28 Şubat bitti mi?

ALİ Kalkancı yakalanmış...

Hani 28 Şubat’ta Fadime ile Emire adlı iki kızın arasında kalan tuhaf bir "sahte şeyh" vardı ya...

İşte o adam...

Az tiyatro çevirmediydi o günlerde...

İster "tevafuk" deyin, ister "tesadüf"...

28 Şubat’ın yıldönümüne iki gün kala Ali Kalkancı’nın uyuşturucudan yakalandığını öğrenince...

Çağrışım yaptı ve bir emekli genelkurmay başkanımızın "28 Şubat bin yıl sürecek" şeklindeki açıklamasını anımsadım...

Ve durup dururken...

"28 Şubat gerçekten bitti mi?" sorusunun peşine düştüm...

* * *

Bazıları şöyle diyebilir:

"Bin yıl falan sürmedi... 12 yılda işi bitti... Bitti... Yenildi... Ezildi... Hem de bitmesine daha 988 yıl varken..."

Bence bunu diyenler fena halde yanılıyorlar...

Eğer 28 Şubat’ın sadece Tayyip Erdoğan’ın önünü kesen bir dalga olduğu düşünülüyorsa...

Doğrudur, 28 Şubat bitmiştir...

Ama eğer 28 Şubat, türban yasağı ya da imam hatiplerin önünün kesilmesi gibi uygulamaların yerleştiği bir tarih ise...

Bitmemiştir... Devam etmektedir...

İsterse eski mücahitlerin hepsi, memleketin bütün tersanelerini zapt etsinler...

İsterse Tayyip Erdoğan, gerçekten padişahlığını ilan etsin...

İsterse AKP yüzde 60 alsın...

İsterse Erdoğan, "álem buysa / kral benim" desin...

Değil mi ki...

Türban yasağına dokunamıyor...

Değil mi ki...

İmam hatiplerin önünü açamıyor...

O halde 28 Şubat bitmemiştir...

Peki 28 Şubat süreci, 988 yıl daha sürer mi?

İşte bu konuda emin değilim...

Empati dersleri

BİR Biz bu sütunlardan gün aşırı Yeni Şafak Gazetesi’nin patronu Ahmet Albayrak’a mektuplar yazsak... Desek ki, "Ahmet Bey, sen iyisin hoşsun da, Fehmi Koru ile bu iş olmuyor... Gazeten bir türlü tiraj almıyor... Álem sana yandaş diyor... Fehmi Koru hep fasıl dinliyor... Sana biraz da arya dinleyen adamlar lazım"... Evet, böyle desek... Acep Fehmi Koru bizim bu türden yazılarımız üzerine ne türden bir feryat ü figan attırır dersiniz?

İKİ Devir Mesut Yılmaz’ın devriydi... Yeni Şafak’a polis baskını düzenlenmişti... Gazetenin patronlarından biri içeri alınmış ve işkenceden geçirilmişti... O dönemde hiç kimse çıkıp da, "Bak Ahmet Albayrak... Yanlış yoldasın... Mesut Yılmaz’a biat etmedin... Etrafına Tayyipçileri doldurdun... Başına neler geldi?" diye yazmadı... Eğer yazsaydı, acep Fehmi Koru ne türden duygular içine girerdi dersiniz?

CHP’nin kadim sorunları

BİR Ya meydanları sevmiyorlar ya da heyecanları yok... Belki de çalışkan değiller...

İKİ Hepsi çok kibar... Tayyip Erdoğan gibi bir rakibin karşısında biraz fazla süt kuzusu kaçıyorlar...

ÜÇ Emekli öğretmenlerin duyarlılıklarını tatmin etmek uğruna yaptıkları açılımları cesaretle savunamıyorlar.

DÖRT En fevri anlarında bile cümleleri en doğru şekilde kurmaya çalışıyorlar... Bu durum öfkelerinin halka sirayet etmesine engel oluyor...

BEŞ En konuşmaları gerektiği zamanlarda susuyorlar... En susmaları gerektiği zamanda konuşuyorlar...

ALTI Parti içinde yükselen bir adama gıpta etmek yerine haset ediyorlar...

YEDİ Uzun anlatıyorlar... Sıkıcı oluyorlar... Yorucu oluyorlar...

SEKİZ Sadeleştiremiyorlar... Çerçeve çizemiyorlar... Fazlalıkları atıp işin özüne inemiyorlar...

DOKUZ Rakiplerini küçümsüyorlar, tepeden bakıyorlar...

ON Fark yaratamıyorlar, radikal adımlar atamıyorlar, toplumu sarsamıyorlar...

* * *

Neyse... Neyse...

Daha fazla yazamayacağım...

Zira bu liste böyle uzar gider...
Yazarın Tüm Yazıları