"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

27 Nisan andı

YAŞAR Büyükanıt komutasındaki “Türk ordusu”nun bir gece yarısı “e-muhtıra” vermesinin üzerinden tam iki yıl geçmiş.

İki yıl geriye gittim ve o gün ne yazmıştım diye baktım.

Yazdıklarım “muhtıra yalakalığı” kapsamına girmese de pek hoşuma gitmedi...

Bu nedenle...

“E-muhtıra”nın yıldönümünde bir “27 Nisan Andı” kaleme aldım. Günah çıkararak takdim ediyorum:

* * *

Ey Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı!

Bundan böyle...

İktidar ne kadar kifayetsiz, başbakan ne kadar ceberut, kabine ne kadar dirayetsiz, şartlar ne kadar müsait olursa olsun...

Asker kanadından sivil kanadına gelecek her türlü muhtıraya karşı, bir Hasan Cemal cesaretiyle direneceğime...

“Hükümet de dikkatli davranmalıydı” ya da “Başbakan da çok ileri gitmişti” gibi cümleler kurmayacağıma...

“Şartları siviller hazırlıyor / Asker ne yapsın” türünden meşruiyet sağlayıcı argümanlar geliştirmeyeceğime...

İşbaşındaki hükümetten 87 nedenden dolayı nefret etsem de...

Kabinedekileri günahım kadar sevmesem de...

Başbakan’ın devrileceği günü dört gözle beklesem de...

Belinde silah olan güçten, belinde silah olmayan güce karşı gelecek her türlü tehdide var gücümle itiraz edeceğime...

“Ama” demeyeceğime, “gerekçe” üretmeyeceğime, “bahane” bulmayacağıma...

Namusum ve şerefim üzerine ant içerim. Varlığım Türk demokrasisine armağan olsun!

Cerrah’ın gitmesi için altı neden

BİR: Bir eve sığınıp sağa sola ateş açan, bomba atan bir teröristi etkisiz hale getirmek amacıyla tam iki kişinin ölümüyle sonuçlanan bir operasyona imza attığı için...

İKİ: Önleyici istihbarattan olay yerinde önlem almaya kadar bir dizi olmazsa olmazı yerine getirmediği için...

ÜÇ: Her olayın ardından “İstanbul’da olumsuz bir durum yaşanmadı” diye demeç patlattığı için...

DÖRT: “Silahlı çatışma izlerken vurulup ölmek” gibi çok acayip bir olguyu bizlere yaşattığı için...

BEŞ: En başta konulması gereken yayın yasağını en sonda koydurmayı akıl edebildiği için...

ALTI: “Terörist sayısı bir iken böyle ise üç iken ne olacaktı?” sorusunu sordurduğu için...

Türk şiirine b.k girdi

“BÜYÜK Doğu” dergisine yetişemedim ama Nuri Pakdil’in katışıksız tuhaf ve ödünsüz Öz-Türkçe dergisine yetiştim... Parayla ilk satın aldığım edebiyat dergisi, Pakdil’in “Edebiyat” dergisi idi...

Ardından “Mavera” dönemi başladı...

Sonra başka dünyalara açıldım: “Varlık”, “Hürriyet Gösteri”, “Adam Sanat” falan...

Solcu şairler ile İslamcı şairleri buluşturan “Şiir Atı” dergisini heyecanla izledim... “Yönelişler”, “Yedi İklim” gibi sofistike dergileri de her ay başı satın aldım...

Sonra birdenbire “Gergedan” dergisi girdi hayatıma... Birinci hamur kâğıdı, kocaman boyutları ve öğrenci harçlığını epey zorlayan fiyatıyla küstah, aldırmaz, başına buyruk, ezen bir dergiydi “Gergedan”...

“Gergedan”dan sonra bir daha iflah olmadım: Edebiyat dergisi tiryakiliğimin sonuna gelmiştim...

Kısacası...

Geçenlerde Birgün Gazetesi’nde şair Onur Caymaz’ın yazısını okumasam “Kitaplık” adlı saygın edebiyat dergisinde çıkan “b.k’lu şiir”den haberim olmayacaktı.

Olay şudur:

Ahmet Güntan adlı şairimiz, “Kitaplık” dergisinin son sayısında “b.k üzerine tezler” diye isimlendirebileceğimiz bir şiir yazmış.

Öyle bir şiir ki, her bir dizesinden lağım kokusu fışkırıyor.

Şöyle dizeler var şiirde:

“Nimetten arta kalandır - yeşil / katı - sarı / yumuşak - kahverengi / uzun - su gibi olan, pis kokar, ince uzun...”

Of... Daha fazla alıntılayamayacağım, midem kaldırmıyor.

Hemen söyleyeyim: O “necaset maddesi”, şiirin bütün dizelerinde âlâyı vâlâ ile ağırlanıyor.

* * *

Hadi edebiyatın edepten geldiğini bir an için unutalım...

Hadi mide bulantısını da geçelim...

Hadi Sevan Nişanyan’ın karısına karşı yaptığı o “b.k’lu eylem”i anımsayıp “entelektüel âlem şeyinde boncuk arıyor” diye laflar etmeyelim...

Hadi Ahmet Güntan adlı şairin “şiirden kaçış” sorununu çözmek maksadıyla işi dikkat çekme çabasına vurduğu gerçeğini de geçelim...

Ama geçemeyeceğimiz bir şey var:

Ne yani “Kitaplık” gibi kaliteli bir edebiyat dergisi, artık mide bulantısı eşliğinde mi okunacak?

Derginin yayınlayıcısı “Yapı Kredi Yayınları” uyuyor mu?

X