo siparişi veriyormuş.

İnanılmaz olan bu.

Bu manzarayı iki komutan konuşurken birisi şöyle bitiriyor sözünü:

- Üç denize hákim oldu ama karısına hákim olamadı?

Bence meselenin yolsuzluk boyutundan çok daha önemli bir boyut bu.

Her erkeğin arkasındaki aynaya gizlenmiş...

Gölgede gizli; ışığı görünce Matahari’den Hürrem Sultan’a kadar uzanan bir boyut.

Barış’ın sırrı

BARIŞ Akarsu’ya olan bu inanılmaz sevgi nereden geliyor?

Bir TV dizisinden mi?

Yoksa yalnızca bir Cem Karaca parçasından mı?

Uzun saçları ve masum romantik bakışları mı?

Hangisi?

Barış Akarsu’ya olan sevginin kaynağı araştırılmalıdır.

İşte size bir örnek:

Barış’ın ardından yalnızca bir haber için Hürriyet.com.tr’ye yaklaşık 35 bin yorum geldi.

Diğer haberlerle birlikte Barış’ın ardından gelen yorumların sayısı 70 bine yaklaştı. Bu bugüne kadar kolay rastlanır bir şey değil.

Evet, 70 bin gözyaşı, başsağlığı, şiir, kalpten gelen dua...

Peki neden?

Neden Barış bu kadar sevildi?

Elbette her şeyin sırrı çözülür, ama sevgininki çok zor..

Barış bizim yaşarken anlayamadığımız bir sevgiyi bırakıp gitti.

Allah rahmet eylesin.

Tarım Bakanı’na bu yakıştı mı?/images/100/0x0/55ea5332f018fbb8f878852d

HABER şu: Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa’da yaşayan 4 bin üyeli Metina aşireti, Diyarbakır’ın Çalık Beldesi’nde düzenlenen törenle AKP’ye katıldı. Törene Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker de katıldı.

Haberi okurken, içimden geçmişe doğru bir şeyler kopuyor.Türkiye’nin geleceğini, yeni bir yüzyılın tarım politikasını belirleyeceğini söyleyen bir partinin bakanının "partiye aşiret katılımı töreninde" olmasını anlamaya çalışıyorum.

Daha gerilere gidiyorum... Cumhuriyetle başlayan reformlara. Doğu insanının en büyük sıkıntısı haline gelen "aşiretten bireye geçiş" yolculuğuna. "Toprak işleyenin su kullananın" diyen Ecevit’e.
/images/100/0x0/55ea5332f018fbb8f878852f
Oradan "toprak reformu"na. Ve bugüne. Eğer Tarım Bakanı Mehdi Eker, "4 bin oyluk bir aşireti" kelle sayarcasına reislerinden aldıysa bu durumu sormak gerekiyor. Acaba diyorum "aşiret", demokrasinin hangi kurumuyla örtüşüyor.

Türkiye’yi aşiretlerden bireye geçirmeye çalışan cumhuriyet kavramının neresinde böyle bir "oy cambazlığı" vardır?

Şimdi bu sorulara, "Efendim Doğu’nun gerçeği bu" denilebilir.

Ama cumhuriyetin ve dünyanın gerçeği bu değildir. Yıllarca aşiretleri oy deposu gibi gören bu siyaset yüzünden Doğu ve Güneydoğu bu halde.

Girmek istediğimiz AB’nin gerçeği bu değildir. Zaten siyasetçinin görevi de bu kötü gerçekten oy toplamak değil, o gerçeği dünyaya ve geleceğe uydurmaktır. Ben bu "aşiret katılım töreni"ni köylüye hizmet vermesi gereken bir bakana yakıştıramadım.

Nota, harita ve nota

YUNANİSTAN’da Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı’nın desteklediği bir strateji toplantısında açılan haritayı Uğur Ergan yazdı.

Haritada Türkiye’nin Güneydoğu’su Kürdistan olarak gösteriliyor. Salonda bulunan Kurmay Albay Atilla Şirin toplantıyı terk ediyor.

Benzeri bir olay bir süre önce aynı harita açılınca Roma’daki NATO kolejinde olmuştu.

Türk subaylar yine terk etti.

Ve dün Yunanistan’a nota verdik.

"Yapma kardeşim. Yoksa fena olur" dedik.

Sonra, sonra yine yapacaklar.

Harita açılmış bir kere.

Sonra yine nota.

Biz benzeri bir notayı Bağdat’a da verdik. Ondan önce terörist Apo’yu besleyen Suriye’ye defalarca vermiştik.

Bugüne kadar Türkiye ne kadar nota verdi? Sonucu ne oldu bilmiyorum. Araştırmaya değer. Ama aynı konuda sürekli nota verdiğine göre, aynı şarkıyı dinlediği kesin.

Örneğin Yunanistan:

1 Ocak’tan bu yana Yunan jetleri tam 274 kez ya sınır tacizi yapmışlar, ya NOTAM’lı sahamızı delmişler, ya da jetlerimizi taciz etmişler.

TSK’nın internet sitesi böyle diyor:

Toplam 274 kez.

Her bir tacizin yanında da "Durum Dışişleri Bakanlığı’na bildirilmiştir" yazıyor.

Belli ki notalar verilmiş.

Peki, bu nasıl bir oyundur?

Doğrusu çok merak ediyorum:

- Acaba Yunan Genelkurmayı’nın sitesinde de Türk jetlerinin tacizleri yazılı mı? Ya da Türk jetleri taciz yapıyor mu? Yazılıysa bu kadar çok mu?

Tam 274 kez üst üste sizin sahanızı deliyorlar, taciz ediyorlar sonra yetmiyor bir de Doğu bölgenizi Kürdistan ilan ediyorlar.

Bu artık belli ki bir strateji.

Sınırınızı ve sinirinizi yokluyorlar. Üstelik bunu belirli bir takvimde sistematik olarak yapıyorlar.

Peki, bu nota kurumunu nasıl değerlendirmeliyiz?

İki şekilde.

- Kuvvetli devletler açısından: Diledikleri gibi davranıyorlar, zayıf devletler onlara bir mesaj verebilsin, rahatlasın diye notayı kabul ediyor; ama dilediği gibi davranmaya devam ediyorlar. Kuvvetli devletler hiç nota vermiyor. Çünkü kimse onları taciz edemiyor. Edince İngiltere’nin Arjantin’e, ABD’nin Irak’a yaptığı akla geliyor. Hiroşima zaten hálá akıllarda.

- Zayıf devletler: Savaşmak istemiyorlar ama sürekli olarak tacize uğradıkları için kendi halklarının tepkisini çekiyorlar. Bu tepkiyi azaltmak için "Nota verdik" diye bağırıyorlar. Böylece kendi halklarına karşı iktidarlarını yitirmiyorlar.

Acaba dünyada şu aralar kim kime nota veriyor?

Sanırım kimse kimseye nota vermiyor.

Çünkü kimse kimsenin toprağı üzerine başka bir devletin haritasını açmıyor. Kimse kimsenin sınırını, uçağını 274 kez taciz edip delmiyor.

Bu soruları kendimizden daha ne kadar saklayacağız?

İp üzerinden siyaset yanlış

TERÖRİST Öcalan istese bu kadar propaganda yapamazdı.

Türk siyaseti geldi geldi, teröristin ipine dayandı. AKP "assaydın" diyor, MHP, "işte ip hadi as" diye karşılık veriyor.

Bir teröristin darağacı üzerinden siyaset yapılması artık tepki çekmeye başladı. Eski Teksas kasabaları gibiyiz.

En azından şehitlere saygı için dursalar.

X